SON DAKİKA :


Online Gazete

RESMİ İLANLAR
E-Bülten

 

gerçek gündem

Reklam Alanı

Anket

Yeni sitemizi beğendiniz mi?


Oy Ver


Hava Durumu

ADANA ADANA ADANA
Üç Günlük Hava Tahmini
ADANA




İstatistikler


HSYK KARARI IŞIĞINDA: MİT TIRLARI, İLHAN CİHANER,MUSTAFA BALBAY,MEHMET HABERAL,HANEFİ AVCI YARGILAMALARI DAHİL FETÖ’NÜN TÜRK YARGISINDAKİ İBRETLİK İHANETİNİN BELGELİ ÖYKÜSÜ!
HSYK KARARI IŞIĞINDA: MİT TIRLARI, İLHAN CİHANER,MUSTAFA BALBAY,MEHMET HABERAL,HANEFİ AVCI YARGILAMALARI DAHİL FETÖ’NÜN TÜRK YARGISINDAKİ İBRETLİK İHANETİNİN BELGELİ ÖYKÜSÜ!

 

 

FETÖ/PDY  kısa adı ile bilinen Fethullahçı Terör Örgütü Parelel Devlet Yapılanmasının Türk Yargısı içindeki yaptığı ihanet ile hukuk düzenine reva gördüğü tahribat ibretlik biçimde 15 Kasım 2016 tarihinde 203 Hakim ve Savcının meslekten çıkarılması gerekçesinde ortaya konuldu.

HSYK Genel kurulunun bu konudaki 68 sayfa tutan gerekçeli kararı 203 Hakim ve Savcının meslekten çıkarma kararının yayınlandığı resmi gazetede yayınlandı.

Adana’daki MİT tırlarının durdurulmasından, İlhan Cihaner’in gözaltı ve tutuklanmasına,Mustafa Balbay,İlhan Cihaner,Tuncay Özkan’ın sözde yargılamalarına kadar Yargı içindeki bir çok usulsüzlük eyleminin nasıl gerçekleştirildiği,Terör yapılanmasının Mahkemeleri amacına nasıl alet ettikleri HSYK’ya intikal eden soruşturma dosyaları ışığında gerekçeli biçimde ortaya konuldu.

Türk Hukuk Tarihine kara bir leke olarak geçen FETÖ terör yapılanmasının adliyedeki uzantılarının yaptıklarını HSYK Genel kurulunun 15 Kasım 2016 tarihli 2016/440 numaralı ibretlik kararını kamuoyunu bilgilendirmek için baştan sona yayınlıyoruz.

HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU GENEL KURUL KARARI

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu, 6087 sayılı Kanun'un 29'uncu maddesi gereğince aşağıda isimleri yazılı üyelerin katılımı ile 15/11/2016 tarihinde toplandı.

I - SORUŞTURMA SÜRECİ ve İNTİKAL: Yaklaşık yarım asırdır Türkiye'nin sosyo-politik gündeminde sözde dini referanslar üzerinden kendisine toplumsal ve kamusal bir varlık ve meşruiyet zemini inşa eden, sosyolojik bünyesi itibariyle mütesanit bir dokuya sahip olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, müntesiplerini ilgili yapıya tümden sadakat ilkesi çerçevesinde doktrine etmiş, yapı mensuplarının ahlâk ve hukuk dışı her türlü eylemlerini mübah görmüştür. Mistik bir otoriteye (mehdîlik) inanmışlıkla, yandaşları için merkezi sınavlarda soru çalma, masumiyet karinesini çiğneyerek, haklarındaki suçlamayı dahi bildirmeden insanları yıllarca ceza infaz kurumunda tutarak hürriyetlerini kısıtlama şeklindeki eylemlerinde olduğu gibi kişi haklarını pervasız biçimde ihlal etme, kayırma, yalan söyleme, delil uydurma, iftirada bulunma gibi ahlâk ve hukuk dışılıkları gerçekleştirmekte ve hedefleri uğruna suç işlemekte herhangi bir beis görmemişlerdir. Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt üyeleri ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütte, sözde lider Fetullah GÜLEN tarafından verilen; "-Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin! -Türkiye’deki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım, erken sayılır. -Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır. -Arkadaşlarımız o sahada kabiliyetlerini geliştirmeli, müktesebatlarını geliştirmeli esas ve zannediyorum iki yanlı olmaları itibariyle de sergileyecekleri performansta da daima takdir toplayacaklardır. Yani bu bizim cepheyi öğrenmeleri lazım arkadaşların. Yani bizim hukuk sistemimizi didik didik etmelidirler, biz bir taraftan çalışıp onların istifade edecekleri şekle getirmeliyiz, onu öyle formüle etmeliyiz, öyle tertip ve temkide tabi tutmalıyız. -Allah'ın Resulü kuvvet dengesinin olmadığı bir yerde ortaya atılmasının hezimet ve mağlubiyetle neticeleneceğini herkesten iyi değerlendirdi ve bu sebeple de stratejisini hep temkin ve tedbirle örgütledi. Denge gözetilmediğinde hezimet ve mağlubiyetin kaçınılmaz olduğu şartlarda kahramanlık gösterisi ihanettir. -Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım… yani her şey bir oyundur. Kungfu gibi oyun, tekvando gibi bir oyun, judo gibi bir oyun her zaman insan hasmını yenmesi öyle yumruk vurup yere sermesi gibi bir şey değildir, Bazen hasımdan kaçmak, bile çok önemli bir manevra (kesinti var) çok iyi bilecek, çok iyi planlayacak ona göre yürüyeceksiniz. Kuvvet dengesi, olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız, teknik, taktik, yerine sizin kalbiniz önemlidir. -Ben yine kuvvet dengesinin olmadığı için şahsen o yol yerine kendi düşüncemi yayma, kendi düşünce sistemim adına varlığı her tarafı fethetme, ele geçirme yolunu şahsen tercih ederim. -Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.

 

       Toplumun büyük kesimlerine, büyük kısımlarına, bu duygu ve düşünceyle ulaşma açısından, belli bir noktaya, belli bir kıvama gelecekleri ana kadar, bu şekilde hizmet etmeleri şart, zaruri, lüzumlu…yanlışı telafi edemeyiz. -Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz. -Yüzlerce arkadaşlar, yüzlerce diyorum tabi. Türkiye’nin içinde binlerce yurt dışında burs veriyorlar. Amerika’da otuz küsur değişik üniversitelerde kariyer yapıyorlar. Kariyerin yapılmasının yanında kariyer yapmanın yanında ada aynı zamanda bu arkadaşlarımız orada hizmette yapıyorlar ve bu iki üç senelik ömrü olan bir şey. Daha öncede vardı üç beş arkadaş ama fakat bunlar Allah'a çok şükür organize edildi. Himmetler belli bir noktada…(kesinti) edildi. Ve şimdi orada çok iyi güdülüyorlar Allah’ın inayet ve keremiyle her sene de besleniyorlar. İngiltere’den Almanya’ya oradan Avusturalya’ya oradan Amerika’ya kadar her yerde kariyer yapan arkadaşlarımız besleniyorlar. Ve bu arkadaşlar bizim gayeyi hayalimize göre gelecekte o dünyalardaki üniversitelerdeki bizim tebliğcilerimiz olacaklar. Türkiye’ye döndükleri zaman da burada el üstünde üniversitelerdeki hocalarım olacaklar. -Dünyada satın alınmayacak adam yoktur. Sadece fiyatları farklıdır. Birini az fiyata birini çok fiyata alırsın." Şeklindeki talimatlar, bir yandan kadrolaşmanın örgüt için arz ettiği önemi, diğer yandan ise, kadrolaşmanın Anayasal düzeni ele geçirmek için izlenen bir stratejik yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Gizlilik ve takiye kültürünü kuruluş felsefesi olarak belirleyerek yıllar yılı kendini saklamayı başarmış olan FETÖ/PDY terör örgütü, bu süre boyunca legal görünürlüğe önem ve öncelik atfetmiş, böylece toplum içindeki meşruiyetini de sorgulanamaz bir biçimde tahkim etmeye çalışmıştır. Bu görünürlülük biçimleri kimi zaman bayrak hassasiyeti, kimi zaman Türkçe sevgisi, kimi zamanda toplumsal her katmanın bir şekilde uğrak yeri/geçiş yolu olabilecek sözde akıl ve bilim referanslı eğitim kurumları olmuştur. Ancak, bu eli kanlı terör örgütünün gerçek amaçlarını perdeleyen maske, dershane tartışmalarıyla (2013) yavaş yavaş inmeye başlamış ve nihayetinde hükümeti ve siyaseti dizayn etmeye yönelik gerçekleştirilen 17/25 Aralık bürokratik darbe girişimiyle de bu maske tamamen düşmüştür. Sonuçları itibariyle gerek Devlet gerek de Millet katında 17/25 Aralık bürokratik darbe girişiminin, bahse konu yapının (örgütün) bir yardım kuruluşu/hizmet hareketi olmayıp terör örgütü olduğu hususunda ortak vicdani bir kanaat (devlet ve kamuoyu nezdinde) oluşması bakımından bir terör faaliyeti ve terör örgütü olarak nazarı itibara alınmasının miladi tarihi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 17/25 Aralık bürokratik darbe girişimine müteakip ilk defa Devlet katında yüksek sesle FETÖ/PDY terör örgütünün silahlı bir terör örgütü olduğu açıkça vurgulanmış ve millet nezdinde de bu gür/kuvvetli ses makes/karşılık bulmuştur. Bundan sonradır ki yıllarca milletin saf/halis dini ve milli duygularını kullanarak gizli ve gayri meşru amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan bu örgüt Türk Milletinin gönlünden de bir daha dönüşü olmayacak bir biçimde kovulmuştur. Dini duyguları istismar etmek suretiyle güvenini kazandığı insanları yıllarca kendi kirli plânları doğrultusunda kullanan FETÖ/PDY terör örgütünün gerçek yüzünün anlaşılarak Devletin bu yapıyla etkin bir mücadeleye başlaması sonrasında, mensuplarını yeni ihdas edilen kadrolara yerleştirmek bir yana, mevcut kadroları korumakta zorlanan, tasfiye sürecine giren, ekonomik ve siyasi yönden zayıflayan örgütün “mağdur edebiyatı” stratejisi üstüne kurulu algı yönetiminden de bir sonuç alamayacağını ve geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini anlayan FETÖ/PDY terör örgütü ihanetler zincirini 15 Temmuz askeri darbe girişimiyle tamamlayarak, adeta ihanette sınırlarının olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

 

           15/07/2016 günü, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülkenin muhtelif yerlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yuvalanan, aralarında generaller ve amirallerin de bulunduğu subay, astsubay, uzman er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler aracılığıyla, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak ve Anayasal düzeni değiştirmek amacı ile eyleme geçtiği, bu kapsamda; saat 22:00 sularında İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinin silahlı terör örgütü üyeleri tarafından tank ve paletli zırhlı araçlar ile trafiğe kapatıldığı, İstanbul Yeşilköy Atatürk Havalimanı’nın tanklar vasıtasıyla sevki sağlanan örgüt üyesi askerler tarafından ele geçirilerek, 22:15 itibariyle havalimanına giriş ve çıkışların kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilerek tüm yurt içi ve yurt dışı uçuşların durdurulduğu, F-16 savaş jetleri ile havalimanı üzerinde alçak uçuş yapılarak yolcu uçaklarının iniş ve kalkış yapmalarının engellendiği, yine aynı saatlerde Sabiha Gökçen Havalimanı’nın ele geçirilmesi maksadıyla benzer bir girişimde bulunulduğu, Vatan Caddesi’nin giriş ve çıkışı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, Kuleli Askeri Lisesi başta olmak üzere stratejik öneme sahip karakollar, limanlar, köprüler ve meydanlarda, örgüt mensubu askerlerin tank ve zırhlı araçlar ile hâkimiyet kurmaya çalıştıkları, savaş jetleri ile ses hızını aşacak şekilde alçak uçuş yapan ve zaman zaman ses bombası atan örgüt mensubu askerlerin, korku ve paniğe sevk ederek halkın meydanlara çıkmasını engellemeye çalıştığı, milli iradeye sahip çıkmak üzere Boğaziçi Köprüsü’nde toplanan halkın üzerine uzun namlulu silahlar ile ateş açıldığı, çok sayıda sivil vatandaşın yaşamını yitirmesine sebebiyet verildiği, Eş zamanlı olarak Ankara’da milli egemenliğin oluştuğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü üzerinde F-16 savaş jetlerinin alçak uçuş yapmaya başladıkları, ağır silahlarla donatılmış helikopterlerin onlara eşlik ettiği, Meclis’te temsili bulunan tüm siyasi parti milletvekillerinin, demokrasiye ve Meclis’e sahip çıkmak üzere TBMM Genel Kurul Salonu’nda toplanmaları üzerine, Meclis ana binasının bulunduğu yerleşkenin bombalandığı, sokağa inerek, demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan vatandaşların üzerine helikopterlerden ateş açıldığı, çok sayıda vatandaşın şehit edildiği ve yaralandığı, Yenimahalle ilçesinde bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı binasına kobra tipi iki helikopterden ateş açılarak saldırıda bulunulduğu, Gölbaşı ilçesinde bulunan Polis Özel Harekât Eğitim Merkezi binasının tank ve savaş uçaklarının yoğun bombardımanına maruz kaldığı, saldırılar esnasında 47 özel harekât polisinin şehit düştüğü, halkın meydanlara çıkmasını engellemek amacıyla savaş uçakları ile sürekli sorti yapıldığı, TBMM, MİT ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü başta olmak üzere kamu binaları önünde, cadde ve meydanlarda toplanan vatandaşlara karşı uzun namlulu silahlar ile saldırıldığı, kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden silahsız ve savunmasız halkın üzerine rastgele ateş açıldığı, ülke genelinde gerçekleşen çatışmalar sonucu 246 kişinin şehit olduğu, 2.186 kişinin yaralandığı, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı tarafından 19/07/2016 günü saat 13:00’da yapılan basın açıklamasında, yaşanan süreç ile ilgili olarak kamuoyunun bilgilendirildiği, istihbarat bilgisi alındığı andan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından alınan tedbirlerin açıklanarak 15/07/2016 günü akşam saatlerinde terör örgütünce başlatılan darbe girişiminin 17/07/2016 saat 16:00 itibariyle tüm yurt genelinde bastırıldığının kamuoyu ile paylaşıldığı ve yazılı bildiride; her ne kadar darbe girişimi Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde başlatılmış olsa da, bunu yapmaya kalkışan hainlerin, halkımızın Peygamber ocağı olarak adlandırdığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin, vatanını, milletini, bayrağını seven ezici çoğunluktaki mensuplarıyla kesinlikle hiçbir ilgi ve alakalarının bulunmadığına, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, en genç erinden en yüksek rütbeli general/amiraline kadar tüm personeliyle demokratik hukuk sistemi içerisinde Devletin ve yüce Milletin emrinde, görevinin başında olduğu ifadelerine yer verildiği, Mülkiye, adliye, emniyet, eğitim ve ordu içerisindeki kadrolaşmasını tamamladıktan sonra Anayasal düzeni yıkarak rejimi değiştirmek için artık zamanın geldiğini düşünen FETÖ/PDY'nin, 15/07/2016 günü Cumhuriyet tarihinin en kanlı darbe girişimine imza atması, büyük bir duyarlılık göstererek rejimi korumak ve demokrasiye sahip çıkmak adına canları pahasına sokağa dökülen halkın, mermi sağanağına, üzerlerine sürülen tank ve askeri araçlara, jetlerden atılan bombalar ile helikopterlerden açılan ateşe göğsünü siper ederek, Türk Kurtuluş savaşında emsali görülebilmiş bir mücadeleyle rejime kasteden saldırıyı püskürtmeleri sonrasında, devletin kılcal damarlarına sızan, örgütün nihai hedefi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kurumlarını ele geçirmek için devlete ve kendinden olmayan herkese karşı ne zaman ve ne şekilde saldırı yapacakları belirsiz olan, hukuku silah olarak kullanmaktan çekinmeyen ihanet çetesi mensuplarının hukuk dışı iş ve eylemlerine son vermek adına bazı tedbirler alınması zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda; cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye yahut Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs eden Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yapılanmış FETÖ/PDY terör örgütü mensupları hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca re‘sen soruşturma başlatıldığı, soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü'ne tüm Cumhuriyet Başsavcılıklarına ulaştırılması ricası ile talimatlar yazıldığı, şüphelilerin malvarlıklarına tedbir konulması için talepte bulunulduğu, şüphelilerin pasaportlarının iptali ve varsa yurtdışına çıkış bilgilerinin bildirilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğü'ne yazılar yazıldığı, olay günü kurum binalarına ait kamera görüntülerinin getirtilerek bilirkişiye inceleme için tevdi edildiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisak düzeyinde de olsa bağlantısı tespit edilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden, 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 94'üncü maddesi kapsamında ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu tespitinden hareketle genel hükümler kapsamında adli soruşturmaya başlanıldığı ve hâlen devam ettiği, Anılan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu müfettişleri tarafından düzenlenen ön raporlarda, ilgililere isnat olunan eylemlerin nitelikleri itibariyle meslekten çıkarmayı gerektirir ağırlıkta bulunduğunun, ilgililerin göreve devamlarının yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceğinin bu sebeple haklarındaki soruşturma sonuçlanıncaya kadar 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 77'nci ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin 40'ıncı maddeleri uyarınca tedbir cümlesinden olarak görevden uzaklaştırılmalarının talep edildiği, ön raporların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığı kanalıyla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'ne intikali üzerine, Daire Başkanının, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun 30/2'nci maddesi ile 04/07/2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 4/6'ncı maddesinde düzenlenen yetkisine istinaden yaptığı olağanüstü toplantı çağrısı üzerine toplanan Dairenin, 10/08/2016, 24/08/2016, 07/09/2016, 08/09/2016, 13/09/2016, 18/10/2016, 21/10/2016 ve 25/10/2016 tarihli olağanüstü toplantılarında ihbarlarda adı geçen adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile idari yargı hâkimlerinin, 15/07/2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüyle bağlantılı olduklarına dair delil ve şüphenin bulunduğuna, ilgililerin görevlerine devamlarının, soruşturmanın selametine, yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceğine kanaat getirilmekle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 77/1'inci ve 81/1'inci maddeleri gereğince ayrı ayrı olmak üzere tedbiren üç ay süreyle görevden uzaklaştırılmalarına oy birliği ile karar verdiği,

 

         Bakanlar Kurulu'nun 20/07/2016 tarihli kararıyla, Anayasanın 120'nci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu'nun 3'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendine göre, ülke genelinde 21/07/2016 günü saat 01:00'dan itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verildiği, bu kararın TBMM Genel Kurulu tarafından 21/07/2016 tarihli ve 1116 sayılı kararla onaylandığı, daha sonra Bakanlar Kurulu'nun 05/10/2016 tarihli kararıyla, ülke genelinde devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/10/2016 çarşamba günü saat 01:00'dan geçerli olmak üzere 3 ay süre ile uzatılmasına karar verildiği ve bu kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından 11/10/2016 tarihinde onaylandığı, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 Sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1'inci maddesinde; 'Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir...' düzenlemesine yer verildiği, 667 Sayılı KHK'nın 3'üncü maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile diğer bilgi ve belgeler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin incelemesine sunulmuştur.

 

II- FETULLAHÇI SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ (FETÖ/PDY) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1'inci maddesinden hareketle terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla her türlü suç teşkil eden eylemleri işleyecek kişi veya kişilerin mensup olduğu örgüt olarak tanımlanabilir. Siyasi amaç unsuruyla diğer örgüt türlerinden ayrılan terör örgütleri, zaman zaman kavramın dışına taşacak kadar çok çeşitli biçimde sınıflandırılmaktadır. Birleşik Devletler'de kurulan The Task Force ulusal güvenlik danışma heyetine göre, terörizm altı gruba ayrılabilir: sivil itaatsizlik, siyasi terör, (bireysel ya da kolektif çıkar amaçlı) siyasi olmayan terör, terör benzeri etkinlikler, sınırlı siyasi terör ve devlet terörü. Polisiye niteliği ağır basan bir başka tasnifte, solcu marjinalizm, sağcı marjinalizm, tek hedefli terörizm, dini terörizm, ulusal ya da etnik terörizm, ırk temelli nefret terörizmi, narko-terörizm ve siber terörizm kategorilerine rastlanmaktadır. Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütleri genellikle dört gruba ayrılarak incelenmektedir. Bunlar Marksist-Leninist ideoloji çerçevesinde hareket eden terör örgütleri, bölücü-bölgeci terör örgütleri, dini temel alan terör örgütleri ve yurt dışı kaynaklı terör örgütleridir. Bu örgütlere sırasıyla, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi / Cephesi (DHKP/C), Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Hizbullah ve Ermeni Gizli Ordusu (ASALA) örnek verilebilir. Bir terör örgütünün varlığının kabul edilebilmesi için, örgütlü bağlılık, üyeler arasında görev bölüşümü, kod isimleri, bir hiyerarşi ve bu örgütün ideolojisini savunan insanların olması gerekir. FETÖ/PDY mensuplarının hücresel şekilde birbirleriyle bağlantıları, kendi aralarında bir rapor, talimat alışverişi bulunmaktadır. Alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya doğru talimat verilmekte, örgüt mensuplarının, kendilerine yeni örgüt mensupları kazanma faaliyetleri bulunmakta, yeni çocuk ve gençler örgüte alınmakta, eğitilip, yetiştirilerek bu örgütün kadrolarına ilave edilmektedir. Örgütün eğitim malzemeleri, kitabı, bildirisi, ideolojisini anlatan belgeler, evraklar, dokümanları, ordu ve emniyet içerisinde teşkilatlanmış silahlı gücü bulunmaktadır. FETÖ/PDY de diğer terör örgütleri gibi bir inanca dayanmaktadır. Fetullahçı Terör Örgütü, üyelerinin uğrunda zorluklarına katlanabildiği, fedakârlıkta bulunduğu, amacına yönelik bir şeyler yapabildiği, bir inanç, bir ideoloji sistemidir. Örgüt kadrolarının sızdığı devletin güvenlik kurumlarının silahlı olması ve bu silahları kullanma yetkisinin bulunması, örgütün silahlı ve askeri eğilimini göstermesi açısından çok önemlidir. Hasan Sabbah'ın çevresinde kümelenen Haşhaşilerin, yaklaşık bin yıl kadar önce afyon çekip fedailerini kullanarak devlet görevlilerini öldüren bir terör örgütü olarak ortaya çıkmalarında olduğu gibi FETÖ/PDY üyeleri de mutlak itaat ve cennete kavuşacakları saiki ile hareket ederek devlet içinde suikast benzeri hareketlere başvurmuştur. Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden örgütün, dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi ve devleti ile barışık olması beklenirken devleti kendisine hasım ve karşı cephe olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve Türkiye’ye gelmekten ısrarla imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, diğer terör örgütleriyle temas kurması ve onlara istihbarat, lojistik, eylem tarzı türü destek sağlaması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan organize bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır.

 

 

FETÖ/PDY'NİN KURULUŞU

 

1) FETÖ/PDY'nin Kuruluşu: Örgütün temelleri, sözde lider Fetullah GÜLEN tarafından 1966 yılında atılmış, 1970'li yıllara kadar Yeni Asya Grubu içerisinde yer alan GÜLEN, bu tarihten sonra İzmir Kestanepazarı Kuran Kursu'nda görev yaptığı dönemde çevresinde bulunan arkadaşları ile dini motifleri istismar etmek suretiyle örgütün çekirdek kadrosunu oluşturarak müstakil hareket etmeye başlamış, faaliyetlerini daha ziyade l3-18 yaş grubundaki öğrenciler ve genç kesim üzerinde yoğunlaştırarak, teyp ve video kasetlerine çekilen konuşmaları ve sohbet toplantıları aracılığıyla görüşlerini ulaştırdığı sempatizan grubu ile birlikte kendi adıyla anılan örgütü kurmuştur. İslami düşünceyi topluma yayma gayretinde olduğu izlenimi veren, kendini içinde bulunduğu sosyo-politik koşullara çok iyi uyarlayan, dönemsel iktidar dengelerini okuyarak siyasi partilerden özerk kalmaya özen gösteren GÜLEN, “Din, siyaset ve para” üçgeninde etkinliğini artırarak örgütünü geliştirmiş, duygusal (ağlamaklı tarzı) ve fiziksel öğeleri de katmak suretiyle kullandığı hitabet tarzı ile başta nurcular olmak üzere diğer dini çevreleri etkilemiştir. Örgüt, 1978 yılında yayınlanmaya başlayan Sızıntı Dergisi ile basın yayın ve propaganda alanında yeni bir güç kazanmıştır. Bir din adamının tersine, içinde bulunduğu güç dengesine ve şartlara göre tutum ve davranışlarını değiştiren GÜLEN, hakkında arama kaydı konulmasına rağmen, 12 Eylül Askeri Darbesinin hemen öncesinde, yapılan askeri darbelere desteğini vurgulamış, kendisine bağlı Sızıntı Dergisi’nin Haziran 1979 tarihli sayısında yer alan “Asker” adlı başyazısını; “Onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa onda mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçilmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve onu tutan sancağa binlerce selam” cümleleriyle; 12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında yine Sızıntı Dergisi’nin Ekim 1980 tarihli sayısında kaleme aldığı “Son Karakol” başlıklı yazısını da; “Ümidimizin tükendiği yerde Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz” ifadeleriyle sonlandırmıştır. 1990'lı yılların başından itibaren yurt dışına açılmaya başlayan örgüt, hızlı bir büyüme ile kısa bir zaman dilimi içerisinde, dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösterir hale gelmiştir.

 

FETÖ/PDY'NİN AMACI

 

2) FETÖ/PDY'nin Amacı: 1970'li yıllardan günümüze kadar uygulamış olduğu örgütlenme yöntemleri, taktik ve stratejiler bütüncül bir bakış açısıyla incelendiğinde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kuruluş yıllarından itibaren toplumun dini duygularını istismar ederek “Himmet” adı altında topladığı maddi kaynaklar ile yurt içi ve yurt dışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseselerinde kendi amaç ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirdiği öğrencileri, özetle insan kaynağını, ekonomik ve siyasi gücünü, örgüt ideolojisi doğrultusunda kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasal kurumlarında (yasama, yürütme, yargı erklerini) kadrolaşmayı ve aynı zamanda uluslararası platformlarda da etkin bir güç haline gelmeyi hedeflediği, Bu kapsamda örgütün; tabanında bulunan insanların dini duygularını kullanarak kaynak ve meşruiyet devşirmeye çalıştığı, öğrenci seçme ekipleri ile köy ve semtlerden topladığı gençleri, bünyesindeki vakıf, ışık evleri, okul ve dershaneleri marifetiyle ideolojisi doğrultusunda yetiştirerek insan gücü elde ettiği, Devlet modeline paralel bir örgütlenme ile gizlice başta siyaset, mülkiye, adliye, askeriye ve emniyet olmak üzere devletin tüm kılcal damarlarına sızdığı, yurt, okul, dershane ve ışık evlerinde, beyin yıkama metotları ile sorgulamayan, düşünmeyen, mutlak itaati esas alan yapıya bağlı insan tipi yetiştirdiği, dinler arası diyalog adı altında, diğer dinlerin temsilcileri ile görüşerek, kendisini İslam adına muhatap göstermeye çalıştığı, şirket birlikleri ve konfederasyonlar kurarak kendisine bağlı bir zenginler kulübü oluşturmaya ve böylelikle ulusal ve uluslararası ticarette söz sahibi olmaya çalıştığı, ÖSS, YDS, DGS, ALES, YÖS, ÜDS, KPDS, TUS, KPSS, askeri okullara giriş sınavı, polislik sınavı, hâkim adaylığı sınavı başta olmak üzere birçok sınav sorularını hukuka aykırı yollarla ele geçirerek, kendi mensuplarının eğitim kurumlarına veya kamu kurumlarına yerleştirilmesini sağladığı, ürettiği sahte belge ve delillerle, örgüt mensubu olmayan kişiler hakkında adli ve idari soruşturmalar açılmasını sağlayarak bu kişilerin haksız şekilde Devlet kadrolarından tasfiye edilerek yerlerine kendi örgüt elemanlarının yerleştirilmesini sağladığı, bu gibi yöntem ve araçlarla örgütün nihai amacına ulaşmaya çalıştığı anlaşılmıştır.

 

ÖRGÜTÜN SOSYO-KÜLTÜREL VE ZİHİNSEL YAPISI:

 

3) Örgütün Sosyo-Kültürel ve Zihinsel Yapısı: Örgüte üyelik için kesin bir kriter yoktur. Türk, kürt, laz, çerkez, ermeni, sünni, alevi hatta yapıya uzak gibi duran gruplardan, ateist ya da yahudi, hristiyan dinlerine inananlardan da paralel yapılanma içerisinde yer alanlar bulunmaktadır. Bir başka ifade ile FETÖ/PDY’ye üyelik için dindar olmak veya inançlı olmak şartı aranmadığı gibi müslüman olmak da gerekli değildir. Bu örgütün içerisinde her türlü suça bulaşmış, alkol müptelası, kumarbaz, hırsız, tefeci, rüşvetçi kişiler de vardır. Ancak örgüt anlayışında, dini vecibelerin yerine getirilmesi veya Kur'anın yasakladığı eylemlerden kaçınmaktan ziyade, "para" öncelik arz ettiğinden, himmetini veren kişinin işlediği suçun veya günahın bir önemi bulunmamaktadır. Meşru olmayan yollardan elde edilen kazançtan örgüte istenen pay verilmiş ise işlenen günahın ya da suçun üzeri örgüt tarafından organize şekilde örtülmektedir. FETÖ/PDY’nin örgütlenmesi askeri bir örgütlenmeden çok az farklar içermekte, sözde liderin verdiği kararı sorgulama anlamına gelecek her düşünce, eylem veya tavır kuvvetle ezilmekte, GÜLEN'in ve ona bağlı diğer yöneticilerin tüm talimatları, aklın da ötesinde bir kutsiyet kazandırılarak uygulanmaktadır. Sözde lider GÜLEN, söyledikleri ve yazdıklarıyla bağlı olmayıp ilahi bir emir olarak kendini din, ahlak, hukuk kurallarıyla bağlı saymamakta, örgütünü ve kendini, devlet düzeninin içinde değil önünde ve üstünde görmekte, örgüt mensuplarına göre söylediklerine aykırı hareket etme, onları değiştirme, her türlü yasağı kaldırma, yepyeni bir yasak getirme yetkisini haiz ve daha da önemlisi, dini hükümleri değiştirebilen bir otorite, insanüstü bir varlık olarak kabul edilmektedir. Öyle ki, bu insanüstü varlığın yarım bıraktığı yiyecek atığı veya suyu, içeceği bile olağanüstüdür. Örgüt üyeleri onun içtiği çay veya suyun artığını içmek için sıraya girer ve ona kutsiyet atfederler. O peygamberler, evliyalar ve diğer din büyükleriyle mana aleminde bulaşan ve görüşen onlarla istişare eden bir kimsedir. Ev ve yurtlardaki dini olduğu söylenen sohbetlerde işlenen önemli temalardan biri budur. Bir kimse bu temaya iman etmediği müddetçe gerçek bir üye olamaz yada onların ifadesiyle iman etmiş sayılmaz. Örgüt, üyelerine onu bir Mehdi, Mesih veya Muhterem olarak tanıtmaktadır. Mehdi ve Mesih ahir zamanda ortaya çıkacağına inanılan üstün vasıflı insanlardır. Muhterem ise onu aziz göstermek ve hatırı sayılan saygı duyulan bir kimse olarak topluma sunmak için son yıllarda sıkça kullandıkları bir ifadedir. Bu hususlar, örgütün hızlı bir şekilde büyümesine ve mensupların, örgütün sözde liderine mutlak bir bağlılık duymasına vesile olmuştur. Örgütün sözde lideri Fetullah GÜLEN’in teyp ve videokasetlerine çekilen konuşmalarına, kitaplarına ve çeşitli dergilerde yer alan başyazılarına erişim gelişen teknoloji ile birlikte kolaylaşmış, bu konuşma ve yazılarda geçen uyarılar ve tavsiyeler örgüt mensupları üzerinde GÜLEN'in kendi ifadesiyle birinci derecede hareket ettirici etkiye sahip olmuştur. Çocuğu olmayan örgüt mensupları, sözde liderlerini görmek için ABD’ye gidip Pensilvanya’da kendisinden aldıkları ''okunmuş hurma"yı yiyerek çocuk beklemektedir. Söz konusu halet-i ruhiye, yüksel tahsil yapmış örgüt üye ve mensupları için de geçerlidir. Örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıların inanmışlık ve örgütün sözde liderine bağlılık düzeyini göstermesi bakımından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'ne intikal eden 2016/5 Tedbir esas numaralı soruşturma dosyasına konu olan İstanbul 18'inci Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi İlhan KARAGÖZ’ün "Karar" kisvesi altında yazdıkları, yargı adına utanç verici niteliktedir. Adı geçen hâkimin, kamuoyunda "Balyoz davası" olarak bilinen ve TÜBİTAK’ta çalışan bilirkişilerin düzenleyerek Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuş oldukları bilirkişi raporunun gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği iddiasıyla ilgililer hakkında bilirkişilik görevini kötüye kullanmak suçundan açılan davada, 04/07/2016 tarihinde vermiş olduğu 577 sayfadan oluşan kısa kararda, FETÖ/PDY hakkında övücü ve propaganda niteliğinde ifadelere yer vererek, örgütün sözde lideri konumunda bulunan Fetullah GÜLEN’i “mehdi” ilan ettiği ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu Üyeleri ile yargı organları ve yine bir kısım kamu görevlileri hakkında alenen aşağılayıcı ve hakaret içerir ifadelere yer verdiği, ilgili kararda yer verilen; “İzzet ve azametine teslimiyetimi bildirmek, üzerimdeki nimetlerinin tamamlanmasını istemek, tevfik ve inayetinin devamını sağlamak için Allah teala'ya hamd ederim. Peygamberlik rütbesine eğildiğimi ifade etmek, Allah resulü olmasının bize yüklediği saygı hakkını yerine getirmek ve şefaatini dilediğimi açıklamak için en hayırlı kul olan Muhammed’e ve onun vesilesiyle al ve ashabına salat ve selam ederim… “Hiç boşuna uğraşmayın. Artık çözdüm! Recep Tayyip Erdoğan, AKP, tüm şürekası, avanesi, soytarıları hep birlikte, Doğu Perinçek de dahil olmak üzere, MİT, derin devlet ve "EPLİSMENT" üst aklıyla beraber bu ülkeye büyük kumpas kurmuşsunuz! Hep birlikte öyle bir kumpas kurmuşsunuz ki, adeta ilahi bir yardım olmasaydı belki ben de çözemeyecektim…” “Bir sürü yolsuzluğa ismi karışmış başka yerde bu olaylarla ilgili yürütülen soruşturmaları takipsizlikle kapatan tüm savcılık ve yargıçlık görevinde bulunan ve burada etkili olan Başsavcı ve vekilleri ile tüm Adalet Bakanlığı yetkilileri ve ona göre yetki ve atamaları yapan tüm HSYK üyeleri için burada suç duyurumuzu yapıyoruz ve eskisini de yenilemiş oluyoruz.” “İşte buradan ilân ediyoruz, Fetullah Gülen Hocaefendi Son Peygamber Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhivesellem Efendimizin kendi soyundan ehl-i Beytinden geleceğini haber verdiği ve bizim de hem Hazreti Ali ve hem de yine El-i Beytten olan Abdülkadir Geylani Hazretlerinin kitaplarından aktardığımız gibi o seçilmiş bir kişi olur ve Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali Peygamber Efendimizin halifeleri iken, Mehdi Aleyhisselam ayrı ve özel olarak son kez insanlığı doğru yola sevk ederek yanlışlıkları gösterecek özel bir insan olduğu için her ne kadar harikuladelikleri ve kerametleri olacak ise de zaten ortaya çıktığında birçok kişi hazır beklediği için ona biat edecek ve derhal tamir ve onarıma başlayacak ve kendisi her türlü hareket serbestisine sahip olduğu için nasıl ve ne şekilde davranacağını ve insanların nasıl yönlendirileceğini bildiği için Allah’ın Halifesi olarak Huruc edecektir..” “…VE EVET ERDOĞAN DA SON VE İSLAM’IN BÜYÜK DECCALIDIR..” şeklindeki ve dava dosyası ile ilgisi olmayan, suç unsurları da taşıyan ibareler, gerektiğinde mahkeme kararının da FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve ihtiraslarına feda edilebileceğini ve örgüt mensuplarına mesaj vermek üzere kullanılabileceğini göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.

 

PARALEL DEVLET KURMA ÇABALARI:

 

4) Paralel Devlet Kurma Çabaları: Örgütün özellikle siyaset, mülkiye, adliye, askeriye, emniyet ve bürokrasideki örgütlenmesi ile yasadışı faaliyetleri, muhtelif tarihlerde resmi kurumlar ve istihbarat birimlerince hazırlanan çeşitli raporlarla devlet arşivlerine girmiştir. Örgüt lideri Fetullah GÜLEN ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş, bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine Devlet kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir. Örgüt, yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda vakıf, dernek, özel okul, şirket, dershane, öğrenci yurdu, basın yayın kuruluşu, finans kurumu, sigorta şirketi ve radyo istasyonunu denetim altında bulundurarak; amacına uygun bir teşkilatlanmayı neredeyse başarmıştır.

 

ÖRGÜTÜN YÖNETİM MODELİ

 

5) Örgütün Yönetim Modeli: FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, tıpkı diğer yasadışı terör örgütlerinde olduğu gibi gizli ve hiyerarşik bir yapılanmaya sahip olup pelür kâğıtlar ile haberleşme, özgeçmiş raporu verme, mensuplar için kod adı kullanma gibi örgütsel taktiklerle yönetilmektedir. Bir yandan da örgüt mensuplarının tamamına belirli görev ve sorumluluklar yüklenerek mensupların örgüte bağlılıkları perçinlenmektedir. Örgütün, insanları beş farklı dereceye tabi tutarak sınıflandırdığı, bunlardan beş birlik olarak adlandırılan birinci sınıfı örgüte düşmanca davranan ve aleyhine mücadele eden kişilerin; beş ikilik olarak adlandırılan ikinci sınıfı düşman görülmemekle birlikte örgüte ilgi duymayan kişilerin; beş üçlük olarak adlandırılan üçüncü sınıfı hiçbir yardım ve katkıda bulunmaksızın örgütü seven kişilerin; beş dörtlük olarak adlandırılan dördüncü sınıfı doğrudan örgütün bir ferdi olmamakla birlikte örgüte her türlü yardımı yapan ve destekleyen kişilerin; beş beşlik olarak adlandırılan beşinci sınıfı örgüte mensup olup her şeyi ile kendisini örgüte adamış ve örgütü sorgulamayan kişilerin oluşturduğu, Örgüt mensuplarının iş ve özel hayatlarındaki bütün kararlarını, örgütün tasarrufuna bırakmış olmalarının altında yatan sebeplerden en önemlisi, bağlı oldukları imamların ve örgütün sözde lideri Fetullah GÜLEN'in hata yapmayacağına olan inançlarıdır. Hatta örgüt mensuplarının evlilikleri dahi çoğu zaman bağlı bulundukları imamların izin ve talimatları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Evlilik kararı veren örgüt mensubu bu durumu kendisinden sorumlu imama iletmekte, müstakbel eşini yine örgüte bağlı olan bayanların resimlerinin bulunduğu bir katalogdan seçmektedir. Böylelikle hem mensupların örgüte bağlılığı artırılmakta hem de örgütten ayrılma durumunda ayrılan kişilerin eş ve çocukları örgüt talimatı ile kendisinden uzaklaştırılarak baskı oluşturulmaktadır. Örgütün sözde lideri Fetullah GÜLEN'in "Ne olursanız olun makam şöhret başınızı döndürmesin. 'Sıfır' olun. Olun ki büyük rakamlarda büyük yerlerde kullanılasınız." şeklindeki sözleri, örgüt mensuplarının fonksiyonel değerini ifade etmekte olup GÜLEN'e göre bireysel olarak hiçbir anlam ifade etmeyen fertler, örgüt bünyesindeki faaliyetleri ile değer kazanmaktadır. Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, dini değerleri zamana ve şartlara göre kendi idealleri doğrultusunda yorumlaması, değiştirmesi, yok sayması, ülkesi ve Devletiyle barışık olmak yerine Devleti kendisine hasım olarak görmesi, açık ve şeffaf olmak yerine bir istihbarat örgütü gibi ''kod” isimler ve özel haberleşme kanalları kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetleri yurt dışından idare etmesi ve hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj, iftira, kumpas ve yasadışı yöntemleri kullanması, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, örgütün casusluk faaliyetlerini de gerçekleştirebilecek tarzda yapılandığını göstermektedir. Örgütün sözde liderinin kamuoyuna yansıyan bazı konuşmalarında örgütün hedeflerine ulaşması için gerçekleştirilen faaliyetlere ilişkin olarak örgüt mensuplarına aktardığı talimatlara göre, düşmanlardan bir adım önde olmak için istihbarat en önemli unsurdur, gerekli büyüklüğe, olgunluğa ve uygun şartlara ulaşmadan saldırıya geçilmemelidir, yeterli güce ulaşana kadar ılımlı gözükmeli ve alttan alınmalıdır, harekete geçmeden önce plânlama yapılmalı, plânsız hiçbir iş yapılmamalıdır, strateji ve taktikler kimseye söylenmemelidir, hatta bazı strateji ve taktikleri işin başında bulunan tek insan bilmelidir, nihai hedefe ulaşmak için her yol mübahtır.

 

ÖRGÜTÜN HİYERARŞİK YAPISI:

6) Örgütün Hiyerarşik Yapısı: FETÖ/PDY silahlı terör örgütü; coğrafi, sektörel ya da kurumsal anlamda "imam" olarak adlandırılan sorumlulardan oluşan bir çalışma düzenine ve hiyerarşik yapılanmaya sahiptir. Örgütün sözde lideri GÜLEN, örgüt mensuplarınca "Kâinat imamı", "Mehdi", "Mesih" olarak kabul edilmekte, Kâinat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte ve faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar; istişare kurulu, mollalar, tayin heyeti ve özel hizmet birimleridir. Yurt içi ve yurt dışı yapılanması bulunan örgütün yurtdışı yapılanmasını, kıta imamları ve onlara bağlı ülke imamları oluşturmaktadır. Her kıta imamının altında sorumlu ülke imamları bulunmakta, kıta ve ülke imamlarının koordinesinde o ülkenin alt yapı çalışması yapılmakta ve örgütün o ülke üzerindeki politikası belirlenmektedir. Örgütün yurt içi yapılanması ise, Türkiye imamı, bölge (eyalet) imamları, il imamları, küçük il bölge imamları (sadece büyük şehirlerde), ilçe imamları, semt imamları, mahalle imamları, ev imamları (abileri), talebe imamları, serrehberler, belletmenler şeklinde hiyerarşik bir yapı izlemekte ve örgüt tabanına yayılmaktadır. Türkiye'den sorumlu imama, beş bölge imamı, ona da bu beş bölgeyi oluşturan şehirlerden sorumlu imamlar bağlıdır. Her şehir, büyüklüğüne göre alt bölgelere, bölgeler semtlere bölünmüş olup her semte ayrı bir imam atanmaktadır. Semt imamlarının altında ise o semte bağlı ışık evlerinin imamları yer almaktadır. Bunun yanı sıra kamuda (Bakanlıklar ve taşra teşkilatları, yerel yönetimler, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, vb.) ve özel sektörde (Hukuk büroları, bilişim şirketleri, muhasebe firmaları vb.) faaliyet gösteren kurumlar için de örgüt tarafından imamlar atanmaktadır. Sözde lider Fetullah GÜLEN’in 1999 yılı içerisinde ABD’ye gitmesinden sonra Türkiye’deki faaliyetlere ilişkin sorumluluk Türkiye imamına geçmiştir. Ülke içerisindeki faaliyetler ülke imamına bağlı olarak yürütülmekte ve yapılan faaliyetler kurye aracılığıyla ya da doğrudan irtibata geçilerek GÜLEN’e aktarılıp onayı istenmektedir. Özel hizmet birimi imamları, tayin heyeti, yargı imamı, medya imamları, Türkiye mütevelli heyeti, kıta imamları, bölge imamları ve akademik kadro imamı doğrudan Türkiye imamına bağlıdır. Örgütün bir nevi omurgasını oluşturan ve günümüz itibarı ile elde ettiği konumu kazandıran özel hizmet birim imamları, örgütün ve sözde lideri GÜLEN’in en çok önemsediği ve değer verdiği imamlardır. Bu birim en geniş şekilde yargı, emniyet, mülkiye, TSK, MİT, milli eğitim ve akademik kadro imamlarından oluşmaktadır. Örgüt asıl gücünü özel hizmet birimlerinden almakta, ülkede yürütülen operasyonlar başta olmak üzere hemen hemen tüm faaliyetler bu birimler aracılığı ile icra edilmektedir. Örgütün büyük önem verdiği bu birimler, mahrem hizmetler birimi olarak da bilinmekte olup birimlerin yaptığı bütün işler özel bir gizlilik içerisinde yürütülmektedir. Bu birimlerde faaliyet gösteren tüm örgüt mensupları kod isim kullanarak, gerçek kimliklerini saklamaktadır. Özel hizmet birimlerinin deşifre olmaması için geliştirilen bir diğer tedbir de hücresel yapılanmadır. Her birim kendi içerisinde hücresel bir yapılanmaya sahiptir. Bir örgüt mensubu en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımaktadır. Yine bu birim içerisinde yer alanlar takip edilmemek için diğer örgüt mensuplarına nazaran daha fazla önlem almakta ve teknolojinin iletişim konusunda sağladığı imkânlardan kontrollü bir seviyede istifade etmektedir. Örgütün tüm yurt içi ve yurt dışı tayin işleri tayin heyeti tarafından yapılmakta, genellikle her yılın mart ayında yapılan tayinlerle ilgili olarak mayıs ayı içerisinde görev yerlerine gidilmesi talimatı verilmekte ve aradaki iki aylık süre, tayini çıkan örgüt mensuplarının alışma dönemi olarak kabul edilmektedir. Gerektiğinde doğrudan Fetullah GÜLEN ile irtibat kurabilen ve Türkiye imamına bağlı olarak hareket eden Yargı imamı, yargı içerisinde söz sahibi olabilecek şahıslar arasından seçilmektedir.

 

ÖRGÜTÜN İSTİHBARAT AĞI VE İLLEGAL YAPILANMASI

 

7) Örgütün İstihbarat Ağı ve İllegal Yapılanması: Örgütü güçlü kılan faktörlerin başında hiç şüphesiz etkin bir istihbarat ağına sahip olması gelmektedir. Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensupları elde ettikleri bilgileri ve temin ettikleri belgeleri örgüte aktarmakta, tüm bilgi ve belgeler büyük bir havuzda toplanmakta, bu bilgi ve belgeler amaca uygun hale getirilerek hasım cephedeki kişi ve kurumlar aleyhinde kullanmaktadır. Özellikle Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüklerinde bir bilgi, belge veya dosya aktarılacağı zaman örgüt mensupları sahte isimlerle tanımlanmış bir haber sitesini kullanmaktadır. Sahte bilgilerle üyelik oluşturulduktan sonra şifreler örgüt mensuplarına verilmekte, açılan internet sayfasında görüntü olarak haber sitesi bulunmakta, ancak görüntünün alt kısmında bulunan ikona dokunulduğunda yeni bir sayfa açılmaktadır. Bu sayfa üzerinde kimlerin online olarak bağlı olduğu görülmektedir. Bu şekilde dosya aktarımı veya veri paylaşımı yapılıp, şube müdürlüğü aracılığı ile elde edilen önemli bilgi ve belgeler haber sitesi portalı üzerinden toplanmaktadır. Kısaca devletin resmi makamlarında bulunan her türlü gizlilik içeren bilgi ve belge, örgütün bölge sorumlularına ulaştırılmaktadır. İstihbarat şube müdürlüklerinde takip edilen adli konular, cemaat sorumluları tarafından verilen talimatlar, açığı aranan şahıslara ilişkin dinleme bilgileri gibi dosyalar bu yöntem kullanılarak örgüt sorumlularına iletilmiştir. Bu sistem ancak çok önemli görülen durumlarda kullanılmakta, örgütün sözde lideri veya üst yönetim katından gelen talimatın doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlâki boyutunu sorgulamadan, emredileni yapan mutlak itaat ve tam teslimiyet gösterenler özel olarak kullanılmaktadır. FETÖ/PDY mensubu olmayan kamu çalışanlarına haksız yere birtakım idari cezalar verilmesi ya da davalar açmak suretiyle önemli görevlere gelmelerinin engellenmesi, sicillerinin bozularak yükselmelerinin önüne geçilmesi, yükselme sınavlarında kopya çekilmesi, şahıslar hakkındaki soruşturma dosyalarının ve ses kayıtlarının dava sonuçlanmadan algı operasyonları yaratmak amacıyla kamuoyuna el altından sızdırılması, Devletin gizli bilgi ve belgelerinin yayınlanması, Devletin imkânlarını kullanmak suretiyle FETÖ/PDY lehine istifade etmek üzere bilgi, belge ve görüntü temin edilmeye çalışılması, Devletin gizli arşivlerinde bulunması gereken bilgi ve belgelerin ilgili kurum dışına çıkartılması, FETÖ/PDY’nin “Altın Nesil” adıyla yetiştirip kamu kurum/kuruluşlarına yerleştirdiği mensuplarının bazı eylemleri olarak ilk etapta akla gelmektedir. Örgüt, bu eylemlerle, kendisinden olmayanların önünü kesmiş ya da kendisinden olmaya mecbur kılmıştır. FETÖ/PDY mensubu olmak, bazı kurum ve kuruluşlar içerisinde üst düzey görevlere gelebilmek için asli şart haline gelmiş olup, örgüte biat eden ve verilecek her türlü görevi yerine getirmeyi kabul eden şahıslar, en üst görevlere çıkartılmışlardır.

 

ÖRGÜTÜN HABERLEŞMEDE KULLANDIĞI YÖNTEMLER

 

8) Örgütün Haberleşmede Kullandığı Yöntemler: Öncelikle, tüm meslek grupları içinde örgüt mensubu kişiler yönünden silsile şeklinde ayrı bir hiyerarşik yapı bulunduran, bir meslek grubu içinde yer alan örgüt üyesinin, diğer bir meslek grubunda yer alan örgüt üyesini tanımadığı, bir örgüt mensubunun en fazla üç veya dört kişiyle irtibat kurduğu hücre tipi yapının benimsendiği bu örgüt için, örgütün tüm üyeleri arasında arasında haberleşme ağı ve bağlantısının aranması abesle iştigalden öteye gidemeyecektir. Örgüt mensupları tarafından haberleşmede kullanılan yöntemler: Ru be ru (yüz yüze), kurye kullanmak, cep telefonu, özel not, internet ağı, sosyal medya, basın yayın organları aracılığıyla genel açıklamadır. Birinci derecede iletişim şekli ru be ru (yüz yüze) şeklindedir. Buna göre, acil durumlarda görüşülmesi gereken bir kişi veya konu varsa mutlaka yüz yüze gerçekleştirilmekte, mecbur kalınmadıkça telefonla görüşme yapılmamaktadır. Örgütün en önemli haberleşme aracı mobil telefonlardır. Bu telefonlarda kullanılan hatlar genelde bir başkası adına ya da örgüt kontrolündeki kurum veya kuruluşlar adına kayıtlı olan, abone bilgilerinden gerçek kullanıcısına ulaşılamayan hatlardır. Örgüt mensuplarının kendi adlarına kayıtlı olmayan mobil telefon hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi, legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir. Örgütün üst düzey "abi” ve “abla"ları ise, abone bilgilerinden, sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebildiği başka ülkelerde kayıtlı mobil telefon hatları kullanmakta, yurt dışındaki okullarla irtibat için ise kiralık hatlar vasıtasıyla şifreli IP telefon kullanılmaktadır. Mobil veri ile iletişime imkân tanıyan Skype, Tango, Bylock, Line, Kakaotalk, Whatsapp vb. programlar da düşük maliyetli olması ve mesajlaşmaların şifrelemek suretiyle korunması sebebiyle sık tercih edilen haberleşme yöntem ve araçlarıdır. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmekte, özellikle örgütün sözde lideri GÜLEN ile haberleşmede çoğunlukla bu yöntem kullanılmakta, talimat almak yahut faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla ABD’nin Pensilvanya Eyaletine gidilerek sözde liderle yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat kendisinden alınmaktadır.

 

BASKI OLUŞTURMA

 

9) Baskı Oluşturma: Son yıllarda, ülkemizde bir korku imparatorluğu oluşturan FETÖ/PDY terör örgütünün baskı kurmak maksadıyla uyguladığı yöntemler hedef kişi veya kişilerin sayısı, hedef kişinin konumu, mesleği, görevi, toplumdaki statüsü, kişisel zaafları ve örgütün hedef kişiye beslediği husumetin derecesine göre farklılık göstermektedir. Serbest meslek erbabı bir şahsın, piyasadaki serbest rekabet şartlarına aykırı olarak ekonomik anlamda zarara uğratılması veya kamuda görev yapan örgüt mensupları tarafından sık sık denetlemelere tabi tutulması, yine, kamuda görevli bir kişiye mobbing uygulanması, kişinin terfi ettirilmemesi, stratejik görevlere getirtilmemesi, istem dışı tayin edilmesi, hak ettiği halde ödüllendirilmemesi, yurt içi veya yurt dışı hizmet içi eğitim imkânlarından mahrum bırakılması yahut disiplin cezalarına maruz bırakılması baskı oluşturma yöntemlerinden bazılarıdır. Örgütün kullanmış olduğu bazı yasa dışı yöntemler ise hedef şahsı hem madden hem de manen yok etmeye yönelik eylemlerdir. Kamu çalışanını, çalıştığı kurum ve kamuoyu nazarında itibarsızlaştırmaya veya suçlu göstermeye yönelik, şahsın özel hayatına ya da meslek hayatına ilişkin iftira niteliğinde iddialar içeren, kim tarafından gönderildiği tespit edilemeyecek şekilde isimsiz ve imzasız ihbar mektupları ya da elektronik posta iletileri göndermek, bu iddialardan yola çıkarak kişiler hakkında adli ve idari soruşturmalar başlatmak, kişileri aile, sosyal ve iş hayatında itibarsızlaştırmak, profesyonel olarak asıl yayın yapanın kim olduğunun tespit edilmesini engelleyecek şekilde yurt dışındaki çeşitli sunucular aracılığıyla hizmete sokulmuş internet sitelerinden özel hayatın gizliliğini ihlal edecek tarzda görüntü ve sesler yayınlamak, medya kuruluşları aracılığıyla internetteki bu tür yayınları söz konusu siteyi kaynak göstererek yayımlayarak daha geniş kitlelere duyurmak, güvenlik birimleri ya da stratejik kurumlardaki uzantıları vasıtasıyla illegal yöntemlerle temin edilen ve üzerinde oynanmış çeşitli dijital verileri kamuoyuna sunmak, hakkında ceza davası açılarak meslekten men edileceği yahut ellerinde açıklanmasını istemeyeceği tarzda dijital veriler olduğu şeklinde tehditler ve şantajlarla, kişileri örgüte büyük miktarlarda himmet ödemeye mecbur bırakmak, istenen işi yapmaya zorlamak yahut kişinin görevinden ayrılmasını sağlamak şeklinde sıralamak mümkündür. Örgüt, dağılmayı önlemek ayrılmaların önüne geçmek için, ayrılmaya niyetlendiğini sezdiği üye ya da mensupları üzerinde de baskı uygulamakta, ayrılma konusundaki irade, davranış ve tutumuna göre ceza olarak; "Tazir", "Şefkat Tokadı", "Zecr Tokadı" ve "Tard" olmak üzere niteliği itibariyle hafiften ağıra doğru sıralanan sert tedbirlere başvurmaktadır. Örgütün siyasetle ilişkisi ise faydacı ve hatta fırsatçı temelde olup; öncelikle siyaset ve kurumları üzerinde etkili olarak kadrolaşmanın önünü açmayı, elemanlarını etkili konumlara taşımayı, onların korunup kollanmasını sağlamayı hedeflemektedir. Siyasi ve sosyal konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu kendi anlayışına göre terbiye etmek veya politikacıları etkilemek amacıyla özel olarak yetiştirilen ve kamuoyunda ön plana çıkarılan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu çok sayıda akademisyen ve gazeteci, ulusal ve uluslararası politikalara yön verebilmek maksadıyla başta algı operasyonları olmak üzere her türlü yolu denemektedir. Bunun yanı sıra örgüt, mensuplarını milletvekili olarak meclise sokarak, ilgi gösterdiği kanun tasarıları hakkında hukuk büroları aracılığı ile çalışmalar yapıp medya organlarının da katılımı ile yasama sürecine müdahil olmaya çalışmaktadır. Basın-yayın alanında örgüt, elindeki basın yayın organlarını kullanarak toplumu, devleti ve bu örgütün egemenliğine karşı çıkan grupları ve kişileri sindirip yıldırmak için faaliyet yürütmektedir. Örgütün radyoları, televizyon kanalları, gazeteleri, dergileri ile bu faaliyetini ortaya koymakta, örgütün elindeki televizyon ve radyolarda yazılı basında örgüt lideri, “Muhterem Fetullah GÜLEN Hocaefendi” olarak tanıtılmakta, onun tartışılmaz, dokunulmaz ve eleştirilemez insanüstü varlık pozisyonuna genişçe yer verilmekte, kutsal bir kişilik olduğu abartılarak toplumun hafızasına aşılanmaktadır. Her hafta başında muhterem Fetullah GÜLEN'in sohbeti denilerek basın yayın üzerinden örgüt kadrolarına o hafta yapılması gereken talimatlar aktarılmakta, bu talimatlar sohbet içerisinde bazen örgütün diliyle gizlenmiş şekilde bazen ise açıktan verilmektedir. Sohbetlerde dini bir konu içerisine gizlenmiş şekilde siyasi, ekonomik, örgütün geleceği ile ilgili konular işlenmekte, bu şekilde, tutuklanan veya örgüt faaliyeti nedeniyle hakkında soruşturma ve dava açılanlara cesaret verilmekte, örgütün bu kişilerin yanında olduğu ve ileride yine sahip çıkacağı mesajı verilmekte, aynı yöntemle "örgüt tabanına" genel talimatlar ulaştırılmakta ve "kamuoyu algısı"nı yönetilmektedir. Belli bir duruşu ve yayın ilkesi olmayan örgüt, elindeki mali kaynakları kullanarak veya aynı amaca hizmet eden medya kuruluşlarıyla ittifak yaparak diğer basın-yayın kuruluşlarına dilediğini yazdırmakta ve yayınlatmaktadır. Mesela yıllarca bir kanalını Ergenekon Terör Örgütü adıyla imal ettiği hayali bir örgütün yargılamalarına tahsis ederek beyin yıkamış ve kamuoyu desteği sağlamış iken, sonradan hükümete karşı kara propaganda için elindeki bütün basın yayın medya organlarını kullanmıştır. FETÖ/PDY, devletin gizli bilgilerini, gizli toplantılarını, gizli telefon görüşmelerini, devlet kademelerindeki kadroları vasıtasıyla her türlü yolu meşru sayarak ele geçirip montajlayıp “twitter, facebook, youtube” gibi sosyal paylaşım sitelerinde yayınlamış, devleti ve hükümeti itibarsızlaştırmak suretiyle casusluk faaliyetlerini icra etmiş, Devletin en mahrem bilgileri medyaya servis edilmiştir. Bütün bunlara rağmen bugün hala, aynı basın yayın organlarında, ülkenin içinde bulunduğu şartlarda örgütün hiçbir kabahatinin bulunmadığı, üyelerinin hiç suç işlemediği, devletin soruşturma ve davalarla örgüte haksızlık yaptığı algısı yaratılmaya çalışılmaktadır.

 

EĞİTİM ALANI

 

10) Eğitim Alanı: Dershaneler, PDY Evleri (Işık Evleri) ve Öğrenci Yurtları: Örgütün önemli bir ayağını toplumun çeşitli kesimlerinden özellikle de kırsal bölgelerden şehirlere gelen fakir aile çocukları oluşturmaktadır. Örgütün okul ve dershanelere yönelmesinin temel amacı örgüte öncülük edebilecek ve zamanla kadrolarında yer alabilecek zeki kişileri yetiştirmektir. Bu kapsamda, ortaokul ve lise döneminden başlayarak örgütün eleman kazanmak amacıyla piknik, yemek adı altında toplantılar düzenlemekte, bu toplantılarda öğrenciler örgüte bağlı etüt merkezlerine ve dershanelere yönlendirilmekte ve söz konusu yerlerde öğrencilerden sorumlu örgüt mensupları bulunmaktadır. Örgütle teması sağlanan öğrenciler, ağabeylerin veya ablaların sorumlu oldukları evlere dağıtılmaktadır. Öğrenciler belirli bir okula yerleştirilmek isteniyorsa, sınavlara birkaç ay kala gruplar halinde farklı yurtlara çıkarılmaktadır. Bu gruplar daha sonra daha küçük gruplara ayrılmaktadır. Her öğrenciye kod adı verilmektedir. Mülki idare, emniyet, TSK ve yargı gibi stratejik kurumlar için hazırlanacak öğrenciler, daha özel şartlarda seçilip, özel şartlarda hazırlanmaktadır. Bunlara hücre tipi yapılanma modeli uygulanmakta; askeri okullara, Polis Akademisi ve Polis Koleji'ne sokulacak öğrenciler, kesinlikle kendi dershanelerine gerçek isimleri ile kayıt edilmemektedir. Bu öğrencilere sınav soruları önceden verilerek ezberletilmekte ve bu husus örgüt jargonunda “Fetih okutmak” olarak adlandırılmaktadır. Üniversite döneminde, öğrencilerin örgüt mensuplarınca yurtlarına veya ışık evi olarak adlandırılan örgüt evlerine yerleştirilmekte, bazı örgüt mensupları ise Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda kalarak örgüte öğrenci kazandırmaya çalışmaktadır. Ev ve yurtlarda kalan öğrencilerden sorumlu olan ve kod isim kullanarak örgütün gizlilik kuralına riayet eden abi veya ablaların asıl görevi, öğrencilerin örgütle bağının kuvvetlendirilmesi ve takibidir. Eve gelen farklı gruptaki öğrencilerin birbirlerini görmemesine özen gösterilmekte, örgüt toplantılarında ve sohbetlerde genellikle Fetullah GÜLEN’in özel bir kişi olduğu, Hz. Muhammed ile farklı boyutlarda diyalogda bulunduğu, ondan nasihat ve kararlar aldığı vurgulanarak, örgütün sözde liderine kutsiyet sağlanmaktadır. Örgütün, özellikle hukuk fakültelerinde okuyan öğrencilere girecekleri ortamda kimliklerini gizlemeleri için stil çalışması yaptırdıkları bilinmektedir. Dershaneler, örgütün vesayet araçları aynı zamanda çocukların ve ailelerin bilgilerinin depolandığı bir veri tabanıdır. Bu yapının, her ilde en az bir okulu olmakla birlikte, aileler çocuklarının etiketlenmesi endişesi ile okullara pek rağbet göstermemekte, buna karşın dershaneler için bu ihtimal daha az olduğundan, dershanelerine daha fazla öğrenci gitmekte ve aileler de bu yapının içine çekilebilmektedir. Eğitim alanı, örgüt için bir “ara yüz” konumundadır. Zira eğitim alanı, örgüt açısından üç fonksiyon görmektedir. Her şeyden önce insan kaynağı sağlamakta, ikinci olarak ekonomik kaynak temin etmekte ve üçüncü olarak belki de her şeyin ötesinde, örgütün meşru görünmesini sağlamaktadır.

 

ÖRGÜTÜN MALİ YAPISI

 

11) Örgütün Mali Yapısı: Örgütün himmet yolu ile sağladığı gelirler genel olarak mütevelli heyetleri vasıtası ile toplanmaktadır. Örgütün sohbet gruplarında yer alan kişilerden; sohbet toplantılarına düzenli olarak katılıp verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatlara sorgusuz itaat eden ve maddi gücü yerinde olan kimseler seçilerek mütevelli heyeti üyesi yapılmakladır. Sohbet gruplarında zekât, burs, kurban ve himmet adı altında paralar toplanırken; mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıca bir ışık evinin maddi ihtiyaçlarından sorumlu tutulmaktadır. Mütevelliler topladıkları parayı sohbet hocasının yanında getirdiği muhasebecilere vermektedir. Örgütün mali kayıtlarını bu muhasebeciler tutmaktadır. İl imamının da bir muhasebecisi bulunmakta ve bu kişi il genelindeki mali kayıtları tutmaktadır. İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez mütevelli heyeti üyelerinin katılımı ile kamp düzenlenmektedir. Kamplar esnasında dini duygular istismar edilerek himmet, zekât, kurban ve öğrenci bursu adı altında toplanan paraların artırılması sağlanmakta, toplanan paraların karşılığının Cennet ile mükâfatlandırılma olacağı vurgulanmaktadır. Mütevelli heyeti mensupları, iş adamlarının kurduğu sivil toplum kuruluşlarına üye yapılmakta, kimin hangi sivil toplum kuruluşuna üye olacağı sohbet abisi tarafından belirlenmektedir. Örgüt, bu kuruluşların başkan ve üye seçimlerinde söz sahibi olmayı böylelikle de hükümete baskı yapabilmeyi amaçlamaktadır. Örgütün Gelir Kaynakları; a) Kamu Kaynaklarından Elde Edilen Gelirler; i) Kamu ihalelerinin örgütle bağlantılı firmalara verilmesi, ii) Örgütle ilişkili firmaların rakipleri hakkında adli ve idari işlemler yaparak piyasanın örgüt firmalarına teslim edilmesi, iii) Kurumların gizli kalması gereken finansal ve yatırım plânlamaları bilgilerinin ilişkili firmalara sızdırılması, iv) Kamu arazi tahsislerinin örgütle ilişkili vakıf, dernek veya eğitim kurumlarına bedelsiz devredilmesi, v) Belediyelerce yapılan imar değişikliklerinin, örgütle ilişkili vakıf, dernek veya şirketler lehine yapılması, vi) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nda görevli adamları vasıtasıyla iş adamlarının yurt dışı iş bağlantılarını sağlama karşılığında örgüt adına kendilerinden para alınması, vii) Kamu hibe, destekleme ve teşviklerinin takibi ve proje kabullerinde PDY firmalarının kayrılması. b) İş Adamlarından Sağlanan Gelirler; İş adamlarından, adli ve idari süreçlerdeki işlemlerini iş adamları lehine sonuçlandırma karşılığı alınan paralar, ii) İş adamlarının özel hayatları ile ilgili çeşitli zafiyetlerini "ses ve görüntü" kaydına aldırarak tehdit ve şantaj yoluyla alınan paralar, iii) İş adamlarından, iş bağlantılarını sağlama karşılığı alınan paralar, c) STK'lardan Sağlanan Gelirler; i) TUSKON ve bağlı federasyon, dernek, şirket ile vakıflardan toplanan aidatlar, ii) Yazılı ve görsel medya sektöründen sağlanan gelirler, iii) Kimse Yok Mu? Benzeri bağlı STK'lar aracılığı ile yardım adı altında vatandaşlardan toplanan paralar, iv) Ticaret Odası yönetimlerinin ele geçirilerek, kamu hizmet alımlarındaki rayiç bedel belirlemelerinde örgütle ilişkili vakıf, dernek ve firmalar lehine hareket edilmesi yoluyla sağlanan menfaatler, d) Gönüllülük Esaslı Sağlanan Gelirler; i) Kurban Bayramı öncesi iş adamlarından firmalardan ve esnaftan, adlarına kurban kesileceğini belirterek 'Kurban' adı altında toplanan paralar, ii) İl ve ilçelerde iş adamlarının katıldığı mütevelli heyetleri oluşturarak zekât ve burs adı altında toplanan paralar, iii) Memur maaş ve ödüllendirmelerinden 'Himmet' adı altında yapılan kesintilerden toplanan paralar, iv) Devlet kurumlarına yerleştirilen örgüt mensuplarının ilk maaşlarını örgüte vermeleri ile elde edilen paralar. e) Eğitim Faaliyetleri Gelirleri; i) 154 ülkede bulunan örgütle ilişkili eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerden alınan paralar, ii) Yurt içinde faaliyet gösteren örgütle ilişkili eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerden alınan paralar, iii) Eğitim kurumlarında okutulan öğrencilerden ücret alındığı halde, fakir öğrencilerin okutulacağından bahisle 'burs' adı altında toplanan paralar oluşturmaktadır. 12) Milli Güvenlik Kurulu'nun FETÖ/PDY Terör Örgütü Hakkındaki Değerlendirmesi: Milli Güvenlik Kurulu’nun 26/02/2014 ilâ 26/05/2016 tarihleri arasında gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarda FETÖ/PDY’nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, Devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile iş birliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapıldığı ve bu terör örgütü ile Devletin tüm kurum ve birimleri ile birlikte etkin bir mücadele yapılmasına dair kararların alındığı görülmüştür.

 

III-FETÖ/PDY'NİN YARGI AYAĞINDAKİ YAPILANMASI VE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ FAALİYETLER :

 

           Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı erki içerisinde, hiyerarşik şekilde örgütlenen ve alternatif olarak faaliyet gösteren, kendinden olmayan herkesi, özellikle de örgütün kişisel çıkar ve menfaatlerine hizmet etmeyen kişileri düşman addeden, örgüte boyun eğmeyen veya farklı düşünen kişileri hedef haline getirerek yargı kararları ile emniyet operasyonlarına konu eden, istihbarat toplayan, operasyon kararları alan, emniyet ve yargı üzerinden toplanan istihbarata göre örgütün üst düzey yöneticilerinin verdiği kararları icra eden, basın ve yayın üzerinden linç girişimi gerçekleştiren, topluma yönelik algıyı yöneten, örgütte yer alanları kahramanlaştıran, unutturma sürecini tekrarlayan, suç faili veya masum olduğuna bakılmaksızın birçok kişiyi yargı eliyle mağdur eden, çözümü mümkün olmayan abartılı, gerçeklerin gizlendiği, kasıtlı, taraflı ve delilsiz davalar açan, hukuki temelden yoksun bu davalarla da Türkiye’nin mafya ve terörle mücadele ettiği algısı yaratan örgüt mensuplarının yargı içerisinde cemaat cuntası şeklinde paralel bir yargı gücü oluşturdukları görülmüştür. FETÖ/PDY mensubu olup, itirafçı yahut gizli tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulan bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; her birinin hayatlarının farklı dönemlerinde FETÖ/PDY militanları ile muhatap oldukları, örgütün öncelikli hedefinin Devletin askeriye, adliye ve mülkiye kadrolarına yerleşmek olduğu, kendilerinin de bu amaç doğrultusunda örgütün yargıdaki eleman ihtiyacını karşılamak üzere yetiştirildikleri, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından üyelerine hâkimlik ve savcılık sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, hatta mensuplarının sırf hâkimlik savcılık sınavlarına hazırlanmaları için hukuk fakültesi mezunları arasından çalışma evleri oluşturulduğu, ışık evleri, dershaneler ve okullar vasıtası ile mahrem görev kapsamında büyük önem atfedilen hâkim ve savcılık mesleğine örgüt mensuplarının yerleştirilmesi amacıyla, sınav sorularının yasal olmayan yollarla temin edilip sınavdan birkaç gün önce, abiler/ablalar tarafından cevapları işaretlenmiş kitapçıklar halinde öğrencilere gösterilerek ezberlemelerinin ve bu şekilde sınavda başarılı olmalarının sağlandığı, mensupları olan öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları halinde örgütün yargı içerisindeki bürokrat ve üst düzey yöneticileri tarafından referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan hâkim ve savcı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, kendilerinden olan hâkim ve savcı adaylarının deşifre olmasını engellemek amacıyla, örgütle irtibatlarını gizlilik içerisinde ve sözde liderin "Tedbir" kurallarına uygun şekilde sürdürecekleri evlerde kalmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar halinde ve örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gönderilerek evde kalan öğrencilerden bilgi alınmasının ve tavsiyelerde bulunulmasının sağlandığı, Örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin 8 ilâ 10 evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında hâkim ve savcı adaylarını staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı hâkim ve savcı adaylarına Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gönderilen örgüt mensubu murakıpların hâkim ve savcı adaylarına gerektiğinde oruç tutmama, oruç tutsa dahi elinde su şisesiyle gezme, cuma namazına gitmeme, kokteyl ve resepsiyonlarda içki içme, örgüt dışından başka bayanlarla evlenmeme yönünde telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve savcıların T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, devre yapılanmasında yazın bir haftalık kamp yapıldığı, taşra yapılanması içinde ise yıl boyunca düzenli görüşmelerin gerçekleştirildiği, örgütten olmamakla birlikte bu yapıya yakınlık duyan kişilerle irtibata geçildiği, ilgilenmeleri için kendilerine zimmetlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nezdindeki taleplerinin yerine getirilmeye çalışıldığı, Örgütsel bağı kuvvetlendirmek ve muhafaza etmek amacıyla daha önce aralarında sosyal bir ilişki ve tanışıklık bulunmayan aynı meslekten veya örgüt için stratejik öneme sahip askeri hâkim savcı, asker kişiler, mülki idare amirleri ve diğer kariyer meslek kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının birbiriyle evlenmeye teşvik edilmesi yönünde bir sistem oluşturulduğu ve bu yönde katalog evlilikler yaptırıldığı, örgüt mensubu birinin, örgüt dışındaki bir bayanla evlenmesinin tasvip edilmediği, örgüt sırlarının deşifre edilmesinin önüne geçmek amacıyla bu kişilere karşı mesafeli davranıldığı ya da yapıdan uzaklaştırma yoluna başvurulduğu, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan hâkim-savcı adaylarının diğer hâkim-savcı adayları arasında tanınması ve ön plana çıkartılması, örgüt jargonuyla ifade etmek gerekirse "parlatılma"sı amacıyla bu üyelerden müteşekkil hâkim savcı adayları mezuniyet albüm kurulları oluşturulduğu, anılan albüm kurulu üyelerinin tertip ettikleri ziyaretlerle kamu bürokrasisine refere edildiği, Adalet Akademisinin hâkim-savcı adayları yönünden fişleme merkezine dönüştürüldüğü ve kendilerinden olanlara iyi siciller verilerek mesleki kariyer anlamında önlerinin açıldığı, kendilerinden olmayan adayların ise mesleğe kabul ve ilerde yükselmelerini engelleyecek mahiyette sicillerin oluşturulduğu, mesleğe kabullerini engellemek amacıyla usulsüz soruşturmalar yapıldığı, nitekim hakkında usulsüz soruşturma açılarak disiplin cezası tayin edilen, bu ceza gerekçe gösterilerek mesleğe kabul edilmeyen Didem YAYLALI isimli hâkim adayının, tıpkı Ali TATAR örneğinde olduğu gibi, uğradığı haksızlıklara dayanamayarak intihar etmek suretiyle yaşamına son verdiği, buna karşın, örgüt mensubu olan adayların ise staj döneminde verilen siciller, yıllık kurulu üyeliği gibi yollarla parlatılarak kritik görevlerde rol almaya ve mesleki kariyere hazırlandıkları, Adaylık sürecini tamamlayıp kura kararnamesi ile ataması yapılan örgüt mensuplarının takibinin bırakılmadığı, bu kişilerin görev yaptıkları yer veya yakın çevrede görev yapan diğer örgüt mensubu hâkim ve savcılar ile sürekli irtibat halinde tutuldukları, bu şekilde örgüte olan bağlılıklarının daimi hale getirildiği, ayrıca örgüt mensubu hâkim savcıların ilk aylıklarının tamamını örgüte aktardıkları, devam eden aylarda, bekârlardan yüzde on beş, evlilerden yüzde on, en az üç çocuğu olanlardan ise yüzde beş oranında himmet toplandığı, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan hâkim-savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde dil eğitimi, master-doktora öğrenimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel bilgi ve görgüyü artırmaya yönelik yurt içi ve yurt dışı programları düzenlemek suretiyle örgüt üyesi hâkim savcıların emsallerine nazaran daha donanımlı hale getirildiği, örgüt mensubu bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının da hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına mevzuat hükümlerine riayet edilmeksizin yerleştirildikleri ve bu kişilerin emsallerine nazaran üniversitelerdeki akademisyen üyeleri vasıtasıyla söz konusu programları daha kısa sürede bitirmelerinin sağlandığı, Örgüt evlerinde ve özellikle yurtlarda “himmet” adı altında yardım toplantılarının tertip edildiği, bu toplantılarda örgüt elebaşı Fetullah GÜLEN’in vaazları dinletilerek katılanların manevi etki altına alınıp bağış yapmaya teşvik edildikleri, örgüt mensubu kamu görevlilerinin ilk aylıklarının tamamını örgüte aktardığı ve bu şekilde örgüte finansman sağlandığı, Geçmiş dönemde yapılan bazı inceleme yahut soruşturmalarda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının farklı muameleye tabi tutulması suretiyle, FETÖ/PDY mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının disiplin işlemlerine karşı korunduğu, kendilerinden olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının isimsiz ihbar dilekçeleri ve uydurulmuş delillerle haksız soruşturmalara maruz bırakıldıkları, hem idari hem cezai yönden soruşturma geçiren ve mahkemelerde meslektaşları karşısına sanık sıfatıyla çıkarılan hâkim veya Cumhuriyet savcılarına, yargılandıkları eylem nedeniyle delil yetersizliği dışındaki bir gerekçeyle beraat hükmü verilmiş olsa bile aynı eylemin disiplin cezasına konu edilerek terfi ve yükselmelerinin engellendiği, haksız uygulamalara ve baskıya daha fazla dayanamayan, fişlenerek meslektaşları nezdinde küçük düşürülen bir çok hâkim savcının meslekten ayrılmak zorunda kaldığı, hatta bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının intihar ederek yaşamlarına son verdikleri, Örgüt üyelerinin sırf paralel yapılanma için tehlikeli ve zararlı olarak düşündükleri kişileri etkisiz hale getirmek amacıyla baskı, tehdit, şantaj, aldatma veya gizli tanık ayarlama gibi yöntemlerle, FETÖ/PDY terör örgütünün stratejisi doğrultusunda faaliyet gösterdikleri, bu kapsamda kamuoyunda "Erzincan Ergenekon"u olarak bilinen dava süreci irdelendiğinde; Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan CİHANER'in, salt "Fethullahçılar olarak bilinen grupla ilgili olarak TCK'nın 220'nci maddesi kapsamında izinsiz eğitim kurumu açma ve Yardım Toplama Kanunu'na Muhalefet" suçlarından yürüttüğü bir soruşturma nedeniyle, FETÖ/PDY örgütüne mensup olan Erzurum özel yetkili Cumhuriyet savcıları ile emniyet görevlileri tarafından, makam odasında adeta sürüklenerek yaka paça gözaltına alındığı ve polis kamerası ile kayıt altına alınan söz konusu görüntülerin masumiyet karinesi ve soruşturmanın gizliliği ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde kasıtlı olarak basın yayın organlarına servis edildiği, böylece bir yandan, kendilerinden olmayan yargı mensuplarına gözdağı verilirken diğer yandan örgütün amaçlarına hizmet eden militanlarının moral ve motivasyonlarının güçlendirildiği, soruşturmanın Fetullah GÜLEN yapılanmasına ilişkin olduğunu gizlemek amacıyla kamuoyunun yanıltılarak soruşturmanın başka bir cemaatle ilgili olarak yürütüldüğü algısının oluşturulmaya çalışıldığı, oysa kamuoyuna deklare edilen cemaatle ilgili olarak soruşturma fezlekesinin, operasyondan çok önce Cumhuriyet Başsavcısı tarafından gönderilerek sonlandırılmış olduğu, örgüt militanlarının bu tarihten sonra, kendi örgütleriyle ilgili olarak bir soruşturmanın başlatıldığını öğrenmeleri akabinde düğmeye bastıklarının tartışma götürmeyecek şekilde açık ve net olduğu, Erzurum özel yetkili 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nce Cumhuriyet Başsavcısı CİHANER'in 16/02/2010 tarihinde "Ergenekon Terör Örgütüne Üye Olmak, Resmi Evrakta Sahtecilik, İftira, Tehdit" suçlarından tutuklanmasına karar verildiği, hakkında 5 yıldan 28 yıla kadar hapis cezası istenen eski Cumhuriyet Başsavcısının evi, makamı, arabası ve üzerinde yapılan aramalar neticesinde delil niteliği taşıdığı iddiası ile el konulan ve iddianame eki yapılan bir kısım CD'ler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde çizgi film, sinema ve müzik içerikli CD'ler olduğunun anlaşıldığı, soruşturma sürecinde, başka bir eylemi nedeniyle hakkında yer değiştirme istemli disiplin soruşturması yürütülen ve soruşturmadan kurtulmak amacıyla meslekten istifa eden İliç Cumhuriyet Savcısı Bayram BOZKURT'un piyon olarak kullanıldığı, Cumhuriyet Başsavcısı hakkındaki soruşturma ve kovuşturmada gizli tanık olarak ifadesine başvurulduğu, gizli tanığın isminin Hakan ASLAN olarak değiştirildiği ve bir süre yurt dışına gönderildiği, daha sonra, üyelerinin büyük çoğunluğunu FETÖ/PDY mensuplarının oluşturduğu dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından, mesleğe kabul işlem dosyasında bulunan bazı bilgiler örgüt mensubu olmayan Kurul üyelerinden gizlenerek, gizli tanığın mesleğe kabul işleminin gerçekleştirildiği, yapılan yargılamalar neticesinde Cumhuriyet Başsavcısı İlhan CİHANER'in de aralarında bulunduğu 14 sanık hakkında 13/11/2015 tarihinde beraat kararı verildiği, böylece Cumhuriyet Başsavcısı hakkındaki soruşturma ve davanın, örgütün yapısını araştıran ve illegal faaliyetlerini soruşturmaya konu eden, görevinin gereği olarak, Anayasa ve yasalar çerçevesinde suça ilişkin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcısının mesleki kariyerini sonlandırmak bir yana tüm yaşamını karartma amacına mâtuf bir kumpas olduğunun tescillendiği, Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın bir silah olarak kullanıldığı, FETÖ/PDY tarafından hedef olarak görülen bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin olarak, olağan denetimler sırasında, ihbarcıların kimliğinin tespiti konusunda bir işlem yapılmaksızın isimsiz ve imzasız ihbar dilekçelerine istinaden inceleme başlatıldığı, lehe olan deliller toplanmaksızın aleyhe olan delillerin toplanılmasıyla yetinildiği, aynı yönde yahut hakkında inceleme veya soruşturma yapılanın aleyhinde beyanda bulunmaları konusunda tanıklara yönlendirme veya baskı yapıldığı yahut bir kısım beyanların kasten tutanağa geçirilmediği, gizliliğe riayet edilmeyerek yahut ilgisiz kişiler tanık olarak dinlenilmek suretiyle hakkında inceleme veya soruşturma yapılan kişilerin itibarsızlaştırıldığı, soruşturmalarda savunma haklarının kısıtlandığı, savunma istenilmeyen konularda da disiplin cezası uygulanmasının talep edildiği, öte yandan, FETÖ/PDY mensubu bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, usul ve yasaya aykırı iş ve işlemlerinin soruşturma konusu yapılmadığı veya bu iddialar konusunda etkin bir soruşturma yapılmadan dosyaların muktezaya bağlandığı ya da bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarına, FETÖ/PDY'nin faaliyetleri çerçevesinde yapmış oldukları usulsüzlükler nedeniyle işlem yapılmayacağına dair güvence verildiği, Yapılan usulsüz disiplin soruşturmaları neticesinde mağdur olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 12/12/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 32'inci maddesi ile 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na eklenen Geçici 19'uncu madde gereğince, adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile idari yargı hâkim ve savcıları hakkında 14/02/2005 tarihinden 01/09/2013 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmiş olan uyarma ve aylıktan kesme cezalarının bütün sonuçları ile affedildiği, aynı zamanda af kapsamına giren disiplin cezalarının verilmesini gerektiren fiillerden dolayı ilgililer hakkında disiplin inceleme, soruşturma ve kovuşturmasının yapılamayacağı; devam etmekte olan disiplin inceleme, soruşturma ve kovuşturmalarının işlemden kaldırılacağı ve kesinleşmiş olan disiplin cezalarının uygulanamayacağının hüküm altına alındığı, bu nedenle herhangi bir başvuru şartı aranmadan yasanın yürürlük tarihinden sonra uyarma ve aylıktan kesme cezalarına ilişkin 560 disiplin cezasının ortadan kaldırıldığı, diğer yandan 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 65'inci maddesi, 66'ncı maddesi, 67'nci maddesi ve (e) ve (f) bentleri hariç 68'inci maddesi ile Kanunun 69'uncu maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi ve üçüncü fıkrası uyarınca verilip kesinleşmiş bulunan kınama, kademe ilerlemesi durdurma, derece yükselmesini durdurma ve yer değiştirme disiplin cezaları hakkında ceza tertip olunanın talebi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca bir değerlendirme yapılacağının düzenlendiği, bu kapsamda başvuruda bulunan 238 hâkim ve Cumhuriyet savcısının disiplin dosyaları üzerinde Genel Kurul tarafından yeniden ayrıntılı şekilde inceleme yapıldığı, yapılan incelemeler neticesinde 58 kişinin önceden aldığı ve kesinleşen disiplin cezaları kaldırılarak haklarında ceza tayinine yer olmadığına, 115 kişinin kesinleşen disiplin cezasının uyarma veya aylıktan kesme disiplin cezasına çevrilerek sonuç disiplin cezasının af kapsamında kalması nedeniyle ortadan kaldırılmasına, 21 kişinin daha ağır nitelikteki disiplin cezası yerine eylemlerine uyan alt bir disiplin cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, gerek disiplin cezası tayin edilen kişi sayısı, gerekse de cezaların niteliği göz önüne alındığında, üyelerinin çoğunluğunu FETÖ/PDY mensuplarının oluşturduğu dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, disiplin soruşturmalarını da kendilerinden olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının terfi ve yükselmelerine, önemli ve kritik yerlere atanmasını engelleme, itibarsızlaştırıp sindirerek meslekten soğutma ve istifaya ya da emekliliğe zorlama için kullandığı, hedefteki hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan soruşturmalarda, isnat edilen eylemler arasına mutlaka aile birliğinden kaynaklanan sadakat yükümlülüğünü ihlal edici nitelikte, "karşı cinsten birine ilgi duyduğu", "gayrimeşru olarak birliktelik yaşadığı", hiç bir şey yok ise "kem gözle baktığı", "bu konuda dedikodu bulunduğu" şeklindeki bir isnadın da eklendiği, böylelikle mesleki kariyerini lekelemek yanında aile birliği ve saadetinin bozulmasının da hedeflendiği, örneğin, 6572 sayılı Kanun kapsamında incelenen bir soruşturma dosyasında, Cumhuriyet savcısı olan ilgili hakkında müstear isimle gönderilen ihbar mektubuna istinaden soruşturmaya başlandığı, isnat edilen eylemin, ilgilinin adliyede zabıt kâtibi olarak görevli bayan ile amir-memur ilişkisini aşar nitelikte, çevreden de yadırganacak şekilde ilişki içerisinde oldukları izleniminin oluşmasına ve bu konudan dolayı hakkında dedikodu yapılmasına sebebiyet verdiği iddiası olduğu, ilgili hakkındaki soruşturma fezlekesinin muhakkik sıfatıyla Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan Taner AKSAKAL tarafından tanzim edildiği, ilgilinin savunmasında gösterdiği ve dinlenmesini talep ettiği aralarında iddiada adı geçen zabıt kâtibi ile aile üyelerinin de bulunduğu tanıkların konuya ilişkin beyanlarına başvurma lüzumu görmeyen muhakkikin, FETÖ/PDY örgütü üyesi oldukları anlaşılan Cumhuriyet Başsavcıları Bekir DURAN, Özkan GÜLTEKİN ile Adalet Komisyonu Başkanları Murat KIZILYAR ve Ertuğrul AYAR'ın ifadelerine başvurma gereği duyduğu, ihbar dilekçesinde adı geçen jandarma görevlisi, ilgili ile aynı adliyede görev yapan personel, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının savcı ile zabıt katibi arasında ilişki olduğuna dair görgü veya duyuma dayalı bilgileri olmadığı yönündeki beyanlarına itibar etmeyen dönemin HSYK İkinci Dairesi'nin, ilgili Cumhuriyet savcısı hakkındaki iddiayı destekleyen somut bir delil de bulunmamasına rağmen disiplin cezası tayin ettiği, dosyanın 6572 sayılı Yasa uyarınca incelenmesi sonucunda HSYK Genel Kurulu'nun 25/02/2015 tarihli kararı ile ilgili hakkındaki disiplin cezasının kaldırılmasına, adı geçene isnat edilen eylem muahezeyi gerektirecek mahiyette görülmediğinden ceza tayinine yer olmadığına oy birliği ile karar verdiği, Yine FETÖ/PDY'nin, Devleti ele geçirmek maksadıyla gerçekleştirdiği bazı tasarruflara sözde bir meşruiyet kazandırmak amacıyla geçmiş dönemde yapılan bazı denetimlerde, performans değerlendirme ve geliştirme formlarının, gerçek durumla bağdaşmayan şekilde düzenlenmesi suretiyle örgüt mensubu olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmasının önü açılırken, örgütün hedef olarak gördüğü hâkim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmasının engellendiği yahut unvanlı görevde olan bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu görevlerden alındığı, kendilerinden olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmaları bir yana, sağlık sorunları gibi mazeretlerinin dahi nazara alınmayarak adeta ölüme sürgün edildikleri, akla ilk gelen örneğin hâkim Alaattin ÇAMBEL olduğu, soğuk iklimin tetikleyici bir etken olduğu Crohn hastalığına düçar olan ve bu hastalığına dair de özlük dosyasında sağlık kurulu raporu bulunan hâkim Alaattin ÇAMBEL'in, 2011 yılı yaz kararnamesiyle Ceyhan ilçesinden Türkiye'nin en soğuk ili olarak bilinen Erzurum iline tayin edildiği, atamaya karşı yaptığı itirazların reddedildiği, 2 yıl çalıştıktan sonra 2013 yılı yaz kararnamesiyle hastalığının arttığını belirterek başka herhangi bir yere atamasının yapılmasını talep ettiği ancak dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bu talebe duyarsız kalarak adı geçen hâkimi adeta bile bile ölüme mahkûm ettiği, hastalığı ilerleyen ve uğradığı zulme daha fazla dayanamayan hâkimin tüm çabaları sonuçsuz kalınca 19/01/2014 tarihinde intihar ederek yaşamına son verdiği, Örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının az sayıda, hedef olarak görülenlerin ise daha fazla sayıda dosyasının incelenmesi suretiyle ya da aynı mahkeme heyetinde görev yapan hâkimlerin benzer mahiyetteki eksiklikleri, bir kısmı yönünden tavsiye konusu yapılırken, diğerleri yönünden tavsiye konusu yapılmayarak veya örgüt mensubu bir kısım adliye personelinden, hedef olarak görülen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının tavsiye konusu olabilecek mahiyetteki işlemlerinin önceden bildirilmesinin istenmesi ve denetim sırasında bu işlemlerin tavsiye konusu yapılması suretiyle, bazen de ortada geçerli hiçbir sebep olmadığı halde performans değerlendirme ve geliştirme formlarının örgütün amaçlarına hizmet edecek şekilde düzenlendiği, hedef olarak görülen hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yürütülen usulsüz disiplin soruşturmaları gerekçe gösterilerek terfilerinin uzun süre bekletildiği, terfi edememesinin de unvanlı görevlere atanmamalarına veya doğu illerine sürülmelerine gerekçe gösterildiği, sonuç olarak, kendilerinden olmayan ve hedef tahtasına konan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında isimsiz ihbar, sahte belge, usulsüz dinleme v.s. ile başlatılan bir soruşturma sürecinin, mahalde görevli ve verilen infaz emrini yerine getirmeye amade muhakkikler ile Teftiş Kurulu Başkanlığı içerisine sızdırdıkları militanları marifetiyle, Devletin resmi kurum ve kuruluşlarını aracı kılarak, zincirleme şekilde, hukuku bir insanın hayatını karartmak için silah olarak kullandıkları, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, 12/09/2010 günü yapılan Anayasa referandumu sonrasında yeni oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda seçimle gelen üyelikleri elde ettiği, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca, büyük çoğunluğu örgüte mensup 160 hâkim ve savcının Yargıtay üyeliklerine seçildiği, yeni seçilen üyelerle örgütün, çoğunluğu ele geçirdiği Yargıtay’da, tek söz sahibi olduğu, artık örgütün belli ceza dairelerinde istediği kararı onaylatacak, istemediği kararı bozduracak güce kavuştuğu, yargıda davası olan herkesin yolunun örgütün avukatlarının hukuk bürolarına düştüğü, özel yetkili mahkemelerin baktığı örgütün kumpaslarından oluşan davaların, Yargıtay’da onaylanmaya başlandığı, hiç kimsenin artık örgütün elinden kurtulamayacağının sözle değil fiilen ispatlandığı, Balyoz gibi bazı haksız kararları Yargıtay’da onaylatan FETÖ/PDY, örgütün yargı kanadının gerçekleştirdiği bütün hukuksuzlukları hukuka uygunmuş gibi topluma algılattığı, bunun yanında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu vasıtasıyla yüksek yargı organlarına seçtiği üyelerle hâkim olan örgütün Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa Mahkemesi gibi kurumları da dolaylı olarak ele geçirdiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, yargıda kadrolaşmaya devam ederek, her türlü yol ve yöntemi kullanmak suretiyle yeni alınan binlerce hâkim ve Cumhuriyet savcısının büyük çoğunluğunun örgüt mensubu olmasını sağladığı, yüksek mahkemelerde ve mahal mahkemelerinde, önemli başsavcılık ve hâkimliklerde ve yargının her alanında yeteri kadar güce ulaşan, güç dengesini lehine değiştiren örgütün bu gücünü artık yargı imamları üzerinden kullanmaya başladığı, Özel yetkili mahkemelerin haksız, hukuksuz işlemleri ve verdiği şaibeli kararların 2010 yılında oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun örgüt mensup ya da sempatizanları tarafından desteklendiği, çoğunluğu örgütle irtibat ve iltisakı bulunan üyelerden oluşan, dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, hukuka aykırı işlem yapan hâkim ve savcılar hakkında disiplin işlemlerini çalıştırmadığı, bu yolla örgütün operasyonlarına destek verdiği ve yargının siyasallaşmasına engel olmadığı, yargı organlarının siyasetin yerine geçmesine, devlete ve topluma örgütün istediği şekilde ayar vermesine ses çıkarmadığı, özel yetkili mahkemelerden verilen hukuka aykırı ve yanlış kararların temyiz incelemesi için gideceği Yargıtay ilgili dairelerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı imamları tarafından önceden dizayn edilmesi nedeniyle bu yolun hakkın ve adaletin tecellisi noktasında bir anlam ifade etmediği, Anılan örgütün nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği, bu kapsamda örgütün yargı ayağındaki uzantısı tarafından Hüseyin KURTOĞLU, Askeri Casusluk, Şemdinli, Balyoz, Ergenekon gibi proje soruşturma ve kovuşturmaların üretildiği, Mahkemelerin birer örgüt sorumlusunun bulunduğu, sorumlu kişinin örgütü ilgilendiren davaları takip ederek ve bu davalarla ilgili olmak üzere örgüt üyesi hâkimlerle görüşerek kararların istenilen yönde çıkması yönünde telkinlerde bulunduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı üzerinden gerçekleştirdiği usulsüz yargılama işlemleri ile yaptığı haksızlıklara "yargının kararı" veya "takdiri" denilerek karşı çıkılmasının engellendiği, operasyonlar karşısında "bağımsız yargı, inceleyip karar versin" denilerek haksızlığa meşruluk kılıfı sağlandığı, yıllarca süren yargılamalar sonucunda gerçeğin ortaya çıkması halinde bile kimsenin yargı eliyle işlenen haksızlığın peşine düşmediği, silahlı terör örgütünün, yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını ve her şeyin sınırsızca yapılabileceğini gördüğü, özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüştüğü, Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olmasının örgütün işini kolaylaştırdığı, örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı, sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti tanzim etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükümeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı, yargının, soruşturma unsurlarıyla, alt yapısıyla ve polisle desteklendiğinde örgütün kullanabileceği muazzam bir silaha dönüştüğü, yüksek yargıdaki değişimle örgütün elindeki bu silahın etki alanının zirve yaptığı, yargıyı tekelinde ve yedinde tutan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kendisine engel olacağını düşündüğü hâkim-savcı, asker, emniyet personeli, mülki amirler ve diğer kamu personelleri hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak saf dışı bıraktığı, bu yolla aynı zamanda diğer kişilere de gözdağı verdiği, silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili uydurma soruşturmalar, toplu tutuklama ve davalarla TSK’nın etkisiz hale getirildiği, böylece kendi örgüt mensuplarının terfi etmesinin yolunun açıldığı, neticeten örgütün ceza ve hukuk davalarında en büyük belirleyici güç olduğunu gösterdiği, Örgüt mensuplarının verdiği veya istihbarat birimlerinin topladığı bilgilerin, bilgisayarlara kaydedildiği, bunların fuhuş, casusluk şebekesinin topladığı bilgiymiş gibi arama sırasında evlerde bulunmuş gösterilerek dijital delil olarak işleme konulduğu, bu yolla kamu görevlileri hukuka aykırı işler yapıyor, suç işliyor gibi haklarında soruşturma yapıldığı, İzmir ve İstanbul’da yürütülen askeri casusluk davaları ile kamu görevlileri tasfiye edilerek örgüt kadrolarının fetih hareketine yer açıldığı, yargının da buna alet edildiği, Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla hükümetin güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerinin, hükümetin ve başbakanın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, bu soruşturmanın hükümeti yıpratıp gözdağı vermek için yapıldığı, örgütün bu denemesinin istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlendiği, Hükümetin 7 Şubat olayı sonrası özel yetkili mahkemeleri tehlikeli görerek faaliyetlerini dondurup yargıya bir başka özel yetkili mahkeme yapısını daha ilave ettiği, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10'uncu maddesi ile yetkili yeni mahkemeler kurulduğu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, örgütün elinde olduğundan yeni kurulan mahkemelerin de örgütün denetiminde oluşturulduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, özel yetkili mahkemelerde yarım kalan uygulamalarını terörle mücadele mahkemelerinde aynen devam ettirdiği, 2010-2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimlerinde sistematik uygulamalar sonucunda FETÖ/PDY’nin yargı teşkilatı içerisinde etkin bir güce ulaştığı, bu gücün korunması ve önceki örgütsel uygulamaların devamlılığının sağlanması amacıyla 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinin örgüt için büyük bir önem arz ettiği, 2014 yılı Ekim ayında yapılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimleri öncesinde, 2010 ve sonrasında yüksek mahkemelere üye olarak seçilen örgüt mensupları sayesinde Danıştay ve Yargıtay’da ciddi bir hâkimiyet elde eden örgütün, sözde lideri Fetullah GÜLEN’in sohbet ve vaaz adı altında şifreli şekilde gönderdiği talimatlar ile harekete geçtiği, bu kapsamda YARSAV derneğine de sızılarak bu derneğin seçimlerin kazanılması için kullanıldığı, örgütün, seçimlerde gerçekte örgütle bağlantılı olan 11 kişilik bir liste ile seçime girdiği, bu adaylardan 10’unun bağımsız aday olarak, YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) listesinden seçime giren bir örgüt mensubunun da YARSAV adayı olarak lanse edildiği, seçimin kazanılması için örgüt mensuplarının her türlü yolu mubah gördükleri, bu yolda amaçlarına ulaşmak için toplumun çoğunluğunun kutsal saydığı dini değerleri pervasızca kullanmaktan çekinmedikleri, nitekim örgütle bağlantılı bir yargı mensubunun ifadesinde, seçim çalışmaları kapsamında 2014 yılı Ekim ayında Adana ilinden gelen bir kişinin, örgüt lideri Fetullah GÜLEN’in rüyasında Kâbe’ye gittiğini, Kâbe’de Peygamber ile görüştüğünü, Peygamberin “Seni üzüyorlar değil mi?” diye sorduğunu, Fetullah GÜLEN’in “Evet” manasında başını sallayıp ağladığını, bunun üzerine Peygamberin “Merak etme az kaldı” dediğini, seçimin kesinlikle örgütün galibiyeti ile sonuçlanacağını söylediği, Bir yandan da örgüt için ciddi bir tehlike olarak değerlendirdikleri Yargıda Birlik Platformu adayları hakkında, sosyal medya hesapları üzerinden gerçek dışı yazı, yorum ve görüşler paylaşarak bu adayların itibarsızlaştırılması maksadıyla bilgi kirliliği yarattıkları, genel olarak Yargıda Birlik Platformu listesinden aday olan kişilerin iktidardan bağımsız hareket edemeyeceği söylemi ile hâkim ve Cumhuriyet savcılarını etkilemeye çalıştıkları, bir yandan da her bir aday yönünden farklı iftiralar ve karalamalar ile aleyhe algı oluşturmaya çalıştıkları, Örgüt faaliyetlerinin birçoğunda, örgüt mensuplarının deşifre olmaması ve gizlilik önem arz etmesine rağmen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerine atfedilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak, tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenledikleri, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılarını ise hediyeler alarak etkilemeye çalıştıkları, süreç boyunca “Bylock” olarak bilinen şifreli haberleşme programı üzerinden örgüt içi iletişimin sağlandığı, sözde bağımsız adayların bir kısmının seçim gezilerini birlikte gerçekleştirdikleri, blok olarak örgüt adaylarına oy veren örgüt mensuplarının bir yandan da örgüt mensubu olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından sözde bağımsız adaylar için oy istedikleri, verilen blok oylar, sözde bağımsız adaylara örgütle bağlantılı olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylar, YARSAV listesinden seçime giren adaya ise YARSAV’ı destekleyen hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylarla seçimin kazanılmasının hedeflendiği, blok oy alamayacaklarını düşündükleri hâkim ve Cumhuriyet savcılarını ise siyasi görüşüne, hemşerilik bağına ya da ortak tanıdık bulunmasına göre en az bir veya birkaç adayları için oy vermeleri yönünde ikna etmeye çalıştıkları, seçim gününde ise oy kullanmaya gelen hâkim Cumhuriyet savcılarını karşılamak, seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve seçim sonuçlarını takip etmek suretiyle sandık başında da seçim faaliyetlerini örgütlü bir şekilde devam ettirdikleri, nitekim seçim sonuçları açıklandığında, sözde bağımsız adayların 4495 - 5312 oy bandında art arda sıralandığı, seçime tek liste ile giren YARSAV Derneğinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye adayları 886 - 2078 oy alırken, gerçekte örgütün adayı olup YARSAV listesinden seçime giren adayın aynı liste ile seçime girdiği arkadaşlarından farklı, ancak örgüt adaylarının oy bandında olacak şekilde beş binin üzerinde oy aldığı, FETÖ/PDY'nin, seçim öncesi oluşturduğu gizli haberleşme ağıyla kendi mensubu olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarını tespit ederek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğine aday olan sözde bağımsız adaylarının alacağı muhtemel oyları hesapladığı, seçimin başa baş geçeceğini düşünen ve işi şansa bırakmak istemeyen örgütün, stajını tamamlayan ve kuraya hazırlanan, büyük çoğunluğu kendi mensuplarından olan adayların seçimde oy kullanmasını sağlamak amacıyla bylock üzerinden kendi mensuplarına talimat verdiği, bu hususun 15 temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve savcıların beyanıyla sabit olduğu, örneğin bir hâkimin şüpheli sıfatıyla verdiği ifadede konuyla ilgili olarak; "HSYK seçimlerinde oy kullanmak amacıyla Yüksek Seçim Kurulu’na dilekçe vermiştik. Bu dilekçe verilmesine ilişkin mesajın … tarafından …’a Bylock uygulaması üzerinden gönderildiğini biliyorum. Çünkü … bize böyle söyledi. Hatta YSK’ya gitmeden önce henüz mesleğe kabullerimiz resmi gazetede yayınlanmamış olduğu için, HSYK’ya giderek mesleğe kabulümüzün yapıldığına ilişkin belgeleri aldık. Bu belgeler ile birlikte YSK’ya giderek seçimde oy kullanmak istediğimize ilişkin başvuruda bulunduk. Hatta sadece bu yapının üyeleri tarafından başvuru yapılıyormuş gibi gözükmemesi için kendilerine yakın hissettikleri ama yapıdan olmayan kişilerden de birkaç kişi çağırıldığını biliyorum." şeklinde beyanda bulunduğu, henüz göreve başlamadıkları ve oy kullanma hakkına sahip olmadıkları halde örgüt mensuplarının, örgütten verilen talimat doğrultusunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliğini de bypass ederek, Kurul içerisindeki tetkik hâkimlerine düzenlettikleri usulsüz belgelerle Yüksek Seçim Kurulu'na başvurarak seçimde oy kullanma talebinde bulundukları, seçimi çok az bir farkla kaybeden ve bu hilenin fark edilmemesi halinde seçimi kazanmaları muhakkak olan örgüt mensuplarının plânlarının, Yüksek Seçim Kurulu tarafından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na yapılan ihbar sonrası bozulduğu, Seçimlerin kaybedilmesi sonrasında da örgüt mensuplarının fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek yeni oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki kararlarının itibarsızlaştırılması konusunda bazı basın yayın organlarının da desteği ile sistemli bir faaliyet başlattıkları, Yargıtay ve Danıştay’dan seçilen örgüt mensubu Kurul üyelerinin de diğer örgüt mensupları ile koordineli şekilde örgüte bilgi sızdırarak bu faaliyete destek verdikleri, bir yandan da örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki karar süreçlerinin uzatılmasına yönelik çalışmalar yapıldığı, 2014 sonrasında çıkartılan kararnamelerle başka mahallere atanan örgüt mensuplarının fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek uzun süreli sağlık raporları aldıkları, bu suretle yargılama faaliyetlerinin aksatarak Kurul’u itibarsızlaştırmayı hedefledikleri gibi eski görev yerlerindeki örgüt mensubu meslektaşları ile örgütsel bağlarını canlı tutmaya gayret gösterdikleri yaşanan süreç ile sabittir. Darbe girişimi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında itirafçı yahut gizli tanık olarak ifadeleri alınan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarında belirttikleri bazı hususlar, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri yurdun her köşesinde insanüstü bir gayretle, tüm zorluklara göğüs geren onurlu ve sağlam vicdanlı hâkim ve savcılar sayesinde toplumun yargıya duyduğu güvenin kısa bir süre içerisinde neden dibe vurduğunu ve örgütün toplumdan gizlediği kirli yüzünü gözler önüne serecek mahiyettedir. - “Ben ve (x), (y) isimli ser murakıbın söylemiş olduğu adrese gittik. Adrese gittiğimizde kapıyı çaldık, kapıyı (y) isimli ser murakıp açtı. Bizi salona aldı. Bize ilk olarak hâkimlik savcılık mesleğinin kutsallığından, bu mesleği dürüst kişilerin yapması gerektiğini, bu meslekte tam olarak adaletli bir şekilde görev yapacak dürüst insanların bulunması gerektiğini söyledi. Daha sonra bize hitaben "sizce ben sizi neden buraya çağırdım" diye sordu. Ben bu soruya (x)'in ne cevap verdiğini hatırlamıyorum ancak ben, (y) isimli ser murakıba "ya sınavı kazanmamız için dua edeceğiz ya da artık bizden hâkim savcı olmamamızı isteyeceksiniz başka mesleğe yönlendireceksiniz" ve benzeri şeklinde cevap verdim. Bunun üzerine (y) gülümsedi ve bize hitaben "size Adli Yargı Hâkim Savcılık sınavının cevapları işaretlenmiş şekilde sorularını vereceğim, kabul eder misiniz? şeklinde sordu. Akabinde bunu farklı farklı kesimlerin yıllardır yaptığını, muhafazakar kesimlerin geride kaldığını, sizin gibi insanların mesleğe geçerek gerekli adaletin sağlanması gibi sözler söyledi. Ben de bu sözleri duyunca kabul ettim. Ayrıca benimle gelen (x) de bunu kabul etti. Daha sonra Kuran ile elinde sorularla geldi. Tek tek bize Kuran'a el bastırdı. Kuran'a elimiz basılı halde bize hitaben "Hoca efendi bile gelse bu soruları aldınız mı dese almadık şeklinde söyleyeceksiniz ve bu hususta Kuran üzerine yemin edeceksiniz" şeklinde söyledi, biz de "Kuran üzerine yemin ederiz" diyerek yemin ettik ve bize fotokopi halinde kitapçık şeklinde tüm soruları verdiler. Kitapçıkta soruların doğru şıkları kurşun kalemle yuvarlak içerisine alınmış vaziyette idi. Soru kitapçığı bir tane idi, daha sonra kendisi odadan çıkarak bize "bir saatiniz var soruların cevaplarını ezberleyin, buradan çıktığınız da sorular ile ilgili olarak en ufak bir şeyden bile birbirinize dahi bahsetmeyin" şeklinde söyledi. Biz de bu soruları (x)'le birlikte bir saat çalıştık ve soruların cevaplarını ezberledik. Daha sonra tekrardan (y) gelerek bizden kitapçığı elden aldı ve bana 75-80 arası bir puan alacak şekilde doğru cevapları işaretlememi, (x)'e de 70-75 arası bir puan alacak şekilde doğru cevapları işaretlemesini söyledi. Ayrıca bize "sınav kağıdını boş bırakmayın, karalama yaparak soru çözmüş gibi yapın" demişti.” - “Benim ve diğerlerinin uyması gereken kurallar vardı ancak bunlar kesinlikle yazılı değildi zaten bu yapıda yazılı bir şey ya da bir makbuz, ya da bir belge söz konusu değildi, her şey sözlüydü ve şunu da söylemek istiyorum, biri diğerini ararken eğer ki bu cemaat ile bağlantılı bir şey ise kesinlikle sabit hattan görüşülürdü. Sabit hattan kastım evde kurulu telefonlar değildir, mesela ben lokantadaysam benim cep telefonumum cemaatsel bir konuyu konuşmak isteyen diğer bir şahıs büfedeki bir telefondan yada bir telefon kulübesinden ararlardı. Bunların 'ruhsat' adını verdikleri "izinleri" vardı. İzin dediğim şey normal şartlarda yapılması hoş görülmeyen ancak Fethullah Gülen'in tüm bu ruhsatları ya kaza aleminde Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldıklarını bildirilen durumlardı. Örneğin normalde içki içmek haramdır ancak büyük abilere gerekirse içki içmeleri söylenmiş. Bana söyleyen olmadı. Bayanların giyimi kuşamı Tansu ÇİLLER'in giyim kuşamına yakın olacak, ramazanda oruç tutacaksınız ancak oruçta olsanız elinizde su şişesi ile gezeceksiniz ve eğer ki ramazanda bir meslek büyüğü size bir şey ikram edecek olursa orucunuzu bozup onu içeceksiniz, ancak sonrasında orucunuza devam edeceksiniz, sonrasında da kazasını yapacaksınız şeklindeydi. ....bana ilginç gelen "izinlerden" birisi de "bayanlar özel dönemlerinde olsalar bile cüz cüz şeklinde kuran okusunlar" şeklindeki izinleriydi.” - “İstanbul’a tayinim çıkınca lojman işleri ile .... isimli İstanbul hâkimi ilgilendi. Kendisi de Gülen Cemaati mensubuydu. Kendisiyle aynı lojman bloğunda kaldık. İşyerinde de … çevresindeki Gülen Cemaati mensupları ile tanışmaya başladık. … bir süre sonra İstanbul Adliyesinde CMK 250'nci maddesi kapsamında kalan suçlara bakan özel yetkili mahkemeye atandı. Bir süre sonra da onun tavsiyesi üzerine bende özel yetkili savcı olarak görevlendirildim. 2011 yılı Haziran ya da Temmuz ayında Beşiktaş Adliyesinde Özel Yetkili (CMK 250 maddesi) Savcı olarak göreve başladım. 1,5 – 2 ay kadar burada çalıştım. Hiç iddianame yazmadım. Sadece bir kez bir hafta nöbet tuttum. Arama, elkoyma, gözaltına alma, telefon dinleme, teknik araçlarla izleme, vb. tüm talepleri TEM Şube Müdürlüğü görevlileri flash bellekle hazır olarak getiriyordu. Ben de imzalıyordum. Gelen yazıları okumak istediğimde birlikte çalıştığımız Cumhuriyet Savcısı … “Başsavcı vekili … kızıyor, onun talimatı var, okumadan imzala geç” diye söylüyordu. Ben de tatsızlık çıkmasın diye imzalıyordum. Kendim fiilen hiç müzekkere, talimat, karar yazmadım. Polisin getirdiği ve bizim imzaladığımız soruşturma ile ilgili talep, müzekkere ve kararların kimler hakkında uygulanacağını bile bilmiyordum. Kimin için iletişim tespiti kararı verdik, kim için arama el koyma, gözaltı vb. kararlar verdik hiç haberim yoktur.” - “Çekirdekten yetişen kendilerine yakın gördükleri öğrencileri devlet yurtlarına yerleştirerek oradan dostluk kurarak yeni öğrencileri kendi aralarına almayı amaç edindiklerini biliyorum... Öncelikli hedef de askeriyeydi, yani yaşanan süreci değerlendirdiğimde 1998-1999 yıllarından itibaren askeriyede kendilerinin kadrolarını oluşturma gayreti mevcuttu. Eğer askeriyeye yerleşemez ise hukuk, tıp vb. bölümlerde çoğunluk oluşturmak istiyorlardı. Daha sonradan öğrendiğim birşey oldu, İstanbul'da bu yapı üniversite bölgesi ve talebeler bölgesi olarak iki farklı bölüme ayırarak çalışma yapmış, ben talebeler bölgesindeki evlerde kaldığımı fark ettim. Çünkü benim kaldığım ev arkadaşlarım genellikle orta ve lise çağındaki talebelerin yetiştirilmesiyle ilgileniyorlardı. Parlak öğrencileri İstanbul'un en iyi liselerine yerleştirerek iyi üniversitelere girmeleri amaçlanıyordu. Hatta bu öğrencilerin aileleriyle görüşüyorlardı, aile ziyaretine üniversitenin iyi bölümünde okuyan üniversite öğrencilerini alıyorlardı” - “Evde bulunan beşimize hitaben ....... konuşmaya başladı. Kendisi bize hitaben öncelikle genel bir takım konuşmalar yaptı. Devamında sınavı ve mülakatı kazanmamız halinde bu yapıyla irtibatı koparmamamız gerektiği, sınavı kazandığımızda Cuma namazlarına gitmememiz gerektiği (dindar olarak görünmememiz gerektiği), eşimizi kendimizin değil kendilerinin belirleyeceğini, staj yerini kendilerinin belirleyeceği yerler olan Ankara ve İstanbul olarak seçmemiz gerektiği, ilk maaşın tamamının sonraki maaşların ise yüzde on beşinin kendilerine himmet olarak verilmesi gerektiğini söyledi.” - “…cemaatin Yar-Sav’a üye olarak Emin Ağaoğlu’nu başkanlıktan alma projesi de vardı. Bu projenin devamı olarak cemaatten olan meslektaşlar Yar-Sav üyesi olup Emin Ağaoğlu’nun listesinden seçime giriyorlardı. Oylama zamanı Emin Ağaoğlu listesinde cemaatçiler doğaçlama gelişiyormuş gibi bir görüntü vererek oylama sırasında “ben de adayım” diyerek ortaya çıkıyorlar, bu şekilde listeyi delip gerçekte seçilmesi gereken grubun yani cemaatin seçilmesini sağlıyorlardı.” -“Kaldığımız evdeki öğrencilerden bir tanesi "ev ablası" idi. Kurallara uyup uymadığımızı takip eder. Erkek arkadaşı olanlar ev ablası olamaz, bu sebeple ben hiç ev ablası olmadım. Ev ablası olmak için kıdem yetmez, daha ağır başlı, cemaate daha bağlı kişiler ev ablası seçilir. ev ablasının da bir üstü vardır, bu kişiye ''Bölge sorumlusu" denir. Bu sorumlular ablaları kontrol eder. Bunlarda genelde Eğitim Fakültesinde öğrencidirler.” - “…17-25 Aralık’tan dolayı tutuklu olan polislerin ve balyoz soruşturmasından dolayı gelen bireysel müracaatları raportör … üzerinden takip ettiler, gelen müracaatta bulunan kişilerin pozisyonuna göre karar çıkarmak için bu yapı mücadele etti, uğraş verdi.” - “Artık yaş olarak da belirli bir düzeye geldiğimiz için o zamanki ismi ile hizmetin başka bazı kavramlarıyla da tanışmaya başladım, bunlar istişare, tedbir, itaat, mehdilik gibi konular işlenmeye başlandı, bu anlamda iştişaresiz iş yapılamaması, cemaatten olduğumuzun bilinmemesi yönünde konuşma ve tavırlarımıza ilişkin tedbirli davranılması, abilerin kararlarına itaat edilmesi ve Bediüzzaman’ın eserlerinden yola çıkılarak mehdiliğin üç aşamasından bahisle birinci aşamanın üstat tarafından gerçekleştirildiğini, ikinci aşamada hoca efendinin bulunduğunu ancak üçüncü aşamayı da kendisinin yapacağını anlatıyorlardı, islamı yaşanmasında baskılar nedeniyle yeterince yaşanmadığı noktasından hareket ederek tedbire devam edilmesi sürekli anlatılırdı.” - “Cemaat HSYK seçiminde Bylock üzerinden haberleşti ve değerlendirme yaptı. Daha sonra bu sistem üzerinden diğer seçimlere müdahale edilmeye çalışıldı, mahalli ve genel seçimlerde de bu sistemin kullanıldığını duydum. Hatta bu yapıya ait olan Hakim ve Savcılara da "memleketlerinize gidin, iktidara oy vermesinler, başka partilere oy versinler, yönlendirin" diyerek talimatlandırdılar. Bunların tamamının Bylock üzerinden yapıldığını biliyorum.” - “Üniversite kayıt döneminde cemaate ait dershaneler bir toplama merkezi gibi mülakat merkezi gibi oluşturuluyormuş. Biz de bu dershaneye gittik. Gittiğimizde beni bir odaya aldılar, bir kişi ile görüştüm, ancak bu kişi muhtemelen dershane görevlisi değildir. Tahminime göre o bölgedeki evlerden sorumlu cemaat mensuplarından birisi olabilir. Bu şahıs bana ailem ile ilgili ve kişisel sorular sordu. Namaz kılıp kılmadığımı, Fetullah GÜLEN'i tanıyıp tanımadığımı, kız arkadaşımın olup olmadığını, sigara alışkanlığım olup olmadığını sordu. Sigara içme ve kız arkadaş edinmenin yasak olduğunu, bunlarla ilgili kurallara uymazsam evden atılacağımı söyledi. Evde kalmak için kendilerine belli bir miktarda ödeme yapmamız gerektiğini, evde bulunan abi dedikleri veya ev imamı dedikleri kişinin kuralları anlatacağını ve kurallara uymamız gerektiğini söyledi... Staj döneminde kaldığım bu evlerde haftada bir bizi ..... toplayıp "Cuma namazına gitmeyin, vakit namazlarını evde kılın, adliye camiası sol görüşlü ve din düşmanı insanlardan oluşuyor, sizin muhafazakar yapılı olduğunuzu anlamasınlar" dedi... “Taşrada adliyede çalışırken bu toplantılarda, çalıştığımız hakim ve savcıların siyasi görüşleri, inanç durumları, kişisel durumları hakkında bilgi istiyorlardı.” - “Mülakat sonucunda hâkim adaylığını kazandıktan sonra … civarında bir evde isimlerini hatırlamadığım yine meslekte olan 4 ya da 5 kişi gelerek staj dönemimizde namaz kılmayın, cumaya gitmeyin, tedbir yapın, sürekli teyakkuzda olun, ... tedbirli olun tarzında uyarılarda bulundular.” - “Ben yurtta kaldığım bu dönemde cemaat mensuplarının cemaate bağlılığını belgelemek için numara verildiğini gördüm. Bu numara 1, 2, 3, 4, 5 olarak nitelendirilmişti. Cemaate bağlılık derecesine göre numara verilirdi. 5 olarak nitelendirilen ölümüne bağlı olan cemaat öğrencilerini nitelendirmekteydi. Bu numaralandırmayı yurtlarda yurt müdürü yapardı. Buna bilgileri de Serrehber verirdi. Serrehber bizim gibi tüm öğrencilerle birebir görüşürdü. Öğrencinin çalışması ve diğer durumları puanlandırılmıştı. Örneğin cemaat mensubu bir öğrenci Fetullah Gülen ve Said Nursi'nin kitabını bitirdiği zaman ona bir puan verilirdi, kampa katıldığı her gün için 100 puan, öğrencinin yaptığı etkinlikler, tuttuğu oruçlar gibi diğer işler de puanlandırılırdı. Bu puanlara göre öğrenciye birden beş'e kadar bir puan verilirdi. Yurt müdürü bu şekilde puanlandırdığı ve yüksek puan alan öğrencileri ödüllendirirdi. Örneğin düşük puanlı olanlara kalem verir, yüksek puanı olanlara mp3, tablet şeklinde hediyeler verirdi. Bu şekilde davranmasının nedeni ise düşük puanlı öğrencilerin de çok çalışıp fazla puan almaları ve cemaate daha sıkı şekilde bağlı olmalarını sağlamaktı.” - “İdari yargıda ....ve daha kıdemli olan hakim savcılar Tl , ....sicilliler T2, ....sicilliler T3, .... ve aşağısı T4 olarak isimlendirilmişti. T'nin ne anlama geldiğini ben bilmiyorum. Benim kanaatime göre her devre bu sınıflandırmaya göre sadece kendi dönemlerine tanısın, diğer cemaat mensuplarıyla temas kurmasın düşüncesiyle yapılmış olabilir, zira ne kadar az kişi cemaat içerisinde birbirini tanırsa o kadar iyi olacağı düşünülür. Ayrıca tayin olduğu zaman cemaat mensubunun gittiği yerde hangi grup içerisinde yer alacağı kolaylıkla takip edilebilir.” - “2013 yılında Ergenekon dosyasından tutuklu Mehmet Ali Çelebi’nin polisler tarafından cep telefonuna başka birisinin rehberinin yüklenmesi olayı ile ilgili olarak görevi kötüye kullanmak suçundan yürütülen soruşturma dosyası ile ilgili teğmen ve anne-babası yanıma gelip dosyanın dört savcı değiştirdiğini söyleyip bir an önce bitirilmesini söylediler. Ben de soruşturma dosyasını ele aldım. Bazı polisler hakkında ek takipsizlik verdikten sonra birkaç sanık polis hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan iddianame düzenledim. O dönem başsavcı vekilinin izinde olması nedeni ile yerine görevlendirilen başsavcı vekili … beni yanına çağırdı. Dosyanın kendi dosyaları ile alakalı olduğunu söyleyip “polis memurları bizim çocuklar bunların zarar görmesini istemiyorum. Bir şey yapamaz mıyız” dedi. Ben de “siz iddianameyi görevi kötüye kullanma, ihmal yönünden iade edin, ben tekrar bakayım” dedim.” - “(x) sınavın son haftasındaki Cuma günü akşam saatlerinde saat 21:30 sıralarında yanımıza geldi. Bize yeterince çalıştınız kitapları toplayın dedi. Bizden cep telefonlarımızı istedi. Tüm arkadaşlar cep telefonlarını (x)'e verdi. (x) bunları arka odaya götürüp tekrar yanımıza geldi. Bize hitaben “burada gördüklerinizi kimseye anlatmamaya yemin edermisiniz, hatta anneniz, babanız, çocuğunuz ve eşinizin ölümü üzerine yemin edermisiniz” diye sordu. Öbür arkadaşlar tek tek yemin etti. Ben ilk önce anlamadım. Neyi görmediğimize yemin edeceğiz dedim. Onun ısrarı üzerine yemin ettim. Daha sonra (x) laptopunu çantasından çıkardı. Çalıştığımız sehpanın üzerine koydu ve bilgisayara cebinden çıkardığı küçük bir flash belleği taktı. Bu flash belleği açınca ekranda hukuk sorularının olduğunu gördüm. (x) “hadi şimdi çözün” dedi. .... tarihinde ÖSYM'nin yaptığı avukatlıktan hakimliğe geçiş sınavına girdiğimde, sınavdaki soruların cuma akşamı (x)'in bize getirdiği sorularla aynı olduğunu gördüm.” - “(x) bana hitaben “sen evleniyormuşsun, evleneceğin kişi kim, hizmete yakınlığı nedir, bir bağı var mı” dedi. Ben de ismini söyledim. İlahiyat fakültesi ve imam hatip mezunu olduğunu söyleyince ikisi birlikte bana hitaben “ağabeycim sen ne yapıyorsun, biz tedbirli davranacaksın diyorsun, sen ilahiyat mezunu biriyle evleniyorsun. Peki, başını açacak mı” diye sordu…”, “Bana yumuşak bir üslupla tamam evleneceğin kişi başını açması şartıyla evlenebilirsin, biz seni kaybetmek istemiyoruz şeklinde söylediler” - “.... ise o dönem yargı mensubu cemaat üyelerinin çocuklarının özellikle manevi yönde yetişmeleri için kurulan eğitim biriminden tanıdığım sivildir, eğitim biriminin sorumlusu ise .... abiydi, Eğitim birimi hakim-savcı çocuklarının cemaate ait okullara ve eğitim kuramlarına gönderilmemesi ve bizim zamanımızdaki gibi kendileri ile ilgilenilmemesi nedeniyle özellikle manevi yönde eksik kalmalarından dolayı o tarihlerde geliştirilen bir birimdi. Benim ortaokul döneminden beri cemaat içerisinde yer almam ve çocuklarla yakın ilişki kurabilmem nedeniyle benden bu birimde zaman zaman görev aldım. 2013 yılında çocukların yabancı dil eğitimi için yaz tatilinde Amerika'ya gönderilmesi gündeme geldi. Bana teklif edildi. Ben vize için girişimlerde bulundum. Fakat bir süre sonra o iş iptal edildi. Bir yıl sonra yani 2014 yılında tekrar gündeme geldi. Yargıtay Tetkik Hakimi .... bu konu ile ilgili beni aradı. Ben önce gitmek istemedim. Fakat başka kimse olmadığını söyleyince kabul ettim. Nitekim ağustos ayında lise talebesi olan ve şuan isimlerini hatırlamadığım Ankara'daki hakim-savcı meslektaşların kızları olduğunu bildiğim 3 çocuğu NewJarsey şehrine götürdüm. Orada bizi ..... abi isimli birisi karşıladı. Çocukların dil kursunu ayarladık ve kalacakları otele yerleştirdik. Biz de cemaate ait bir okulda kaldık. Orada yine Ankara'dan dil kursu için öğrenci getiren .... abiyle karşılaştık bir süre sonra ..... abi bizi Hoca efendinin sohbetine götüreceğini söyledi. Pensilvanya'ya gittik. Orada bir sohbete katıldık. Kalabalıktı. 2 veya 3 gün orada kaldık. Sohbet dışında Fetullah GÜLEN’i sadece namaza geldiğinde gördüm. Danıştay Tetkik Hakimi olduğunu bildiğim .... ile Pensilvanya'da karşılaştık. Amerika'da ne için bulunduğunu bilmiyorum.” - Diğer talebemiz … ve …, … Astsubay okulunu kazandılar ve ondan sonraki yıllarda da yine aynı şekilde bazen tarafımdan bazen de mahrem hizmetlere bakan diğer ağabeyler tarafından bu iki öğrenci sürekli takip edildi. Bu çocukların sınavları kazanmasında o yıllarda tanıdığım ve şuanda mahrem hizmetlerde çok kritik hizmetlerde bulunan … isimli şahıs tarafından bize verilen sınav sorularının büyük etkisi vardır, eğer bu sorular bu öğrencilere verilmemiş olsa sınavı kazanmaları düşünülemezdi” - “Evlilik ve müstakbel eş adayı ile ilgili beklentilerimiz ve tercihlerimiz hakkında genel bilgiler aldı. Bu kişi yapının bizimle ilgili kısmının evlendirme birimiydi.”, “Benim için uygun bir aday bulduğunu söyleyip özelliklerini aktardı. Ancak köyde yaşadığını öğrenince ben kabul etmedim. Özelliklerin kabul edilmesi halinde ismi ve resmi gösteriliyordu. Aksi takdirde gizlilik çerçevesinde ismi ya da kişiyle ilgili resim vs. gibi hiçbir bilgi verilmiyordu” - “Peygamberimizin sürekli birilerinin rüyasına girmesi ve peygamberimizin cemaatle ilgili vaatlerde bulunduğunu belirtmeleri, bunların hepsinin asılsız çıkması üzerine cemaatten ciddi manada kendimizi soyutladık” - “HSYK seçimlerinden sonra ben bir öz eleştiri süreci hatırlamıyorum. Daha çok hükümetin verdiği zam ve iktidar baskısı ile seçimin kaybedildiği değerlendiriliyordu. Bu dönemde tedbirler artırıldı. Özellikle 2015 yılından itibaren sohbet gruplarında katılımcı sayısı azaltıldı. 2-3 ye düşürüldü. İletişimler asgariye indirildi. 2015 ortalarında da ByLocku kullanmamaya başladık. Cemaat yönünden işler her ne kadar kötüye gitmiş olsa da sürekli olarak bu durumun düzeleceğini, ahir zamanda olduğumuzu unutmamızı, imtihanlardan geçileceğini, imtihanlar sonucundan elenmeler olacağını ve imtihanı kaybetmememiz gerektiğini, manevi hayatımızı yüksek tutmamızı içeren konuşmalar paylaşımlar oluyordu. Bu anlamda cemaatin geçmişten beri değişik vesilelerle kullandığı ya da aktardığı rüyalar, bazı ahilerin yorum ve görüşleri anlatılarak motivasyon sağlanmaya çalışılıyordu.” - “Onunla birlikte hareket eden birçok Gülen cemaati mensubu hâkim, savcı, daire başkanı, genel müdür yardımcısı vardı. Bakanlıkta yurtdışı gezilerine kimin katılacağı, özel görevlere kimin gideceği hep … tarafından belirleniyordu... Genelde listeyi kendi adamlarından oluşturuyorlardı” - “17-25 Aralık olayları ile ilgili olarak, 16 Aralık akşamı aynı binada oturduğumuz savcı … yanıma gelerek “bir avukat bürosunda arama var, … senin katılmanı istiyor” diye söyledi. 17 Aralık sabahı … yanına gittim. Bana “bir avukat bürosunda arama var sen katılacaksın” dedi. Yanımdaki polisler ile birlikte yola çıktık. Bir binanı önünde durduk. Polisler binanın tamamında arama yapmak istediler. Ben itiraz ettim. Avukat bürosu olduğu için sadece avukatın kullandığı büroda arama yapılabileceğini söyledim. Bu arada savcı … ile görüşüldü. … “arama kararı binanın tamamı için polisler binanın tamamını arayabilirler” dediler. Binadan girdik, ben sadece bina içinde bulunan ve dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun ortağı olan ve soyadının .... olduğunu hatırladığım avukatın bürosundaki arama işlemine katıldım. Polisler tüm binada arama yaptı. Hatta avukat bürosu dışındaki yerlerde yapılan arama tutanağını da bana imzalatmak istediler” -“Stajın daha başında... İdare Mahkemesi Üyesi... hatırladığım kadarıyla ders çalışma evlerine gelerek meslekte dikkat etmemiz gereken hususları anlatmıştı, bunların başında dindar bir profil çizmememiz gerektiği, açıktan namazları kılmamamız, vakitleri birleştirerek cem etmemiz, heyet ile yapılan görüşmelerde Ramazan Ayında şayet başkanın bir şey yiyip içmesi söz konusu olursa bizim de o anda oruç olsak bile yememiz ve içmemiz, ardından oruca devam etmemiz gibi tedbirler söylenmişti, keza cemaat mensubu olmakla birlikte meslektaşımız olmayan ve daha eskiden tanıştığımız kişilerle irtibatı kesmemiz,mümkün olduğunca-cemaat içerisinde biriyle evlenmemiz ve iştişare etmeden evlilik kararı vermememizi bize anlatmıştı. Mesleki olarak ise kendimizi iyi yetiştirmemiz, mesaiye dikkat etmemiz, dosyalara iyi çalışarak hatta lisan da öğrenmemiz, yüksek lisans yapmamız gibi konularda tavsiyeler yapılıyordu, cemaat mensubu olmayan kişilerle açıktan belli etmeden fakat iyi ilişkiler kurulması, ilgilenilmesi söyleniyordu, stajın sonuna doğru .... bizimle ilgilenmeyi bırakmıştı, ondan sonra ... isimli Danıştay Tetkik Hakimi ile görüşüyorduk, kendisi bize yıl sonunda yapılacak olan mezuniyet balosunda içkili bir ortam olacağı için içki içmemizi söylemişti.” - “…hâkim ve savcılarla birlikte aynı koğuşta kalıyorum. Koğuştakiler cezaevinde kalmamızın bir ibadet olduğunu düşünüyor.” - “2012 yılında avukatlıktan Hakimliğe geçiş sınavına girdim. 5-6 yıl avukatlık yapmıştım. Sınava da çok hazırlanmamıştım. Mersinde avukatlık yapan ....isimli kişi telefonla beni aradı. Sınavı gideceğiz ancak Ankara'ya gitmeden önce Konya’ya uğrayacağız dedi. Konya iline giderken .....'e neden Konya ya gittiğimizi sorduğumda "hayatında görmeyeceğin şeyleri göreceksin" dedi. Konya iline ulaştığımızda .....isimli iş merkezinin içerisindeki adını hatırlayamadığım bir hukuk derneğinin bürosuna çıktık. Orada Av. .... isimli biri ile ....isminde matematik öğretmeni olduğunu tahmin ettiğim kişiler karşıladı. Bir salona geçtik. Salon da bulunan masa üzerindeki Laptopu açtılar Laptoptan sonradan sınav esnasında göreceğim soru ve cevapları gösterdiler. Bu soru cevapları birlikte gittiğimiz şahıslar ile birlikte 1 saat boyunca inceledik. Sonra da oradan ayrıldık ve Ankara iline geçtik. Sınava girdim, sınavda bize gösterilen soruların sınav esnasındaki sorulan soruların aynısı olduğunu gördüm.” - “.... isimli sivil kişi evine gittiğimde önce benim cep telefonumu istedi. Karşımda GooglePlay’den Bylock isimli programı cep telefonuma indirdi. Ben bunu kullanmak istemediğimi söyledim. Kendisi güvenli bir program olduğunu, sadece haberleşme sağlanacağını söyledi. Daha sonra kendisini ve bu bölgede görev yapan adli yargı hakim ve savcılarının numaralarını grup olarak benim telefonuma yükledi, "Bundan sonra siz grup olarak buradan görüşeceksiniz" dedi. Bu programın çalışabilmesi için karşılıklı eklenen grup içerisindeki kişilerin kendi aralarında belirlenen kod numarasını bilmesi gerekiyor. Örneğin bu programda ben x'i gruba eklemek istediğimde x'e bunu kabul edip etmediği konusunda mesaj gidiyor, daha sonra kabul etmek isterse x ve benim önceden bildiğim şifrenin sisteme girilmesi gerekiyor. Bu şifre numarası çok basit bir numara idi, herkes tarafından biliniyordu.”

 

IV- HÂKİMLER ve SAVCILAR YÜKSEK KURULU'NA İNTİKAL EDEN FETÖ/PDY İLE BAĞLANTILI BAZI SORUŞTURMA DOSYALARI:

 

1-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/184 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu emniyet ve yargı mensupları tarafından 07/05/2010 tarihinde 17-25 Aralık kumpas soruşturmaları başlatıldıktan sonra, Türkiye gündeminde o tarihte Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşar Yardımcısı olan Hakan FİDAN'ın çabalarıyla Türkiye, Brezilya ve İran arasında Tahran Deklarasyonu veya Nükleer Takas Antlaşmasının imzalandığı, Hakan FİDAN’ın MİT Müsteşarı olarak atandığı, İHH Vakfı tarafından yapılan Mavi Marmara gemisi yardım organizasyonunun yer aldığı bir dönemde 12/05/2010 tarihinde sözde Selam-Tevhit Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılmasına "Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu" tarafından, İsrail ablukası altındaki Gazze'ye dikkat çekmek ve Filistin zulmünü kamuoyunun gündemine taşımak maksadıyla "İstanbul'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü" adı altında düzenlenen programda Nureddin ŞİRİN'in yaptığı, "Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı" ve İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İzzet ŞAHİN'in İsrail tarafından tutuklanması konulu 09/05/2010 tarihli konuşmanın gerekçe gösterildiği, Soruşturma dosyasında, silahlı terör örgütüne işaret eden, cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinin varlığına, örgüt adına birlikte veya tek başına, nerede ve ne şekilde bir eylem gerçekleştirildiği veya gerçekleştirileceğine dair deliller, herhangi bir suç ve suç unsurunu çağrıştıracak maddi vakıalar bulunmamasına rağmen; 5271 sayılı CMK’nın 135 ve 140'ıncı maddelerinde düzenlenmiş telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanmasına dair usul hükümleri açıkça ihlal edilmek suretiyle, Kamile YAZICIOĞLU’nun eşi Hüseyin Avni YAZICIOĞLU hakkında dile getirdiği ve daha sonra bir kısmını inkâr ettiği uydurma ifadelerinde geçen iddialar, Kamile YAZICIOĞLU’nun eşi Hüseyin Avni YAZICIOĞLU’na ait olduğunu iddia ederek kendiliğinden getirip teslim ettiği öne sürülen sahte dijital ve yazılı deliller, sahte e-mail ihbarları, sahte gizli tanık ifadeleri ve örgüt mensubu emniyet görevlilerinin talepleri üzerine 01/01/2001 ve 23/07/2006 tarihlerinden talep tarihlerine kadarki bir çok ismin kullandığı numaralara ait ayrıntılı HTS ve e-mail kayıtlarının istenilmesi yoluyla, siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş adamı, akademisyen gibi toplumun farklı kesimlerinde yer alan kişilerin iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına, bir çok kimsenin teknik araçlarla izlenmesine, suç tarihine kıyasla eski yıllara uzanan HTS raporlarının teminine, önceki tedbir kararına nazaran kesintinin gerçekleşmesine rağmen tekrar tekrar uzatma kararlarının verilmesine, sadece gerçek kişiler hakkında uygulanabilecek bir tedbir olmasına rağmen dernek, vakıf, şirket gibi kuruluşlarla belli adreslerin teknik araçlarla izlenmesine kadar uzanan, özellikle Başbakanlık, Bakanlıklar ve MİT gibi kritik yerlerde görevli bürokratların hedef şahıs yapılmak suretiyle kendilerinin ve iletişim araçlarını kullanan Başbakan, bakanlar, eski ve halen görevdeki milletvekilleri ile MİT Müsteşarı gibi devletin en üst yetkililerinin, ülke yönetimine ilişkin soruşturma konusuyla neden - sonuç ilişkisi kurulamayan, gizli kalması gereken iletişimlerinin dinlenmesi ve kayda alınmasına zemin hazırlandıktan sonra, kolluktan gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde, muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin soyut delillere dayanılarak, matbu gerekçelerle iletişimin denetlenmesi teknik araçlarla izleme tedbirlerine hükmettikleri, bu şekilde 3 yıl 7 ay gibi bir süre zarfında yürütülen bu soruşturma kapsamında toplam 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği, ayrıca 10 farklı dernek, vakıf ve adresler ile ilgili olarak da kimin hakkında uygulanacağı belirtilmeksizin aynı tedbire başvurdukları, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tedbire başvurulan kişiler için toplam 1348 kez, teknik araçlarla izleme kararı verilen kişiler ile çeşitli dernek, vakıf ve adresler bakımından da toplam 950 kez uzatma kararı verildiği, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı (halen Cumhurbaşkanı), Bakanlar, MİT Müsteşarı ile üst düzey bürokratların devlet güvenliği ve politikaları açısından gizli kalması gerektiği düşünülen bir takım görüşmelerin de tespit edilerek kayıt altına alındığı, ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, MİT mensuplarını ve önemli bürokrat ve siyasetçiler ile İHH gibi insani yardım kuruluşları ile tüzel kişileri İran yanlısı, El Kaide terör örgütüne yardım eden konumunda göstermeye çalıştıkları, Mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen biri Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirildiği bu tespitle ilgililerin 3 yıl 7 ay süren soruşturma sırasında örgüt üyeliği bahanesi ile iletişimlerini dinledikleri devletin üst düzey görevlileri ile hükümet mensuplarının devlet güvenliği ve politikaları açısından gizli kalması gereken bir takım görüşmelerini siyasi casusluk amacıyla kayıt altına alarak değişik IP numaralı bilgisayarlara aktardıkları, Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının İran ve Türkiye arasında yapılan ticaretle dolayısıyla da 17-25 Aralık kumpas soruşturmasıyla ilişkilendirilmesi için delil üretilmesi kapsamında, gizli tanık sıfatıyla ifade vermesi sağlanan Şafak'ın ifadesine, söylemediği halde İran ticareti ile ilgili eklemeler yapıldığı, bu şekilde sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının İran ve Türkiye arasında yapılan ticaretle dolayısıyla da 17 -25 Aralık kumpas soruşturmasıyla ilişkilendirildiği, bu şekilde aralarında bağlantı olduğu intibağı uyandırılarak her iki soruşturmanın aslında operasyon aşamasında birleştirilmesinin amaçlandığı, bu amaçla soruşturma işlemlerine devam edilmesine ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının talimatı olmamasına rağmen sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının örgüt mensubu emniyet görevlilerince sonlandırılıp, tüm dinleme kayıtları Log kayıtlarından silinmek suretiyle üst yazıya bağlanarak gizlice İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, 17-25 Aralık darbe girişiminin başarısız olması neticesinde bu kez, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü'nün kendine yakın basın-yayın kuruluşları aracılığıyla kamuoyu oluşturma çabasına devam ettiği, sözde "Kudüs Ordusu Terör Örgütü" soruşturması kılıfı altında uydurma gerekçe, sahte delil ve ihbarlarla kurum olarak "Milli İstihbarat Teşkilatı" yönetici ve mensupları ile sivil toplum kuruluşu mahiyetindeki "İHH İnsani Yardım Vakfı" yönetici ve çalışanlarının telefonlarının dinlenilmesi suretiyle terörle irtibatlandırılmaya çalışıldığı, MİT'e ait tırların durdurulması öncesinde İHH bürolarına baskınlar yapılarak hükümetin MİT üzerinden İHH Vakfını kullanarak El Kaide gibi terör örgütlerine silah yardımında bulunduğu algısı yaratılmaya çalışıldığı, 17/12/2013 tarihinde 2011/762 sayılı soruşturma dosyası sonlandırılarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmesine rağmen örgüt mensuplarınca sözde Selam-Tevhit örgütünün silah unsurunu delillendirmek amacıyla MİT tırlarına yönelik girişimde bulunulduğu soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 2-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/99 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; Kozmik odaların bulunduğu Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında görevli personelin, Ergenekon terör örgütü kapsamında iletişimin denetlenmesi tedbirleri yoluyla teknik takibe alındığı, kamuoyu desteğini almak için yazılı ve görsel medyada haber konusu olacak ve sansasyon yaratacak bir suçlama olarak Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ'ın, askeri personel tarafından İKK faaliyetleri kapsamında takip edilen Kurmay Albay Baki KAYA'nın ikâmetinin bulunduğu Çukurambar semtinde ikâmet etmesi fırsat olarak değerlendirilerek sahte bir ihbarla "Suikast Girişimi" isnadının ortaya atıldığı, bu isnadı kuvvetlendirmek adına sahte delil yaratıldığı, bazı belge ve notlara gerçekle bağdaşmayacak şekilde anlamlar yüklenerek soruşturmanın mecrasından çıkarıldığı ve soruşturmaya dahil eden rütbeli asker sayısının genişletilerek usulsüz şekilde iletişimin denetlenmesi tedbirlerine başvurulduğu, içeriği sahte ihbar tutanağına dayanılarak, savunmada ileri sürülen deliller araştırılmadan, objektiflikten uzak ve taraflı hazırlanan kolluk değerlendirme tutanaklarına itibar edilerek, içerisinde Devlet sırrı niteliğinde bilgi ve belgeler bulunan 11 ve 16 no.lu kozmik odalarda hukuka aykırı yollarla makul şüphe bulunmamasına karşın arama ve el koyma işlemlerinin gerçekleştirildiği ve devlet sırrı niteliğindeki bazı bilgi ve belgelerin de bulduğu dokümanlar ile elektronik verilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirildiği, söz konusu bilgi, belge ve verilerin soruşturma kapsamında herhangi bir görev ve yetkisi bulunmayan, FETÖ/PDY mensupları tarafından gerçekleştirildiği kamuoyunca bilinen “Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy, Ergenekon ve Oda Tv” gibi davalarda bilirkişilik yapan ve taraflı bilirkişi raporu hazırlaması nedeniyle TÜBİTAK’dan uzaklaştırılan Ünal TATAR isimli şahsa soruşturma dosyasında herhangi bir görev ve yetkisi olmamasına rağmen Adliyede inceletilerek imajının aldırıldığı, bu suretle yetkisiz kişilerin devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelere vakıf olmasının sağlandığı, Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, devlet sırrına ilişkin konularda soruşturma aşamasında inceleme dahi mümkün değilken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iç ve dış güvenliği açısından hayati derecede öneme haiz olan “Devlet sırrı” niteliğinde bulunan bilgi ve belgelerin, soruşturmada adı geçen hâkimler ile Cumhuriyet savcıları tarafından hukuka aykırı yollarla siyasal ve askeri casusluk maksadıyla ele geçirilip ifşa edildiği, soruşturma sürecinde, soruşturma konusu suçla ilgi ve bağlantısı bulunmayan ve suç niteliği taşımayan “FETÖ/PDY'ye ilişkin düşünce, eleştiri ve görüş içeren bilgi paylaşımında bulunan kişiler hakkında da hukuka aykırı yollarla iletişimin tespitine yönelik kararlar ve koruma tedbiri süresinin müteaddit kez uzatımına karar verilmek suretiyle, koruma tedbirlerinin ölçüsüz bir şekilde kullanıldığı, FETÖ/PDY nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülen birçok gerçek ve tüzel kişiyle yoğun irtibat ve bağlantı kurularak söz konusu eylemlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. 3-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/100 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 7 farklı soruşturma numarasında yürütülen toplam 594 klasörden oluşan soruşturma dosyalarında, içerisinde "Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme" suçlarının da bulunduğu çok sayıda suçtan tutuklu bulunan şüpheliler müdafiilerinin farklı tarihlerdeki tutukluluğa itiraz ve tahliye istemlerinin İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinin kararlarıyla reddedilmesi sonrasında, FETÖ/PDY terör örgütünün sözde lideri Fetullah GÜLEN’in yargıda faal olan Paralel Devlet Yapılanmasına üye hâkimlere vaaz/sohbet adı altında, dua kılıfına bürünmüş şekilde gönderdiği 19/04/2015 günlü “Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları" konulu kriptolu talimatta tutukluların serbest bırakılmasını istemesinin ertesi günü, bir kısım şüpheliler müdafileri tarafından, İstanbul Adliyesindeki tüm sulh ceza hâkimliklerinde görevli hâkimlerin reddi ve şüphelilerin tahliyesi istemlerini içeren, normal prosedüre uygun şekilde mahkeme kalemine verilmesi, kayıt ve tarama işleminden sonra mahkeme hâkimine intikal etmesi gereken, 20/04/2015 tarihli 51 adet dilekçenin rutin uygulamaya aykırı şekilde bizzat İstanbul 29'uncu Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Metin ÖZÇELİK'e verildiği, adı geçenin görev yaptığı mahkeme itibariyle yetkisiz olmasına karşın dilekçeleri ertesi gün, yani farklı bir hâkimin nöbetçi olduğu günde, tüm personelin ayrılmasından sonra gizlilik içerisinde sisteme kaydettirdiği, kısıtlama kararı nedeniyle UYAP üzerinden erişim imkânı bulunmamasından dolayı elektronik ortamda incelenmeyen, fiziki soruşturma dosyaları da bulunmadığı halde, sadece şüpheliler müdafilerinin sundukları dilekçeler ve ekleri ile yetinerek, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinden gönderilen tüm görüş yazıları da olumsuz olmasına rağmen 24/04/2015 tarihli kararla, şüpheliler müdafiilerinin, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinin tamamında görevli hâkimlere yönelik red taleplerinin kabulüne, soruşturma dosyalarındaki şüphelilerle ilgili tahliye taleplerine bakmak üzere isim ve sicil numarasını da belirtmek suretiyle, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olup nöbet görevi saat 17:00 itibariyle sona eren İstanbul 32'nci Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Mustafa BAŞER'in görevlendirilmesine kesin olmak üzere karar verdiği, meşru olmayan görevlendirme sonrası şüpheliler müdafilerinin dilekçeleri, tutuklama kararları, önceki tahliye talepleri ve mahkemelerin red kararlarından oluşan evrakların zabıt kâtibi tarafından İstanbul 32'nci Asliye Ceza Mahkemesi'ne götürüldüğü, adı geçen zabıt kâtibinin tanık sıfatıyla alınan 25/04/2015 tarihli beyanında belirtildiği üzere, İstanbul 32'nci Asliye Ceza Mahkemesinin tüm personelinin mahkemeden ayrılmış olduğu ve kalem kapısının kilitli olduğu, nöbet görevi saat 17:00 itibariyle sona ermesine rağmen hâkim Mustafa BAŞER'in odada tek başına oturduğu ve gelen dosyaları zabıt kâtibinden teslim aldığı, 5235 sayılı Kanun'un, 6545 sayılı Kanunla değişik 10'uncu maddesinde Sulh Ceza Hâkimliğinin, Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemekle görevli olduğunun belirtilmesine ve asliye ceza mahkemelerinin soruşturma evresindeki işlemlerle ilgili bir yetkisi bulunmamasına rağmen, görev yaptığı mahkemeye nazaran üst merci sıfatı da bulunmayan ve bu yönüyle eşdeğer olan 29'uncu Asliye Ceza Mahkemesi hâkiminin Kanuna aykırı şekilde görevlendirme kararını esas alarak, 25/04/2015 tarihinde verdiği aynı nitelikteki 7 kararla, 594 klasörden oluşan soruşturma dosyaları intikal etmeden, atılı suçlar nedeniyle soruşturma dosyalarındaki deliller incelemeden, suç ve deliller ile her bir şüpheli yönünden ayrı ayrı kişiselleştirme yapılmaksızın, genel geçer ve birbirinin kopyası niteliğindeki gerekçelerle, tutuklu 63 şüphelinin tahliyesine karar verdiği, Ayrıntıları Daire kararında belirtildiği üzere, tahliye kararının verilmesi için hafta sonu tatil gününde sarfedilen olağanüstü çabanın son derece dikkat çekici olduğu ve örgütün sözde lideri Fetullah GÜLEN tarafından verilen talimatın ivedilikle yerine getirilmesi amacına matuf olduğunun tartışma götürmeyecek şekilde açık ve net olduğu, hal böyle iken, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda üye olarak görevli Mustafa Kemal ÖZÇELİK ve Mahmut ŞEN'in, ilgililer hakkında ceza tayin edilmemesi gerektiği yönündeki muhalefet şerhleriyle bir hukuk katliamına sahip çıkmalarının, malum yapı mensuplarının yargı teşkilatı içerisindeki görev ve sıfatları ne olursa olsun, örgüt menfaatleri uğruna hukuku bir silah olarak kullanmaktan çekinmeyeceklerini ortaya koyduğu, Hâkimler Metin ÖZÇELİK ve Mustafa BAŞER'in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen ve kamuoyunda "22 Temmuz, Casusluk, Yasa Dışı Dinleme, 17-25 Aralık Kumpas, Selam Tevhid'de Kumpas, Tahşiye Grubuna Kumpas ve Emniyetteki Paralel Yapı Soruşturmaları” olarak bilinen soruşturmalarda tutuklu bulunan şüphelileri tahliye etmek amacıyla sarfettikleri olağanüstü gayretleri, kolluk görevlilerinin baştan itibaren gerçekleştirdikleri yasa dışı işlemler ile delil üretme faaliyetleri birlikte değerlendirildiğinde, kolluk görevlileri olan tutuklu şüphelilerin, "Delil yaratma bakımından hukuk sınırlarını zorlama konusundaki özgüven"in sebebini, aynı şekilde, Kanun Hükmündeki Kararnamenin verdiği yetkiye istinaden meslekten çıkarılmalarına karar verilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin göz göre göre yapılan hukuksuzluğa karşı ilgililer hakkında verilen soruşturma iznine ve disiplin cezalarına muhalefet şerhi koymalarının da, gerçek niyetlerini "Karar" kisvesi altına gizleyen hâkimlerin özgüvenlerinin sebebini açıkladığı, ancak göz ardı edilen hususun, hukukun asla bir kişi, grup ya da örgütün şahsi çıkar ve ihtiraslarına feda edilemeyeceği gerçeği olduğu. İstanbul 32'nci Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Mustafa BAŞER tarafından 25/04/2015 tarihli kararlarla tahliye edilmeye çalışılan şüpheliler hakkındaki soruşturma dosyaları incelendiğinde; a) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen 23/10/2015 tarih, 2014/41637 Soruşturma no. ve 2015/39902 Esas sayılı iddianame içeriğine göre; İHH Vakfı Başkanlığı'nca, İsrail işgali altındaki Gazze'ye Mavi Marmara Gemisi ile insani yardım yardım malzemesi götürmek ve Gazze işgalini uluslararası kamuoyunun gündemine taşımak amacıyla 2010 yılı Nisan ve Mayıs aylarında yardım organizasyonunun düzenlendiği, şüpheliler tarafından 2010/1074 (2011/762) numarası üzerinden sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının da Mavi Marmara Gemisi'nin yola çıkma süreci ile eşzamanlı olarak 12/05/2010 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı TEM Şube Müdürü olarak görev yapan şüpheli Yurt ATAYÜN imzasıyla İstanbul (CMK 250'nci Madde İle Görevli) Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen 12/05/2010 tarihli yazıyla başlatıldığı, yardım organizasyonunu yürüten İHH Vakfı Başkanı ve yöneticileri başta olmak üzere İHH Vakfı üyesi, İHH Vakfı gönüllüsü ve Mavi Marmara Gemisi'nde yolcu olarak bulunan çok sayıda kişinin telefonlarının "Terör Örgütü Üyeliği" suçundan dinlenildiği, bu kişilerin yaptığı hiçbir suç içermeyen "mesleki, ailevi ve özel hayat" mahiyetindeki ve vakıf faaliyeti kapsamındaki telefon görüşmelerinin kaydedilerek "terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği" suçundan delil olarak iletişim tesbit tutanağı haline getirildiği, Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılmasına "Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu" tarafından, İsrail ablukası altındaki Gazze'ye dikkat çekmek ve Filistin zulmünü kamuoyunun gündemine taşımak maksadıyla "İstanbul'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü" adı altında düzenlenen programda Nureddin Şirin'in yaptığı, "Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı" ve İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İzzet Şahin'in İsrail tarafından tutuklanması konulu 09/05/2010 tarihli konuşmanın gerekçe gösterildiği, 12/05/2010 tarihi itibariyle Mavi Marmara Gemisi üzerinden İHH Vakfı'na yönelik başlatılan soruşturmaya, eşinin kötü muamelesine maruz kalan ve eşiyle kavga ederek Bursa ilinde bulunan arkadaşına sığınan Kamile YAZICIOĞLU adlı tanığın, eşi hakkındaki şikâyeti sırasında eşinin El kaide örgütünü desteklediğine, İran'a gizli bilgiler sızdırdığına, MİT Müsteşarı Hakan FİDAN ile görüştüğüne dair ifadelere yer verilerek Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan FİDAN'ın dahil edildiği, tanık tarafından tedarik edildiği iddia olunan bilgi ve belgelerle 'kurgulama' yapılarak devletin üst düzey yönetiminde görevli şahısların soruşturmaya dahil edildiği, haklarında iletişimin denetlenmesi ve teknik takip kararlarına gerekçe olmak üzere, tanık tarafından söylenmeyen bir takım hususların tanık tarafından söylenmişçesine beyana dercedildiği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünde görevli amir ve polis memurlarının soruşturmanın başlatılmasında üstlendikleri bu etkin ve yasadışı rolün, şüphesiz ki hesap vermekle yükümlü oldukları kişi ya da kişilerin bilgisi dahilinde, onların talimatlarına dayandığı, şubede görevli polis amir ve memurlarının hukuk dışı işlemlerinin güvendikleri şahıslar tarafından bir şekilde örtbas edileceğine, ne şekilde elde edilmiş olursa olsun yasak delilin soruşturmada kullanılacağına baştan itibaren inandıklarının açık olduğu ve bunun da taraflar arasında bir iştirak iradesinin varlığının delili olduğu, aksi halde adli nitelikteki söz konusu iş ve işlemleri hâkim ve Cumhuriyet savcıları tarafından hukukilik denetime tabi tutulacak kolluk görevlilerinin meslek hayatlarını risk altına sokacak şekilde adeta "delil yaratmak" gibi bir işe girişmelerinin hayatın olağan akışı içinde açıklanmasının mümkün olmadığı, kolluk görevlilerinin delil üretme eylemlerinin tanık beyanını çarpıtmakla sınırlı kalmadığı, sahte gizli tanık, para karşılığı ihbar maili göndertme, isimsiz ihbar maili düzenletme v.s. şeklinde de tezahür ettiği, aynı yöntemlerle soruşturmaya dahil edilen ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile yasaları uyarınca telefonlarının yasal olarak dinlenilme imkânı bulunmayan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve kabine üyelerinin, başbakan danışmanlarının, milletvekillerinin, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı ve en yakınındaki çalışma arkadaşlarının hiçbir delil olmadığı halde, haklarında terör örgütü üyesi olarak karar alınıp bu kişilerin Başbakanlık İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı'na kayıtlı resmi telefonları dinlenerek ulusal ve uluslararası görüşmelerinin kaydedildiği, bu görüşmelerin devletin milli güvenlik ve dış politikasına ilişkin olup devletin ulusal/uluslarası yararları bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler kapsamında olduğu, yine Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, Anadolu Ajansı, Yüksek Öğretim Kurumu, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, AKABE Vakfı, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUM-DER), Ehlibeyt Alimleri Derneği (EHLADER), Alülbeyt Vakfı, Bab-ı Ali Vakfı, El Mustafa Medresesi, Kudüs Dayanışma Derneği (KUDÜS-DER), Kanal On4, v.s. gibi bir çok kamu kurum ve kuruluşu, sivil toplum örgütü, dernek, vakıf ve bunlarla bir şekilde irtibatlı bulunan herkesin soruşturmaya dahil edilerek haklarında iletişimin denetlenmesi tedbirlerine başvurulduğu sabittir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 26/10/2015 tarih ve 2014/69722 soruşturma no. ve 2015/40117 Esas sayılı iddianamesi incelendiğinde; kolluk görevlilerinin delil toplama faaliyeti esnasında izledikleri yöntemin yine aynı olduğu; iddianamenin 94'üncü sayfasında söz konusu usulsüzlük ve aykırılıkların; - Dinlenilen hedef kişilerin mahkemelere sunulan Karar Talep Formlarında telefon numaraları karşılarında açık kimlik, görev, unvan ve adreslerinin belirtilmemesi, - Dinlenilen hedef kişilerin mahkemelere sunulan Karar Talep Formlarında IMEI numaraları karşılarında açık kimlik, görev, unvan ve adreslerinin belirtilmemesi, - Dinlenilen hedef kişilerin mahkemelere sunulan Karar Talep Formlarında gerçek isimleri yerine sahte veya eksik isim kullanılması, - Dinlenilen hedef kişilerin organize suç örgütü üyesi oldukları gerekçesi ile mahkemeden iletişimin denetlenmesi kararı alınmasından sonra iletişimin denetlenmesi süresinin uzatılmasına ilişkin Karar Uzatma Talep formlarında terör örgütü üyesi olduklarının belirtilmesi, - Dinlenilen hedef kişiler hakkında 29/01/2008 tarihli emir ve talimat yazısına rağmen Teknik Operasyon şubesinden uygun görüş alınmaması, - Dinlenilen hedef kişiler hakkında 29/01/2008 tarihli emir ve talimat yazısına rağmen ilgili Haberalma şubelerinden örgütsel yönden uygun ve detaylı inceleme yaptırılmaması, - Dinlenilen hedef kişilerin organize suç örgütü veya terör örgütü üyesi olduklarına dair herhangi bir bilgi, belge, ihbar vb. materyal olmadan dinlenen kişiler hakkında matbu form doldurularak iletişimin dinlemesi için ilgili mahkemeden karar alınması, - Dinlenilen hedef kişiler hakkında herhangi bir bilgi, belge, ihbar vb. materyal olmadan müteaddit defalar matbu form doldurularak iletişimin dinlenmesine dair uzatma kararı aldırılması, - Dinlenilen hedef kişiler hakkında herhangi bir bilgi, belge, ihbar vb. materyal olmadan Terör örgütü üyesi olduklarına dair iletişimin dinlenmesine dair karar aldırılması ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin herhangi bir bilgi belge olmadığı halde matbu formlarla 12 aydan fazla dinleme ve iletişim araçlarının takibi faaliyetinde bulunulması, - Dinlenilen hedef kişilerin yasal dinleme süresi dolduktan sonra, dinlemeye son verilmesi gerekirken aynı kişilerin terör örgütü üyesi olarak gösterip sınırsız dinleme faaliyetinde bulunulması, - Dinlenilen hedef kişilerin imha edilmesi gereken görüşme kayıtlarının imha edilmeyerek harici başka bir veri depolama aygıtında saklanması, - İstihbarat Şube Müdürlüklerinde TİZ Büro veya diğer adıyla TEKOP Bürosu haricinde özel oda oluşturularak dinleme faaliyetinin icra edilmesi, şeklinde sıralandığı, Bu kapsamda; Milliyet Gazetesi yazarı Fikret BİLA'nın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Fikri" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, RTÜK üyesi olup Samsun ilinden CHP milletvekili aday adayı olan ve halen Halk Tv Genel Müdürü olarak görev yapan Şaban SEVİNÇ tarafından kullanılan ve RTÜK adına kayıtlı olan hattın Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Şaban YILDIZ" ismi ile yapılan talep üzerine alınan kararla, İstanbul 6'ncı Vergi Mahkemesi başkanı Hasan ERDEM'in, kendi adına kayıtlı telefonunun, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Hasan" ve "Hasan YALÇIN" isimleriyle; hâkimin eşi Sevinç TAŞ ERDEM adına kayıtlı telefonun yine Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Sevinç" ve "Sevinç YILDIRIM" isimleriyle yapılan talep üzerine alınan kararlarla, Dışişleri Eski Bakanı ve Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Emre GÖNENSAY'ın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Emrah" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Emniyet müdürü Dinçer AY'ın, organize suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, "Dinç" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Radikal, Akşam ve Sözcü gibi çeşitli gazetelerde çalışan ve magazin ağırlıklı köşe yazıları yazan gazeteci Oray EĞİN'in, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Orhan" ve "Orhan EĞRİ" isimleriyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Yeniçağ Gazetesi yazarı Behiç KILIÇ'ın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Bahri" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Ak Parti 24'üncü Dönem İstanbul Milletvekili Metin KÜLÜNK'ün, organize suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, "Metin" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünde Polis Memuru olarak görev yapan Sami TERZİ'nin, organize suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, "Semih" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Emniyet içerisinde çeşitli kademelerde amir sıfatıyla görev yapan Hanefi AVCI'nın, abone kaydı Tuğrul ÇAKIR adına olan hattın takılı bulunduğu 356423023390090 IMEI numaralı cep telefonunun, IMEI numarası üzerinden ve "İbrahim SAĞLAM" ismi kullanılarak yapılan talep üzerine alınan kararla, Fetullah Hoca'nın şifreleri, ABD'nin Truva Atı Fetullah Gülen, Türkiye Nasıl Kuşatıldı Kuşatma adlı kitapları bulunan yazılı ve görsel basındaki demeç ve yazılarında cemaati eleştiren yazar Nurettin VEREN'in eşi Gönül VEREN'in, organize suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, Hasan DOĞAN ve Orhan DOĞAN adına kayıtlı hatların "Nurettin" ve "Nurettin SAVAŞ" isimleriyle yapılan talep üzerine alınan kararla, TOBB Başkanı Mustafa Rıfat HİSARCIKLIOĞLU'nun, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Rıfat" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, BBP MYK üyesi ve işadamı Metin CORUT'un, organize suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, "Metin" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Gazeteci-Yazar Fatih ALTAYLI'nın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Fatih" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Yargıtay Başkanı iken 2004 yılında emekli olan Eraslan ÖZKAYA'nın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Ersan" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, PKK Terör Örgütü sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ın da yargılamasını yapan ve mahkumiyet hükmü veren DGM Eski Başkanı ve Emekli Yargıtay Üyesi Mehmet Turgut OKYAY'ın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Mehmet" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, İkinci Ordu Komutanı ve Genel Kurmay İkinci Başkanı görevinde bulunan Emekli Orgeneral Halit Edip BAŞER'in, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Ramazan" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Koç Holding üst düzey yöneticisi ve Galatasaray Spor Kulübü Divan Üyesi İnan KIRAÇ'ın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "İlhan" ve "İlhan KIRAÇ" isimleriyle yapılan talep üzerine alınan kararlarla, Hürriyet Gazetesi yazı işleri müdürlerinden Doğaner GÖNEN'in, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Ahmet" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Doğan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Aydın DOĞAN'ın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Ahmet" ve "Ahmet DOĞAN" isimleriyle yapılan talep üzerine alınan kararlarla, Hava Kuvvetleri eski komutanı Faruk CÖMERT'in, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Fahri" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararlarla, Dışişleri Eski Bakanı Osman Mümtaz SOYSAL'ın, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Osman" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı görevinde bulunan emekli tümgeneral Hüsnü Can TELER'in, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Hüsnü" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Gazeteci yazar Hatice Leyla TAVŞANOĞLU'nun, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Leyla BAŞAK" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla, Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN'in telefonunun, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, MİT mensubu Serdar BOZDOĞAN'ın eşi Elif BOZDOĞAN'ın, kırsal alanda faaliyet gösteren örgüt mensuplarıyla irtibatlı şahıs olarak gösterilip telefonunun, Galatasaray Spor Kulübü Eski Başkanlarından Adnan POLAT ile Gençlerbirliği Spor Kulübü Başkanı İlhan CAVCAV'ın, organize suç örgütü mensubu oldukları gerekçesiyle yapılan talep üzerine alınan kararlarla, Alarko Holding kurucusu İshak ALATON'un kızı Leyla ALATON'un, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Leyla ALTIN" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla; aynı şirket yönetim kurulu üyesi Dalia GARİH'in, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Deniz GARİP" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla dinlendikleri, Gazeteci yazar Gürbüz Saygı ÖZTÜRK'ün, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında, "Salih" ve "Salih ÖZTÜRK" isimleriyle yapılan talep üzerine alınan kararlarla dinlendiği, elektronik posta adreslerinin teknik takip altına alındığı, Gazeteci Müge ANLI'nın, organize suç örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, "Müge ÖZTEKİN" ismiyle yapılan talep üzerine alınan kararla dinlendiği, mağdurun alınan beyanında "ÖZTEKİN" soyadını taşımadığını ve asla böyle bir soyadı kullanmadığını ifade ettiği, Amerika Birleşik Devletleri'nin Washington eyaletinde düzenlenen bir konferansta tartışılan Ergenekon Soruşturması ile ilgili olarak, Ergenekon Soruşturmasına ilişkin operasyonların arkasında Fetullah GÜLEN Hareketi'nin olduğu hakkında rapor sunan Gazeteci-yazar Gareth Huw JENKINS'in, ADSL hattının teknik takiple izlendiği, Benzer yöntemlerle Mecliste grubu bulunan çeşitli partilerin eski milletvekilleri, genel başkan yardımcısı, siyasi parti il ve ilçe teşkilatı başkanları, Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Eski Daire Başkanı, bir çok il emniyet müdürleri ve emniyet müdür yardımcıları, emekli ve halen görevde bulunan polis memurları, komiserler, komiser yardımcıları, başkomiser ve emniyet amirleri, Vakıflar Genel Müdürü, Teftiş Kurulu Başkanları, Mülkiye Başmüfettişi, Polis Başmüfettişi, İstanbul Başbakanlık Uzmanları Tasarruf Mevduat ve Sigorta Fonu Kurulu Başkanlığında görevli personel, Koruma polis memurları, Antalya Terörle Mücadele Şube Müdürü, emekli hâkim, Öğretim görevlileri, Yandex Türkiye CEO'su, Terörle Mücadele Dairesi Eski Başkanı, bir çok gazeteci-yazar, TÜBİTAK Kriptoloji uzmanı, özel şirket yönetim kurulu başkan ve üyeleri, PMYO Koruma Şube Müdürlüğü Güvenlik Büro Amirliği personeli, infaz koruma memurları, başta İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü olmak üzere çeşitli illerdeki emniyet müdürlükleri nezdinde görevli personel, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Daire Başkanı, tapu sicil müdürleri, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı, Yargıtay Ceza dairesi yazı işleri müdürü, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı personeli, Semerkant Vakfı Merkez Başkanı, Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü Daire Başkanı, TBMM Başkan Müşaviri, avukat, oyuncu, manken, ses sanatçısı, belediye başkanları ve başkan yardımcıları, belediye özel kalem müdürü, müteahhit, il milli eğitim müdürü, il milli eğitim müdür yardımcısı, huzurevi müdürü, ticaret ve sanayi odası başkanı, şoförler odası başkanı, bar müsteciri ve çalışanları, eczacı, doktor, pilot, armatör, v.s. gibi yüzlerce kişiye ait telefon ve elektronik posta adresleri hakkında iletişimin denetlenmesi kararları alındığı anlaşılmıştır. c) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 28/09/2015 tarih, 2014/115949 Soruşturma no. ve 2015/35346 Esas no.lu iddianamesinde; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında yapılan iletişimin tespiti çalışmalarında hedef şahısların Cumhuriyet Başsavcılığına mühürlü olarak gönderilen iletişim tespit tutanaklarının bulunduğu dosyalar incelendiğinde “Yasama Dokunulmazlığı” bulunan 2012/656 sayılı soruşturma dosyasının hazırlandığı dönemde Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, Millî Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER’in, Gümüşhane Milletvekili Sabri VARAN’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel EROĞLU'nun, Eski Adalet Bakanı Sadullah ERGİN’in, Eski İçişleri Bakanı İdris Naim ŞAHİN’in, İstanbul Milletvekili İdris GÜLLÜCE’nin, Eski İçişleri Bakanı Muammer GÜLER’in, Devlet Bakanı Ali BABACAN’ın, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati YAZICI’nın, Eski Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN’ın, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer ÇELİK’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’in, Eski Haberleşme Denizcilik ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ’ın, Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan BAYRAKTAR'ın, Dışişleri Bakanı Ahmet DAVUTOĞLU’nun, Milletvekili Nurettin CANİKLİ’nin, Sağlık Bakanı Mehmet MÜEZZİNOĞLU’nun, Milletvekili Kamer GENÇ’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir ÜNAL’ın, Eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen BAĞIŞ’ın, İstanbul Milletvekili Gürsel TEKİN’in, Ankara Milletvekili Yalçın AKDOĞAN’ın, Gaziantep Milletvekili Hüseyin ÇELİK’in, Devlet Bakanı Beşir ATALAY’ın, Milletvekili Mehmet METİNER’in, Milletvekili Mustafa ELİTAŞ’ın ve Milletvekili Melda ONUR’un olmak üzere 29 kişinin Anayasanın 83'üncü maddesi ve 100'üncü maddesi gereği yasama dokunulmazlığı bulunmasına ve özel soruşturma usûllerine tabi olmalarına rağmen telefon görüşmelerine ait seslerin çözülerek metin haline getirildiği ve hazırlanan fezlekede de bir kısmına suç isnadında bulunulduğu, soruşturmaların özel şekle tabi olduğu anlaşıldığından haklarındaki tespitlerin derhal ve doğrudan doğruya Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilerek suç şüphesi varsa, özel soruşturma usûllerine göre delil toplama yoluna gidilmesi gerekirken ilgili maddelerin aksine hareket edildiği ve bu hukuk dışı yollara soruşturma süresince ısrar edildiği tespitine yer verilmiştir. d) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen 04/12/2015 tarih, 2014/40810 Soruşturma no. ve 2015/47335 Esas no.lu iddianame içeriğinde; Şüphelilerden Ramazan AKYÜREK, Ali Fuat YILMAZER ve Coşgun ÇAKAR'ın emniyet teşkilatı içinde Fetullah GÜLEN cemaati olarak adlandırılan bir grubun yapılanmasını amaç edinen silahlı terör örgütünün yöneticilerinden olduklarının, silahlı terör örgütünce Hrant DİNK'in mutlak suretle öldürüleceği, bunun için hazırlıklar yapan suç örgütü yönetici ve üyeleri ile cinayeti işleyecek tetikçi "Ogün" ismine kadar herşey önceden bilinmesine rağmen, amaç suçun gerçekleşmesi için araç suç niteliğinde olan Hrant DİNK cinayetinin gerçekleşmesinin beklendiği ifade edilmiş, iddianamenin 68 ilâ 75'inci maddeleri arasında, şüphelilerden Ramazan AKYÜREK'in, Agos Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Hrant DİNK'in katledilme sürecindeki eylemleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Hâkim ve Cumhuriyet savcısı sıfatıyla görev yapan örgüt militanlarının "Karar" kisvesi altına gizledikleri ve "Yargısal takdir yetkisi" olarak nitelendirdikleri iş ve eylemleriyle, örgütün gayrimeşru amaçlarına hizmet ettikleri, yukarıda değinilen soruşturmalardaki usulsüzlükler yapılıp örgüt mensubu olmayan yetkili kişi ya da mercilerden gizlenirken uygulanan stratejilerden birinin de, "Uygun hâkim veya savcı" bulunması faaliyeti olduğu, FETÖ/PDY Terör Örgüt mensubu kolluk görevlileri, iletişimin denetlenmesi ve teknik takibe ilişkin usulsüzlükleri saklamak ve istedikleri kararları almak, bir aksilikle karşılaşmamak için, örgütün amaç ve çıkarlarına hizmet edeceğini bildikleri ve aynı amaç etrafında kenetlendikleri hâkim ve Cumhuriyet savcılarını tercih ettikleri, bu suretle, hedeflerine ulaşmak adına yasa dışı işlemlerini gizlilikle sürdürdükleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2014/69722 Soruşturma ve 2015/40117 Esas no.lu iddianamesinin 651'inci sayfasında, İstihbarat Şube Müdürlüğünün bilgisayarlarında yapılan aramada İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü Tekop Büro Amirliği tarafından Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Kocaeli ve Sakarya İstihbarat Şube Müdürlükleri ile paylaşılan; "MAHKEME KARARI İLE İLGİLENEN ARKADAŞLARIN DİKKATİNEEE!!! (MUTLAKA OKUSUNLAR, OKUTSUNLAR) Gelecek haftaki nöbetçi 11. ACM Hâkimin muhtemel vermeyeceği kararlar; 1-Ergenekon 2-Misyonerlik 3-Terör Örgütleri de dahil olmak üzere tüm örgütlerin ilk uzatmaları da dahil bütün kararları Ancak ilk kez giriş yapılan Terör örgütleri ve içeriği iyi doldurulmuş organize kararları verebilir. Bu nedenle gelecek hafta almanız gereken kararlarınızı bu hafta içerisinde almanızı öneriyoruz... Bilgilerinize arz ederim. İstanbul Tekop Büro Amirliği" şeklindeki bilgi notunun, bunun yazılı delillerinden biri olduğu açıktır. 4-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/129 Esas sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü bünyesinde, Şanlıurfa'da çalışan bir kısım iş adamları, milletvekili, parti il başkanları ile emniyet müdürlüğü bünyesinde görev yapan kamu görevlilerinin 2011 ilâ 2013 yılları arasında usulsüz ve tamamen gerçeğe aykırı şekilde düzenlenen istihbarat raporlarına dayanılarak Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışan görevlilerce iletişimlerine müdahale edildiği, düzenlenen istihbarat raporlarında dinleme yapılacak şahısların gerçek kimliğinin farklı isimler altında veya hukuka aykırı şekilde suç isnad edilerek rapor düzenlendiği, bu raporlara dayanılarak müştekilerin kullandığı GSM hat numaraları bilindiği halde kullandıkları telefon IMEI numaraları üzerinden Diyarbakır CMK 250'nci madde ile yetkili mahkemelerden iletişime müdahale için izin kararları alındığı, akabinde önleme dinlemelerinin yapıldığı, dinleme sonrası herhangi bir adli işlem yapılmayarak imha tutanaklarının düzenlendiğinin belirlendiği, söz konusu usulsüz dinlemelere ilişkin olarak yapılan tespitlerde istihbarat değerlendirme projesine raporlarda yazılı suçlara ilişkin herhangi bir veri girişi yapılmadığı gibi yine teknik takibi yapılan hatlarda isimleri geçenlere ilişkin arşiv kayıtlarında yapılan incelemelerde herhangi bir bilgi ve belgenin mevcut olmadığı, bu anlamda müştekiler adına suç uydurularak başka isimler altında bizzat müştekilerin kullandığı cep telefonu IMEI üzerinden iletişime müdahale edildiğinin anlaşıldığı, tüm bu usulsüzlük ve eksikliklere rağmen Ankara İstihbarat Daire Başkanlığında suç tarihinde görev ifa eden yetkililerin bu dinlemelere ilişkin uygun görüş bildirerek belirtilen usulsüz işlemlere zemin hazırladıkları, şüphelilerin 05/01/2015 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla soruşturma kapsamında gözaltına alındıkları, bunu öğrenen ve Şanlıurfa Adli Yargı İlk Derece Adalet Komisyonu Başkanı sıfatıyla görev yapan hâkim Mustafa GÜRBÜZ'ün, şüphelilerin tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edilebilecekleri ihtimalini gözeterek, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini zedeleyecek şekilde sorgu için adeta "Uygun hâkim" bulma çabası içerisine girdiği, nöbetçi hâkim Cihat TAN'ı telefonla arayarak odasında ziyaret ettiği ve nöbetçi hâkim tarafından herhangi bir talep olmadığı ve nöbet görevinin icrasına ilişkin olarak bir mazeret ileri sürülmediği halde, nöbetçi hâkime, nöbet tutmaması ve izin verebileceği yönünde telkinde bulunduğu, ancak nöbetçi hâkimin, nöbet görevini yerine getireceğini belirtmesi nedeniyle amacına nail olamadığı, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının, Şanlıurfa 2'nci Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben yazdığı 07/01/2015 tarihli talep yazısı ile, şüphelilerin üzerlerine atılı suçlar nedeniyle tutuklanmalarını talep ettiği, suç tarihi itibariyle Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü nezdinde görevli şüpheliler Fuat AKTÜMEN, Kaan ÖZYİĞİT ve Harun TORGAY'ın tutuklandıkları, şüpheliler müdafinin tutuklama kararına vaki itirazlarının da reddedildiği, 12/01/2015 ilâ 18/01/2015 tarihleri arasındaki nöbet görevini ifa edecek hâkim Turan ÖZDEMİR'in sağlık problemi nedeniyle rapor almasını fırsat bilen Komisyon Başkanı Mustafa GÜRBÜZ'ün, rutin uygulamaya aykırı ve mahalde görevli hâkim ve savcılar arasında şaşkınlık yaratacak, kuşku uyandıracak şekilde, nöbetçi hâkim olarak Habil KAHRAMAN'ı görevlendirdiği, adı geçen hâkimin, daha sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesi tarafından mesleğe kabul kararı iptal edilecek hâkimlerden birisi olmasının mahaldeki kuşkuyu haklı çıkardığı, Sulh ceza hâkimliklerine mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde yapılan tutuklama, tutukluluğa itiraz ve tahliye istemleri ile diğer değişik işlerin nöbetçi hâkim tarafından karara bağlandığını bilen şüpheliler müdafii Av. Rıfat TOKDEMİR'in, telefonlarla yapılan görüşmeleri içerir HTS kayıtları ve başta tanık beyanları olmak üzere dosya kapsamındaki delillerle sabit olduğu üzere, ilgili Hâkim Habil KAHRAMAN'ın nöbetçi hâkim olarak belirlenmesinin de plânın bir parçasını oluşturacak şekilde, önceden gerçekleştirdikleri organize ve sistematik bir plân çerçevesinde tutuklu şüphelilerin tahliyesini sağlama amacına mâtuf olarak, 13/01/2015 tarihinde yaptığı itirazın merci tarafından 1 gün önce verilen kararla reddedilerek kesinleşmesine rağmen, 17/01/2015 Cumartesi günü verdiği ve aynı gün ilgili Habil KAHRAMAN tarafından havale olunan, Şanlıurfa Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben yazdığı dilekçeyle, şüpheliler hakkında verilen tutuklama kararı ile tutuklama kararına itirazın reddi kararının yeniden incelenerek değerlendirilmesini, müvekkillerinin tahliyesine karar verilmesini talep ettiği, hâkim Habil KAHRAMAN'ın, soruşturma dosyasını uhdesinde bulunduran Cumhuriyet savcısının şehir dışında olması nedeniyle soruşturma dosyasının kendisine gönderilmediğini belirten içerik itibariyle sahte bir tutanak tanzim ederek şüpheli müdafiiyle birlikte imzaladıktan sonra, üç klasörden ibaret soruşturma dosyasını görmeden, suçlayıcı belge ve delilleri tetkik etmeden, tutuklu şüphelilerin tahliyesine yönelik değerlendirmeyi yapacağı, kuvvetli suç şüphesini ve tutuklamayı gerektiren nedenlerin devam edip etmediğini takdir edeceği bir belge, veri ya da doküman bulunmadan, tamamen keyfi bir uygulamayla, Şanlıurfa 1'inci Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/01/2015 tarih ve 2015/190 Değişik İş sayılı kararla şüphelilerin tahliyeleri yönünde karar verdiği, Söz konusu soruşturma dosyasının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na intikal tarihi ve ilgililer hakkında disiplin cezasının tayin edildiği tarih itibariyle, eylemin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı konusunun netleşmemiş olması sebebiyle, örgüt kapsamındaki bir eylemden söz edilmemiş ise de, sonraki süreçte gerek tahliye edilmeye çalışılan tutuklu şüphelilerin FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılarının ortaya çıkması, gerekse de, tahliye yöntemi bakımından Dairemizin 2015/100 Esas sayılı soruşturma dosyasında izlenen yöntemle benzer şekilde, usulsüz görevlendirme sonrası soruşturma dosyası dahi okunmadan tahliye karar verilmesi hususları göz önünde bulundurulduğunda, eylemin, örgüt faaliyeti kapsamında icra edildiği soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 5-) Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/125 Esas sayılı soruşturma dosyasında özetle; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/88611 soruşturma sayılı “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kurulan örgüte üye olmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, suç uydurma” suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, İzmir 2 nolu Sulh Ceza Hâkimliğinin 31/01/2015 tarih ve 2015/65 sorgu sayılı kararı ile CMK’nın 100'üncü maddesi uyarınca tutuklanmalarına karar verilen şüpheliler Memduh TOSUN ve Taner AYDIN müdafilerinin, içerik ve veriliş tarihi itibariyle tutuklama kararına itiraz mahiyetinde bulunan 01/02/2015 tarihli tahliye talebi konulu dilekçeleri ile, aynı soruşturma kapsamında haklarında İzmir 3 nolu Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/01/2015 tarih ve 2015/381 değişik iş sayılı kararı ile CMK’nın 98'inci maddesi çerçevesinde yakalama emri çıkarılan şüpheliler Hasan Ali OKAN ve Ramazan KARAKAYALI müdafilerinin yakalama kararına itiraz vasfında bulunup yakalama emrinin kaldırılması olarak isimlendirdikleri 01/02/2015 tarihli dilekçeleri üzerine, İzmir Hâkimi Serdar ERGÜL'ün, soruşturmanın temelini oluşturan ve usulsüz olduğu belirtilen iletişimin dinlenilmesi kararlarından bir kısmına kendisi tarafından hükmedilmiş olmasına ve CMK’nın 268/3-a maddesinin amir hükmü çerçevesinde yetkili bulunmamasına karşın İzmir nöbetçi 1 nolu Sulh Ceza Hâkimliği sıfatı ile talepleri değerlendirerek karara bağladığı, bu haliyle yasanın hükümlerini dolanmak suretiyle yasanın vermediği bir yetkiyi kullandığı, diğer bir ifade ile yetki gasbında bulunduğu, Ayrıca, şüpheliler müdafiinin 01/02/2015 tarihli, aynı soruşturma dosyasında İzmir 3 nolu Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/12/2014 tarih ve 2014/2055 değişik iş sayılı kararı ile hükmedilen şüpheli ve müdafiinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanması kararının kaldırılması taleplerini, CMK’nın 33/1 maddesinin açık hükmüne rağmen Cumhuriyet Savcısının bu konudaki görüşünü almadan 02/02/2015 tarih ve 2015/530 değişik iş sayılı karar ile hükme bağladığı, Sonuç olarak; "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, kurulan suç örgütü faaliyetleri kapsamında; kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve kaydetmek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, suç uydurma, iftira, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçlarından tutuklu olan emniyet mensuplarının tutuklanmalarına neden olan ve usulsüz olduğu iddia edilen iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayıt altına alınmasına ilişkin kararların bir kısmında imzaları bulunan ilgili hâkimin aldığı kararlarla usulsüz dinlemelerin yapılmasına zemin oluşturduğu ve yine yukarıda zikredilen suçlardan tutuklu olan ve örgüt üyesi olarak yargılanan emniyet mensuplarının tahliye edilmeleri yolunda yetkisi bulunmamasına rağmen yoğun gayret sarfederek soruşturmaya konu tahliye/yakalama/kısıtlama kararlarının kaldırılmasına ilişkin kararları verdiği soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 6-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/8 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/24880 ve 2012/120653 soruşturma sayılı evraklarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu nezdinde bulunduğu, dosyada mevcut ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi SALİHOĞLU tarafından imzalı belge içeriğine göre, sözkonusu büronun 25/07/2011 tarihinden itibaren Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ tarafından koordine edildiği, Cumhuriyet savcısı Celal KARA'nın da 17/06/2013 tarihinden itibaren Kaçakçılık Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunda görev yaptığı ve anılan dosyaların, uhdesinde olduğu, Cumhuriyet savcısı Mehmet YÜZGEÇ'in ise, 16/01/2012 tarihi itibariyle Memur Suçları Bürosunda görev yaptığı, Cumhuriyet savcısı Mehmet YÜZGEÇ tarafından yürütülen 2012/125043 soruşturma no.lu dosya ile 2013/24880 ve 2012/120653 soruşturma sayılı dosyaları arasında hukuki veya fiili irtibat bulunmamasına karşın Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ ve koordine ettiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı Celal KARA ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı Mehmet YÜZGEÇ'in, soruşturmaları yarıda keserek aynı zaman dilimi içerisinde masumiyet karinesini çiğneyerek, şüpheli sıfatıyla gözaltına alınan bir çok kişinin ifadesini almaya dahi lüzum görmeyerek ve hatta Rıza SARRAF örneğinde olduğu gibi kollukta yarım bırakılan ifadenin tamamlanmasına dahi gerek görmeyerek, Cumhuriyet Başsavcılığını temsil eden ve hiyerarşik üst konumundaki Cumhuriyet Başsavcısının bilgisi olmadığına göre, adeta başka biri ya da birilerinden aldıkları talimatla düğmeye basarak alelacele operasyon başlattıkları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve 01/10/2012 tarihinde yürürlüğe konan Çalışma Talimatında, terör ve toplumsal olayların, organize suç örgütlerinin, kamuoyunda geniş yankı uyandıran, kamu güvenliğini ilgilendiren olayların, adam öldürme ve diğer önemli olayların öğrenilmesi üzerine ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından denetim ve gözetim çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcısına telefon, faks, e-mail gibi vasıtalarla veya bilgi notu ile en seri şekilde bilgi verileceğinin belirtilmesine karşın ilgililer Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ ve Cumhuriyet savcısı Celal KARA'nın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 ve 2012/24880 soruşturma numaralarında yürütülen, kamuoyunu yakından ilgilendiren bakanlarla da irtibatlı, İçişleri Bakanı Muammer GÜLER'in oğlu Barış GÜLER'in şüpheli sıfatıyla beyanının alındığı dosyalarda, Cumhuriyet savcısı Mehmet YÜZGEÇ'in de ülke ekonomisini etkileyen ve aralarında iş adamlarının da bulunduğu soruşturma evrakında, 5235 sayılı Kanun uyarınca üzerinde denetim ve gözetim yetkisini haiz İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan ÇOLAKKADI'ya bilgi vermedikleri, birbiri ile fiili ve hukuki bağlantısı bulunmayan her üç soruşturma evrakında, halen telefon dinlemeleri ve fiziki takip işlemleri devam ederken, bir çok şüpheli hakkında basit şüpheyi gerektiren delil dahi yok iken aynı gün toplu gözaltı, arama ve el koyma gibi koruma tedbirlerine başvurdukları anlaşılmıştır. 7-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/93 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; Cumhuriyet savcıları Celal KARA ve Mehmet YÜZGEÇ hakkındaki iddiaların; "Fetullah GÜLEN’in liderliğini yaptığı Paralel Devlet Yapılanması (PDY) adlı örgüte üye olduğu, anılan örgütün Hükümet politikasından duyduğu rahatsızlık nedeniyle de; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak için İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli bir kısım polis amir ve memurlarıyla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, ayrıca bu yapının kontrolündeki basın ve yayın kuruluşlarının da desteğini alarak, yapının gayesi doğrultusunda plânlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırarak görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suretiyle, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte hükümlülüğü gerektirir suçlar işlediği' şeklinde olduğu ve bu kapsamda C. Savcısı Celal KARA'nın, başta, hedef şahıslar olmadıkları, dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı da bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan 61'inci Hükümetin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN, Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN, AB Bakanı Egemen BAĞIŞ, İçişleri Bakanı Muammer GÜLER'e ait, hedef şahıslarla olan görüşmelerini kayıt altına aldırıp tape haline getirtmesi; Cumhuriyet Gazetesinde 25-30/01/2015 tarihlerinde yayımlanan röportajlarda, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına karşı suçlama kastıyla ağır ithamlarda bulunarak, basın yoluyla hakaret ve iftira ederek, kişilik haklarına açıkça saldırı gerçekleştirmesi olmak üzere, eylemlerinin ayrıntılı şekilde açıklandığı, aynı şekilde C. Savcısı Mehmet YÜZGEÇ'in, yasama dokunulmazlığı bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan BAYRAKTAR hakkında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde, hedef şahıslar üzerinden dolaylı şekilde dinlenmek suretiyle 77 adet görüşmesini kayıt altına aldırıp tape haline getirtmesi, Türkiye Cumhuriyeti 61'inci Hükümetinin Kabine Üyesi Erdoğan BAYRAKTAR ile ilgili olarak soruşturma usulüne riayet etmeden soruşturma yürüterek suç isnadında bulunması, kolluğa hazırlattığı fezlekede adı geçene ait çok sayıdaki telefon görüşmelerine yer verdirtmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler arasındaki telefon görüşmelerinin dinlenip kayda alınmasına ve tape yapılmasına müsaade etmesi başta olmak üzere, eylemlerinin ayrıntılı şekilde açıklandığı, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya ÖZ hakkındaki iddiaların ise; "Fetullah GÜLEN’in liderliğini yaptığı Paralel Devlet Yapılanması (PDY) adlı örgüte üye olduğu, anılan örgütün Hükümet politikasından duyduğu rahatsızlık nedeniyle de; Cumhuriyet Savcıları Celal KARA, Mehmet YÜZGEÇ ve kolluk görevlileriyle eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırarak Görevlerini Yapmasını Engellemeye teşebbüs ettiği" şeklinde olduğu ve bu kapsamda, Cumhuriyet Savcıları Celal KARA ve Mehmet YÜZGEÇ tarafından yürütülen 2012/125043, 2012/120653 ve 2013/24880 sayılı soruşturmalarda koordinatör Başsavcı Vekili olarak görev alarak adı geçen Cumhuriyet savcılarını yönlendirdiği, 02/08/2015 günü şahsi twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Gezi olaylarına PKK müdahil olsaydı şu an hükümet edenlerin bu makamda oturma imkânları olmayacaktı. PKK kimden emir aldıysa katılmadı, Gezi olaylarına PKK nedense hiç katılmadı ve müdahil olmadı. Bu konu PKK tarafından pişmanlık olarak dile getirildi, Gezi olaylarının çözüm süreciyle alakasının olmadığını bilmeyen bir geçici Başbakan tarafından yönetiliyoruz” içerikli paylaşımına yer verildiği, soruşturmayı yürüten Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişi tarafından, Cumhuriyet savcılarının örgütsel bağlarının araştırılması için hâkim kararı uyarınca HTS kayıtlarının temin edildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca tanzim edilen 01/12/2015 günlü rapor kapsamına göre Cumhuriyet savcıları Zekeriya ÖZ, Mehmet YÜZGEÇ ve Celal KARA'nın, tıpkı usulsüz tahliye kararı veren hâkimler Mustafa BAŞER ve Metin ÖZÇELİK'te olduğu gibi FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kişilerle doğrudan ve iltisaki bağlantılarının tespit edildiği, hatta yurtdışı kaynaklı görüşmeler ile yurtiçindeki kişilerle ortak irtibat ve bağlantılarının saptandığı soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 8-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/9 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; Cumhuriyet savcısı Muammer AKKAŞ'ın, İstanbul Cumhuriyet (TMK 10'uncu madde ile yetkili) Başsavcılığının 2012/656 soruşturma no.lu dosyasında telefon dinlemeleri dışında bir delil toplamadan, yolsuzluk olduğu iddia edilen işlemlere ve ihalelere ilişkin hiçbir belge veya dosyayı getirtmeden, şüphelilerin gerçekten bir suç örgütü oluşturup oluşturmadıklarını, böyle bir örgüt var ise yapısıyla ilgili araştırmaya girişmeden, şüphelilerin isnat olunan suçlar ve bu suçlara ilişkin delillerle ilişkileri belirlemeden, teknik izleme ve kayıtlara dair tapeleri TİB'den isteyerek dosyadakilerle karşılaştırmadan, adeta soruşturmanın dayanağını oluşturan dinleme kayıtlarının bulunduğu kapalı ve ağzı kolluk mührü ile mühürlü 11 adet torbanın mührünü dahi sökmeden, kolluk görevlilerince düzenlenen fezlekede belirtilen dosyalar ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararları celp etmeden, isnat edilen suçlarla ilgili daha önce bir soruşturma yapılıp yapılmadığını, dava açılıp açılmadığını araştırmadan, cebir tehdit iddialarına ilişkin müşteki ve tanık beyanlarını almadan, yolsuzluk ve sahtecilik iddialarıyla ilgi bilgi ve belgeleri getirtmeden, bu konuda herhangi bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan, CMK'nın 160'ıncı maddesi gereğince şüphelilerin lehine olan delilleri de toplama yükümlülüğü bir yana, aleyhe delilleri dahi toplamadan şüphelilerin gözaltına alınmasına karar verdiği, yine soruşturma dosyasını devralan Cumhuriyet savcıları tarafından müştereken düzenlenen "İnceleme Notu" başlıklı ve 26/12/2013 tarihli belgede belirtilen eksiklikler göz önünde bulundurulduğunda şüphelilerin malvarlıklarına el konulabilmesi için aranan "Condictio cine qua non" şart özelliğini haiz "Soruşturma konusu suçların işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması" koşulu gerçekleşmeden, CMK'nın 128'inci maddesindeki düzenleme uyarınca tüzel kişilik olan şirket malvarlığına elkoymanın mümkün olmadığını gözetmeden yasal düzenlemeye açıkça aykırılık teşkil edecek şekilde (7) gerçek ve (2) tüzel kişi adına kayıtlı tüm mal varlığına el konulmasına karar verilmesini talep ettiği, hâkim Süleyman KARAÇÖL'ün de herhangi bir inceleme yapmadan, 24 dakika gibi kısa bir sürede talebin kabulüne karar vererek malvarlıklarına usul ve yasaya aykırı şekilde el koyduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının 5235 Sayılı Yasanın 17’nci maddesine uygun olarak tanzim ve tebliğ ettiği ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Çalışma Talimatında belirtilmesine rağmen, C. Savcısı Muammer AKKAŞ'ın soruşturmaya ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan ÇOLAKKADI’ya bilgi vermediği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin (TMK’nın 10’uncu Maddesiyle Görevli) 2012/656 soruşturma numarasına kayden yürüttüğü dosyada; uhdesinde bulunan hiç kimsenin bilgisinin olmadığı soruşturma kapsamındaki bir kısım bilgi ve belgeleri medya ile paylaşmak suretiyle soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek basına sızdırdığı soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 9-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/85 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; Cumhuriyet Savcısı Muammer AKKAŞ ile Hâkimler Süleyman KARAÇÖL ve Menekşe UYAR hakkındaki iddiaların; "Fetullah GÜLEN’in sözde liderliğini yaptığı Paralel Devlet Yapılanması (PDY) adlı örgüte üye olduğu, anılan örgütün Hükümet politikasından duyduğu rahatsızlık nedeniyle de; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide Terör Örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma suçlarından haklarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/115949 sırasından soruşturma yürütülerek halen yargılamaları 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/366 esas sayılı dosyasında devam eden İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şubede görevli bir kısım polis amir ve memurları ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, ayrıca bu yapının kontrolündeki basın ve yayın kuruluşlarının da desteğini alarak, yapının gayesi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırarak Görevlerini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etmek suretiyle, Mesleğin Şeref ve Onurunu Bozan veya Mesleğe Olan Genel Saygı ve Güveni Gideren Nitelikte hükümlülüğü gerektirir suçlar işlediği" şeklinde olduğu ve bu kapsamda C. Savcısı Muammer AKKAŞ'ın başta, soruşturmayı yetkisiz olarak yürütmesi, soruşturma evrakını Cumhuriyet başsavcısı ya da başsavcı vekili tarafından yürütülmesi için özel soruşturma bürosuna devretmemesi, hedef şahıslar olmadıkları, dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı da bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan 61'inci Hükümetin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ, İçişleri Bakanı Muammer GÜLER, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan BAYRAKTAR, Gümüşhane Milletvekili Sabri VARAN, Ankara milletvekili Yalçın AKDOĞAN, Ulaştırma eski Bakanı Binali YILDIRIM, Milli Eğitim eski Bakanı Ömer DİNÇER, Orman ve Su işleri Bakanı Veysel EROĞLU, Adalet eski Bakanı Sadullah ERGİN, İçişleri eski Bakanı İdris Naim ŞAHİN, İstanbul Milletvekili İdris GÜLLÜCE, Devlet eski Bakanı Ali BABACAN, Gümrük ve Ticaret eski Bakanı Hayati YAZICI, Ekonomi eski Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer ÇELİK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK, Dış İşleri eski Bakanı Ahmet DAVUTOĞLU, Sağlık Bakanı Mehmet MÜEZZİNOĞLU, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen BAĞIŞ, Milletvekilleri Nurettin CANİKLİ, Mahir ÜNAL, Hüseyin ÇELİK, Beşir ATALAY, Mehmet METİNER ve Mustafa ELİTAŞ’ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla olan görüşmelerini kayıt altına aldırıp tape haline getirtmesi olmak üzere, eylemlerinin ayrıntılı şekilde açıklandığı, aynı şekilde hâkim Süleyman KARAÇÖL'ün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a ulaşmak gayesiyle, CMK’nın 135/1'inci maddesi hükmünün aradığı “suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını” araştırmadan, danışmanı Aydın ÜNAL’ın kullanımında bulunan telefon hakkında iletişimin tespiti talebine olur vererek, adı geçenin telefon görüşmelerini kayıt altına aldırması, emniyet müdürlüğü görevlileriyle fikir ve eylem birliği içerisinde hareketle, kolluk görevlilerince hazırlanarak dijital ortamda getirilen bir kısım iletişimin tespit ve kayda alınması, fiziki takip ve teknik araçlarla izleme kararlarına onay vermesi şeklindeki eylemlerine, hâkim Menekşe UYAR'ın ise; görevli ve yetkili olmamasına rağmen bir kısım şüphelilerle ilgili iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme kararları vermesi, kollukla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, emniyet müdürlüğü görevlilerince hazırlanarak dijital ortamda getirilen bir kısım iletişimin tespit ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarına onay vermesi, geçmişe dönük olarak görüşmelerin kayıt altına alınması yönünde karar vermesi, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a ulaşmak gayesiyle, CMK’nın 135/1'inci maddesindeki şartlar gerçekleşmeden başbakan danışmanları tarafından kullanılan telefonlar hakkında iletişimin tespiti talebine olur vererek, adı geçenlerin telefon görüşmelerini kayıt altına aldırması eylemlerine yer verildiği, soruşturmayı yürüten Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişi tarafından, Cumhuriyet savcılarının örgütsel bağlarının araştırılması için hâkim kararı uyarınca HTS kayıtlarının temin edildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca tanzim edilen 01/12/2015 günlü rapor kapsamına göre Cumhuriyet savcısı Muammer AKKAŞ ile Hâkimler Süleyman KARAÇÖL ve Menekşe UYAR'ın FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kişilerle doğrudan ve iltisaki bağlantılarının tespit edildiği, hatta yurtdışı kaynaklı görüşmeler ile yurtiçindeki kişilerle ortak irtibat ve bağlantılarının saptandığı soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 10-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/164 Esas Sayılı Dosyasında Özetle; İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli kolluk görevlilerince, fiilen müşteki Hanefi AVCI'nın kullanımında bulunan ve müştekinin iddiasına göre, aynı meslek mensubu olmaları nedeniyle amirler tarafından bizzat kendisince kullanıldığı bilinen, içerisinde abone kaydı Tuğrul ÇAKIR adına olan 05xx.xxx.xx94 abone numaralı hattın bulunduğu 356423023390090 IMEI numaralı cep telefonunun, IMEI numarası üzerinden ve sahte bir isim olarak "İbrahim SAĞLAM" ismi kullanılarak dinlenmesi, kayda alınması ve hakkında teknik araçlarla izleme kararı verilmesi, yine müşteki Hanefi AVCI'nın arkadaşı olan Necdet KILIÇ'ın, içerisinde abone kaydı Necdet KILIÇ adına olan 05xx.xxx.xx70 abone numaralı hattın bulunduğu 359740001170330 IMEI numaralı cep telefonunun sahte bir isim olarak "Necip KALAN" ismi kullanılarak, keza, kim olduğu araştırılmayan Lokman AKSU'ya ait bir telefonun IMEI numarası üzerinden dinlenmesi, kayda alınması ve teknik araçlarla izlenmesi kararı verilmesi için yaptığı başvuru üzerine CMK 250 Uyarınca Yetkili İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi O.A'nın, 07/11/2009 tarih ve 2009/1860 Teknik Takip No.lu kararla, İbrahim SAĞLAM, Necip KALAN ve Lokman AKSU tarafından kullanılan 4 adet mobil telefonun IMEI numaraları üzerinden dinlenmesi, kayda alınması ve teknik araçlarla izlenmesine karar verdiği, görüşmeleri dinlenen ve kayda alınan Hanefi AVCI'nın, kamuoyunda "Devrimci Karargâh Terör Örgütü" soruşturması olarak bilinen soruşturma dosyasında örgüt mensuplarına bilerek ve isteyerek yardım ettiği, hakkında aynı örgüte üye olmaktan soruşturma bulunan Necdet KILIÇ'a bilgi sızdırdığı, kolluk görevlilerince yapılan takiplerden kurtulma yönünde kendisine yardım ve destekte bulunduğu, bu durumun şüphelinin yazmış olduğu "Haliçte Yaşayan Simonlar, Dün Devlet Bugün Cemaat" isimli kitap içeriğinde anlatılan telefon dinlemelerine ilişkin bilgiler ve şüpheli Necdet KILIÇ ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinin içeriğinden anlaşıldığı, adı geçenin Eskişehir ilinde bulunan ikâmetinde sahte kimlik belgeleri, ehliyet ve pasaportların ele geçirildiği, yine aynı adreste OHÂL Kanunu çeçevesinde verilmiş olan ve ruhsat süreleri dolmuş kalaşnikof silah ve tabancaların ele geçirildiği, ele geçirilen diğer dokümanlar içerisinde kişisel veri ve bilgiler ile gizli ibareli askeri dokümanların yer aldığı gerekçesiyle soruşturmaya dahil edildiği, ancak UYAP'ta şüpheli Hanefi AVCI ismiyle herhangi bir kayıt yapılmadığı, 2009/1868 soruşturma no.lu dosyada yürütülen soruşturma kapsamında 21/09/2010 tarih ve 2009/1868 soruşturma no.lu talimat yazısıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK. 250 SMY)'na talimat yazılarak Hanefi AVCI'nın şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması ve serbest bırakılmasının istendiği ancak Hanefi AVCI'nın yazdığı kitapta ve bu kitap sebebiyle basın yayın organlarında çıkan mülakatlarında "bunun bedelini bana ödettirecekler" gibi ifadelere yer vermesinden sonra, alelacele Ankara'ya yazılan talimattan vazgeçilerek 28/09/2010 günü uçakla Ankara'dan alınarak İstanbul'a götürüldüğü ve saat 13:59:29'da UYAP üzerinden T.C. kimlik numarası girilerek kimlik bilgileri alınan müşteki Hanefi AVCI'nın saat 14:06:53'te 2009/1868 Soruşturma numaralı dosyaya taraf olarak eklendiği, yapılan sorgu sonrası tutuklanarak cezaevine gönderildiği, Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 30/04/2015 tarih, 2015/3344 Esas ve 2015/926 Karar sayılı kararında, sanık Hanefi AVCI'nın, Nejdet KILIÇ'ın örgüt üyesi olduğunu bilerek, örgütü üyelerini ve faaliyetlerini deşifresini engellemek kastı ile hareket ettiğine dair mahkûmiyet için kesin inandırıcı delil elde edilemediğinin belirtildiği, müştekinin, hakkında usulsüz olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme kararı veren İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi O.A. hakkındaki şikâyeti üzerine adı geçen hakkında başlatılan soruşturma sonrasında; dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesi'nin, müşteki Hanefi AVCI'nın şikâyetini Dursun ÇİÇEK, Mehmet HABERAL, Osman Ali Feyyaz PAKSÜT, Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU, Levent ERSÖZ, Doğu PERİNÇEK, Şahin MENGÜ, Ahmet Tuncay ÖZKAN, Muammer AYDIN v.s.nin de içlerinde bulunduğu onlarca müşteki tarafından İstanbul Özel yetkili Cumhuriyet savcıları ile özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görevli hâkim ve Cumhuriyet savcılarının birçoğu hakkında verilen 300'e yakın dilekçeyle birlikte gündeme aldığı ve Dairenin 01/07/2011 Tarih ve 2011/4293 Karar no.lu kararıyla; içlerinde İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nun 250'nci maddesi ile yetkili) üye hâkimi O.A.'nın da bulunduğu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar verdiği, usulsüz dinlemeyi gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü personeli hakkında ise, Cumhuriyet savcısı Adnan ÇİMEN'in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/18412 sayısına kayden yürütülen soruşturma sonunda 01/11/2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini takiben, müştekinin bu karara karşı yaptığı itirazının Bakırköy 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 12/06/2012 tarihli kararı ile kabulüne karar verilmesi sonrasında dava açmak yerine, 2012/91028 sayısında soruşturmanın genişletilmesine karar vererek, 18/07/2013 tarihinde yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği, itiraz üzerine bu kararın da Bakırköy 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli kararıyla kaldırılması üzerine, kanun yararına bozma talebiyle dosyayı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderdiği, kolluk görevlileri hakkında ısrarla kamu davası açmaktan imtina ettiği, müştekinin ısrarlı hukuk mücadelesi sonrası, soruşturma dosyasının başka bir Cumhuriyet savcısına devri sonrasında kolluk görevlileri hakkında kamu davası açıldığı ve yargılamanın halen devam ettiği, Cumhuriyet savcısı Adnan ÇİMEN'in, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın merci tarafından iki defa kaldırılmasına rağmen şüpheliler hakkında kamu davası açmamasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, adı geçenin bu şekilde hareket etmesinin, sahte belge tanzim ederek müşteki hakkında usule aykırı şekilde iletişimin denetlenmesi ve teknik takip kararları aldıran ve istihbari raporlarda FETÖ/PDY örgütü üyesi olduğu anlaşılan ve haklarında bu konuda açılmış kamu davası bulunan İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat YILMAZER ve şube müdürü Erol DEMİRHAN'ı cezadan kurtarmak amacı taşıdığının açık olduğu anlaşılmıştır. 11-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/76 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu anlaşılan İstanbul eski Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fikret SEÇEN'in koordinesinde, örgütün devlet yönetimini ele geçirme amacı uğruna, basit bir adi suçtan hakkında soruşturma başlatılan Şeref ÇOLAK ile ilgili evrakı, hükmün uygulanma şartları bulunmadığı halde CMK'nun 250'nci maddesi kapsamındaki suçlarla gerçek dışında irtibatlandırarak, diğer yandan da cebir ve şiddet kullanıldığına dair herhangi bir iddia da olmadığı halde, usulsüz ve gerçek dışı bir soruşturma başlatıp Kartal 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Nurettin TURAN'ı emekli olarak gösterip hakkında soruşturma ve kovuşturma izni olmamasına rağmen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 13/01/2011 tarihli yazısına sahte şekilde emekli ibaresinin ekletilmesi suretiyle hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri aldırdıkları, yine dosyadaki suçlamalarla herhangi bir ilgileri olmadığı halde, 28 hâkim ve Cumhuriyet savcısı, 11 milletvekili, müşteşar, vali, üst düzey emniyet görevlisi, sanatçı v.s. hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri aldırdıkları, özel hayatın gizliliğine ağır şekilde yaptıkları bu müdahaleleri kayıt altına alıp dosya içinde sakladıkları, yine adı geçen başsavcı vekilinin, örgütün devlet yönetimini ele geçirme amacı uğruna, on yıldır TÜBİTAK BİLGEM Müdürü iken hukuku bir sopa gibi kullanmak suretiyle kasten 1 yıl 3 ay 17 gün tutuklu bırakılan Yücel ÇİPLİ'nin, yine TÜBİTAK'ta kriptolu telefonlarla ilgili projede mühendis olan ve 1 yıl 2 ay tutuklu bırakılan Metin MERDAN'ın suçsuz olduklarını ortaya koyacak şekilde lehlerine olan 29/11/2010 tarih ve 35 sayılı rapor ile 09/12/2010 tarih ve 40 sayılı raporları ve eklerindeki belgeleri gerçeklerin ortaya çıkmaması için 07/02/2011 tarihinde mühürlü bez torba içinde adli emanete aldırdığı, iki gün sonra düzenlediği iddianamede bu bilirkişi raporlarından ve diğer belgelerden hiç bahsetmediği, soruşturma dosyasına örneklerini koymadığı, iddianamede deliller bölümünde göstermediği, aynı örgütün mensubu oldukları anlaşılan İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahmekesi eski başkanı ve üye hâkimlerinin de sanıkların lehlerine olan bu raporların ve eklerindeki belgelerin, 4 farklı celsede ve yine duruşma dışı 3 farklı tarihte verilen dilekçeler ile talep edilmesine rağmen bahse konu raporlar ile ekleri belgelerin adli emanetten çıkarılmasına engel oldukları, gerçeklerin ortaya çıkmaması ve mensup oldukları örgütün amaçları doğrultusunda birer örneklerini sanıklara veya müdafilerine vermedikleri, gerekçeli kararda bunlardan hiç bahsetmedikleri, TÜBİTAK BİLGEM Müdürü olarak görev yapan Yücel ÇİPLİ'nin, görevinden men edilmesini ve yerine kendi plânlarındaki kişinin gelmesini sağladıkları, keza, soruşturmayla hiç bir ilgisi bulunmayan kişiler hakkında, düzenlenen sahte belgelere istinaden alınan iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin uygulandığı soruşturma dosyası kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle sabittir. 12-) Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/124 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; İzmir eski, halen Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Zafer KILINÇ'ın; mesleğin şeref ve onurunu bozan ve mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte hareket ederek, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere bir kısım kamu kurumları ile buralarda görev yapan kamu görevlilerini itibarsızlaştırma gayesiyle, kamuoyunda "İzmir Askeri Casusluk Davası" olarak bilinen, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK 10 maddesi ile görevli) 2010/640 soruşturma sırasına kayden yürütülüp yargılaması İzmir 5'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 esas sayılı dosyası üzerinden karara bağlanan evrakın soruşturma sürecinde, usul ve yasaya aykırı işlem tesis ettiği, Bu kapsamda, Bilgin ÖZKAYNAK ve diğer sanıklarda ele geçirilen dijital materyallerde yer alan kişisel bilgi mahiyetindeki fişleme kayıtlarını, doğruluğunu tahkik etmeden peşinen doğru kabul edip iddianameye açıkça yazarak dosyadaki tarafların itibarsızlaştırılmasına neden olduğu, Donanma eski Komutanı Nusret GÜNER ve kızı ile ilgili olup doğruluğu tahkik/tespit edilmeyen ve Astsubay Sunay AKKAYA'da ele geçirildiği iddia edilen dijital belgeler içinde yer alan fişleme kayıtları ile ilgili, bunları kaleme aldıkları yazılı olan Hâkim Murat ATAMAN ve eve kamera yerleştirdiği ifade edilen Astsubay Mustafa KOÇ hakkında Türk Ceza Kanunu çerçevesinde suç teşkil eden iş bu eylemlerinden ötürü haklarında herhangi bir tahkikat dahi yapmadan, ayrıca yazdığı istinabe evrakı çerçevesinde mağdur olarak dinlenilen Nusret GÜNER ve kızının, iddiaları reddetmelerine, doğrulayıcı hiçbir delil bulunmadığını söylemelerine ve şikâyetçi olmamalarına rağmen ve de yürütülen soruşturmanın konusu ile ilgisi de bulunmadığı halde, kamuoyunun yakından tanıdığı bir komutanı toplum nazarında itibarsızlaştırma adına kendisi ve kızı ile ilgili yapıldığı öne sürülen fişleme kayıtlarını sansürsüz ve bütün detayı ile iddianameye dercettiği, Yürüttüğü soruşturma çerçevesinde bulaşıcı hastalık taşıyan eskort kızlarla ilişkisi olduğu iddiası bulunan şüpheliler ile ilgili, bu konunun sabit olduğunu belirleyen bir mahkeme kararı bulunmamasına, görevi dâhilinde olmamasına ve kanun/usulde yer almamasına karşın gereği ricasıyla kurumlarına müzekkere yazarak Anayasa ile teminat altına alınan "özel hayatın gizliliği" hakkını ihlal ettiği, Hiç bir örgütsel bağlantı içermeyen ve içeriğinde yargılama konusu ile ilgili bulunmayan telefon tapelerini iddianameye yazarak, özel hayata dair belgeleri dosyaya ekleyerek alenileşmesine sebebiyet vermek suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği, İki yıla yakın devam eden ve yüzlerce klasörden müteşekkil soruşturma evrakında diğer Cumhuriyet Savcısı ile birlikte tahkikatı yürütmek üzere 08/05/2012 tarihinde görevlendirilmesinin hemen akabinde soruşturma çerçevesinde esaslı işlemler yaptığı, bu minvalde; bir kısım şüpheliler hakkında arama kararı talep ettiği, gözaltı kararları, hatta gecikmesinde sakınca bulunduğundan bahisle arama emri verdiği, Etkin bir soruşturma yürütmediği, zira dijital verilerde geçen eylemlerin gerçek hayatta yaşanıp yaşanmadığını tahkik etmeden peşinen doğru kabul ederek ve bu verileri esas almak suretiyle iddianame tanzim ettiği ve yine maddi gerçeğin ortaya çıkmasını ve deliller üzerindeki şüphenin izalesini sağlayacak olmasına karşın aramalarda elde edilen materyallerle ilgili parmak izi ve biyolojik (DNA) inceleme yapılması talepleri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermediği, Arama ve elkoymaya ilişkin hukuka aykırı işlemler tesis ettiği, bu minvalde İl Emniyet Müdürlüğünün arama talebindeki gerekçeyi yeterince tetkik etmeden, yasal şartları bulunmadığı halde, bir kısmında yargı yetkisi sınırlarını da aşacak ve de bilgisayar/bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına ve neticesinde elkoyma işlemine sebebiyet verecek şekilde gecikmesinde sakınca bulunduğundan bahisle 09/05/2012 tarihli arama kararları verdiği, Müşteki Onur SÜER'e yönelik; Aksaz Üs Savunma Harekat Deniz Üs Komutanlığı'nda üsteğmen olarak görev yapan, iddianame tanzimi sonrası bahse konu yargılamada sanık sıfatıyla taraf olan Onur SÜER ile ilgili olarak, 06/01/2013 tarih ve 2013/3 esas sayılı iddianamede, "Burada dikkat çekici olan husus her ne kadar Üsteğmen Onur SÜER ile Bilgin ÖZKAYNAK'ın bilinen telefonları arasında teknik takip başladığı günden bu yana herhangi bir irtibat tespit edilememiş ise de...." şeklinde tespite yer verdiği halde Onur SÜER'i örgüte dâhil etmek maksadıyla adı geçenin ikâmetgâhında arama yapılmasına karar verdiği, müşteki Onur SÜER’in ikâmetgâhında gerçekleştirilen aramada buzdolabının arkasında bulunan ve ilgilinin daha önce görmemiş olduğunu ifade ettiği iki adet hard diskin kopyasının verilmesine ilişkin talebi hakkında, soruşturmada gizlilik kararı olduğu gerekçesi ile reddedilmesi hususunda arama işlemine iştirak eden İzmir KOM Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amirine talimat verdiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına yazdığı 04/10/2012 tarih ve 2010/640 sayılı müzekkere ile örgütün varlığı ve faaliyetleri ile bağlantıları hakkında bilgi sormasına karşın müzekkere yanıtını soruşturma dosyasına eklemediği, iddianameye dercetmediği, Müşteki Doğan ŞAHİN'e yönelik; “İzmir Askeri Casusluk” davasına ilişkin düzenlediği iddianamede Doğan ŞAHİN hakkında, dava konusu ile ilgisi olmadığı halde şüphelilerden Safiye KÖTEN ile birçok kez cinsel amaçlı bir araya geldiğini ve adı geçeni başka şahıslara pazarladığını belirtmek suretiyle ilgilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu, Tüm bu açıklamalar ışığında, yüzlerce tarafı olan bir soruşturma dosyasına kişilerinin özel hayatına dair mahremiyet içeren görüntülerinin, bu hususta düzenlenen bilirkişi raporlarının, yine kişisel bilgi niteliğinde olan fakat doğruluğu bilinmeyen fişleme kayıtlarının ayıklanmadan, doğruluğu araştırılıp tetkik edilmeden, soruşturma konusu olay ile ilgisini ortaya koyup, maddi delillerle ilişkilendirmeden, kişisel yaşam alanlarına müdahale edilerek adeta tüm kamuoyuna servis edilsin diye aleni bir şekilde iddianame ve eklerine dâhil edilmesinin, bu bilgilerin yazılı ve görsel medya organlarınca ve sosyal medya üzerinden yayılması ile başta TSK ve askeri personel olmak üzere kamu görevlileri ile ilgili ''Vatan hainliği yapan, ahlâksız hayat yaşayan, kadına ve paraya düşkün, eşinin aldatmasından rahatsız olmayan'' kişiler olarak algılanmasına sebebiyet verdiği, Neticeten, ABD istihbarat teşkilatı CIA’nın Virginia merkezine yakın bir lokasyondan İzmir Emniyet Müdürlüğü e-mail adresine gönderilen elektronik posta ile bazı TSK mensuplarının iş adamları ile bağlantılı olarak casusluk yaptığı iddiası üzerine FETÖ mensubu emniyet ve yargı görevlileri tarafından başlatılan söz konusu soruşturma ile stratejik olarak önemli komutanlıkların FETÖ üyesi kişilerce ele geçirilmesi amacıyla FETÖ mensubu olmayan askeri personelin tasfiyesinin hedeflendiği anlaşılmıştır. 13-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/45 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle: 23/11/2011 tarihinde, Silivri 7 No'lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olararak bulunan Özgür BALCAN'ın babasının vefat etmesi üzerine, İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nce aynı tarih ve 2011/749 D. İş sayılı karar ile ''Dış güvenlik görevlisinin refakatinde yol süresi hariç iki gün süreyle cenazesine katılmasına izin verilmesine'' karar verildiği, tutuklunun cenaze iznini kullanmasını müteakip cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısı Mehmet KURT'un Cezaevi Müdürü Dursun Şah ÖZYILMAZ'ı telefonla arayarak tutuklunun cenaze iznini nerede geçirdiğinin sorulmasını, bu konuda ifadesinin alınmasını istediği, daha önce izin kullanan tutuklulara izni nerede ve nasıl geçirdikleri, nerede kaldıkları gibi hususlar sorulmaz iken tutuklu Özgür BALCAN'a bu hususların özellikle sorulduğu, tutuklunun da izninin çok iyi geçtiğini, bir sıkıntı yaşamadığını, kendilerine ve Jandarma görevlilerine çok teşekkür ettiğini, herhangi bir şikâyetinin de olmadığını beyan etmesine rağmen cenaze izninde gecenin cenaze evi yerine ceza infaz kurumunda geçirilmesi sebebiyle İstanbul İl Jandarma Komutanı Hüseyin KURTOĞLU ve diğer görevliler hakkında Cumhuriyet Savcısı Mehmet KURT tarafından Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2011/7454 sırasında soruşturma başlatıldığı, Jandarma görevlilerinin Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nün yazdığı yazı doğrultusunda uygulama yaptıkları, dosyanın incelenmesinde, İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı Hüseyin KURTOĞLU'nun evrakların hiç birisinde imzasının olmadığı gibi tutuklu Özgür BALCAN'ın cenaze izninde gece konaklamasınan cezaevinde yapılmasına dair emir ve talimat verdiğine dair de herhangi bir delil ve beyan bulunmadığı, yönetmelik hükmüne uygun şekilde hareket eden kamu görevlileri ve Hüseyin KURTOĞLU hakkında kamu davası açıldığı, Olay tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanı olan Hüseyin KURTOĞLU'nun 2012 yılında görüşülecek YAŞ toplantılarında Generalliğe terfi edecekler listesinde isminin üst sıralarda olmasına rağmen Mehmet KURT tarafından başlatılan haksız ve hukuka aykırı soruşturma dolayısıyla terfi edemediği, Albay Hüseyin KURTOĞLU'nun yerine Generalliği terfi eden kişinin Hamza CELEPOĞLU olduğu, bu kişinin Adana Jandarma Bölge Komutanlığı yaptığı dönemde ülkemizi zor durumda bırakmayı amaçlayan MİT'e ait tırların durdurulması olayının gerçekleştiği ve Hamza CELEPOĞLU'nun da hukuksuz olayda asli şekilde rol aldığı ve bu olay sebebiyle tutuklandığı, olay zamanında Silivri Cumhuriyet Başsavcısının Ali İŞGÖREN olduğu ve bilgisi dahilinde söz konusu soruşturmanın Mehmet KURT tarafından yürütüldüğü ve kamu davasının açıldığı, Hâkim Zühal İŞGÖREN'in soruşturmadaki usulsüzlükleri gözardı ederek iddianameyi kabul ettiği, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Onur ÇOĞAN'ın mevzuata ve teamüllere aykırı şekilde başka mahkeme hâkimi Ahmet TÜRKERİ'yi yetkilendirdiği, Ahmet TÜRKERİ tarafından hukuku aykırı şekilde karar verildiği ve bu hukuka aykırı kararın Cumhuriyet Savcısı Burhanettin ÖZTÜRK tarafından görmezden gelinerek temyiz edilmediği, kararın sanıklar ve müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mazlum BOZKURT tarafından matbu şekilde onama talep eden tebliğname yazıldığı ve Yargıtay 14'üncü Ceza Dairesinin başkan haricindeki üyeleri tarafından kararın hukuka aykırı şekilde onandığı, Daire başkanının, suçun unsurlarının oluşmadığına ve kararın hukuksuz şekilde verildiğine dair ayrıntılı muhalefet şerhi yazdığı, olayın ve hukuksuzlukların kamuoyunda gündeme gelmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet Reis KOCA tarafından dosyadaki hukuka aykırılıklar gözardı edilerek göstermelik olarak bambaşka bir gerekçeyle karara itiraz edildiği, Söz konusu soruşturma dosyasının, kolluk görevlilerinden başlayıp yüksek mahkeme üyelerine kadar uzanan silsile içerisinde devam eden kumpası açıkça gözler önüne serdiği, hakkında soruşturma bulunduğu bahanesiyle Hüseyin KURTOĞLU'nun terfisine engel olan örgüt militanlarının, MİT tırlarını hukuka aykırı şekilde durduracak kendi örgütüne mensup Hamza CELEPOĞLU'nun terfi ve yükselmesini sağlayarak, örgütün nihai hedeflerini gerçekleştirmek için hazırladıkları plânın bir aşamasını daha başarıyla icra ettikleri, bunun için hak, hukuk, adalet kavramlarını araç olarak kullanmaktan çekinmedikleri, Devlet teşkilatı içerisinde kendilerinden olmayan bir insan hayatını kolaylıkla karartabilecek güce ve vicdana (!) sahip olduklarını, Devletin bekâsı ve insan hayatını örgütün şahsi çıkar ve ihtiraslarına feda edebileceklerini ortaya koydukları açıktır. 14-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/76 Esas Sayılı Soruşturma Dosyasında Özetle; 01/01/2014 Tarihli Olay: Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay çavuş olarak görevli Halil ALP’in, HTS kayıtlarının tetkikinde ihbardan bir dakika önce saat 15:28:06’da görüştüğü tespit edilen Hatay İl Jandarma İstihbarat Müdürlüğünde görevli Üsteğmen Gökhan BAKIŞKAN ile irtibatlı olarak, Antakya köprübaşı mevkiinde ankesörlü telefondan kendisini Tahir KARA olarak tanıtıp sıradan bir ihbar görüntüsü vererek, ismini vermediği terör örgütüne ait silahların, plakasını verdiği araçlar içerisinde Hatay’ın Reyhanlı, Kırıkhan ve İslâhiye ilçeleri üzerinden Kilis iline götürüleceği şeklinde Jandarma 156 çağrı hattını saat 15:29:57 de arayarak ihbarda bulunduğu, akabinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı Asayiş Şube Müdürlüğü 156 Harekât Merkezi İşlem Astsubayı olarak görev yapan Mehmet Mansur AVCI ve Ahmet AKDAĞ tarafından söz konusu ihbarın Emniyet birimleri ve Jandarmanın diğer birimlerine hemen haber verildiği, aynı zamanda saat 16:00 da ihbar bilgisinin Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı 156 Harekât Merkezine de iletildiği, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı 156 Harekât Merkezinde görev yapan astsubaylar Halil İbrahim KAPLAN ve Mahmut GÖÇER’in beyanlarına göre verilen ihbar bilgisinde sadece tırın silah yüklü olduğunun belirtildiği, bunun dışında El Kaide veya benzeri herhangi bir örgüte ait olduğu ya da gönderildiğine dair bir açıklamanın yapılmadığı, alınan ihbar bilgisi görevli astsubay tarafından Kırıkhan İlçe Jandarma Bölük Komutanlığında Merkez Karakol Komutanı olarak görev yapan Cemil ÇELİK’e iletildiği, bu sırada MİT’e ait tır ve ona eşlik eden aracın Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan Atilla BOZAK tarafından ihbardan kısa bir süre sonra durdurulduğu, yapılan kimlik kontrolünde ilgililerin MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmeleri üzerine adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakıldıkları ve durumdan Hatay Trafik Şube Müdürlüğünün haberdar edildiği, Hatay Trafik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından da Hatay Jandarma 156 Harekât merkezine konu hakkında saat 16:47’de bilgi aktarıldığı, bunun üzerine 156 Harekât merkezinde görevli Mehmet Mansur AVCI tarafından bu bilginin 16:48 itibarıyla Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı dâhil diğer tüm jandarma birimlerine haber verildiği, bu arada Kırıkhan Merkez Karakol Komutanı Cemil ÇELİK tarafından Reyhanlı istikametinden Kırıkhan istikametine doğru silah yüklü bir tır ve ona öncülük eden Fiat Linea marka bir aracın gittiği yönündeki ihbar bilgisinin İlçe Jandarma Komutanı Kubilay AYVAZ’a haber verildiği, Cemil ÇELİK’in aynı zamanda hazırlanarak tır ve aracın seyir halinde bulunduğu istikamete doğru hareket ettiği ve araçların yanına vardığında polis ekiplerinden bu şahısların MİT personeli olduğunu kesin olarak öğrendiği ve araçların MİT’e ait, personelin de MİT personeli olduğu bilgisini İlçe Jandarma Komutanı Kubilay AYVAZ’a ilettiği, bu sırada Jandarma Üstçavuş İsmail DEĞİRMEN’in nöbetçi C. Savcısı Yunus ALKAN’ı arayarak ihbar ve gelişmeler hakkında bilgi verdiği, tırın MİT’e ait olduğunun Kırıkhan Nöbetçi C. Savcısı Yunus ALKAN’a bildirilmesinin ardından Yunus ALKAN’ın meslekte yeni olması nedeniyle durumu Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar KAVALCIOĞLU’na ilettiği, başsavcının talimatı ile önce gözaltına alma ve arama kararı talep yazısı hazırlanması emri verdiği, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar KAVALCIOĞLU’nun Adana TMK 10'uncu madde ile görevli Cumhuriyet Savcısını aramasının ardından Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Yunus ALKAN’ı yönlendirip Adana TMK 10'uncu madde ile görevli savcılığın yetkili olduğunu belirterek arama kararını vermekten vazgeçirdiği, İsmail DEĞİRMEN’in talep yazısını hazırlayıp nöbetçi C. Savcısının yanına gittiği, nöbetçi C. savcısının olayın artık kendi sorumluluğunda olmadığını, Adana TMK 10'uncu madde ile yetkili savcının yetkili olduğunu belirtmesi üzerine görevlinin “Kırıkhan” ibaresini daksilleyip “Adana” ibaresini ekleyerek Adana TMK 10'uncu madde ile yetkili savcılığa faksla gönderdiği, arama kararını Adana savcılığından tekrardan faksla alıp olay yerine gittiği, İlçe Jandarma Komutanı Kubilay AYVAZ olay yerine gittiğinde MİT personeli ile tanışık çıkmaları nedeniyle bir süre sohbet ettikleri, bir kısım Jandarma görevlileri araçların MİT’e ait, personelin de MİT personeli olduğunun kesinleşmesine rağmen neden arama ve MİT’çilerin gözaltına alınma kararının verildiği, yine tırın aranmasında neden bu kadar ısrar edildiği konusunda şüpheye düştüklerini belirttikleri, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı Kubilay AYVAZ olay yerine gittiğinde Kırıkhan C. Başsavcısı Yaşar KAVALCIOĞLU ile Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğünden Şube Müdürü Mehmet FIRAT, Gökhan BAKIŞKAN, Hayati ÖZCAN ve ismini bilmediği bir uzman çavuşun olduğu, nöbetçi C. Savcısının daha sonra olay yerine geldiği ve bir müddet sonra MİT personeli ile görüştüğü, MİT personelinin kendilerinin özel bir kanuna tabi olduklarını belirterek arama yapılamayacağına dair tabi oldukları Kanun maddelerini gösterdikleri, nöbetçi C. Savcısı Yunus ALKAN’ın Özcan ŞİŞMAN ile telefonla görüşmesi esnasında bu durumu kendisine söylediği, Özcan ŞİŞMAN’ın ise cevaben “kim söylüyor bunu” diyerek bunun doğru olmadığını ifade ettiği, Kubilay AYVAZ’ın bir defa Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar KAVALCIOĞLU’na ait, iki defa da Gökhan BAKIŞKAN’a ait cep telefonu ile C. Savcısı Özcan ŞİŞMAN ile konuştuğu, Özcan ŞİŞMAN’ın bu konuşmalarda tırın güvenli bir yere çekilmesi, olayın adli bir olay olduğu, kim ararsa arasın etkilerinde kalınmaması ve bakan dahil kimsenin telefonlarına cevap verilmemesi talimatlarını verdiği, Yaşar KAVALCIOĞLU’nun tırın aranması yönünde teşebbüste bulunduğunu, ancak MİT görevlilerinin tırın aranmasına müsaade etmedikleri, bu süreçte Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Bestami TEZCAN’ın Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar KAVALCIOĞLU ile 11 kez kendi telefonundan, ulaşamayınca 2 kez de nöbetçi Cumhuriyet savcısının telefonu üzerinden görüşme yaptığı, kendisine, yapılan işlemin doğru olmadığını ve yasalara aykırı olduğunu, TMK 10'uncu madde ile görevli Cumhuriyet savcısının yetkisiz olduğunu, bu nedenle talimatı gereğince hareket etmemesi gerektiğini, ayrıca mahkemece verilen bir arama kararı yoksa burada gecikmesinde sakınca bulunan bir hal olmaması nedeniyle yetkili Cumhuriyet savcısının verdiği arama kararının yasal olmadığını, verdiği şifahi talimatın da kendisini bağlamayacağını, söz konusu tavrını devam ettirmesi durumunda bunun hukuki sorumluluk doğuracağını, yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olmadığını defalarca hatırlattığı, ancak Yaşar KAVALCIOĞLU’nun buna rağmen kolluğu koordine ederek araçların başında beklediği, Adana TMK 10'uncu madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Özcan ŞİŞMAN’ın, olay yerine gelinceye kadar şahısları ve araçları gözetim altında bulundurmak sureti ile olayın gerçekleşmesine doğrudan katkı sağladığı, yine kendisine Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Bestami TEZCAN’ın “Sen ne yapıyorsun, tırların başında mı bekliyorsun, savcının Adana’dan gelmesine kadar araçları kasıtlı olarak bilerek tutuyorsun, açıkça bu hukuka aykırı bir eylemdir. Yasa hükmü bu kadar açık olmasına rağmen neden bu şekilde davranıyorsun. Kastın nedir?” demesi üzerine, Yaşar KAVALCIOĞLU’nun “hukuki sonuçlarına katlanırım” şeklinde kendisine cevap vererek tutumunu sürdürdüğü, Adana TMK 10'uncu madde ile yetkili Cumhuriyet Savcısının olay yerine gelmesinin beklenildiği sırada Hatay Valiliğince gönderilen “MİT görevlilerinin bağlı oldukları 2937 sayılı Kanuna göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlık Makamına bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla usulüne uyulmaksızın alıkonulmamaları” konulu emrin Kırıkhan Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü Muhammet ŞAHİN tarafından olay yerine getirilerek Kubilay AYVAZ’a verildiği, bu emir üzerine olay yerinde bulunan Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı tüm unsurların İlçe Jandarma Komutanlığı merkezine çekilme emrinin verildiği, bu arada tırın hareket ettiği, bunun üzerine Başsavcı Yaşar KAVALCIOĞLU’nun “Bir yere gidemezsiniz. Şuanda burada suç işleniyor” dediğini, bunun üzerine Kubilay AYVAZ’ın tırın tekrar durdurulması emrini verdiği, bu esnada Yaşar KAVALCIOĞLU ile MİT personeli arasında münakaşa yaşandığı, Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar KAVALCIOĞLU’nun “Buranın kralı benim, sizler de benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” dediğini, akabinde Kubilay AYVAZ’ın emrine istinaden Kırıkhan İlçe Jandarma birliklerinin olay yerinden ayrıldığı, olay yerinden ayrılan tırın Yaşar KAVALCIOĞLU’nun talimatıyla Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Gökhan BAKIŞKAN ve Mehmet FIRAT tarafından araçla takip edilerek durmasının sağlandığı, Kırıkhan Jandarma ekiplerinin tırın ikinci kez durdurulduğu yere gelmediği, Özcan ŞİŞMAN’ın Adana’dan hareket etmesinden önce MİT hukuk dairesinde hukuk müşaviri olan Ulvi CANİKLİ isimli kişi tarafından saat 17:00 sıralarında cep telefonu ile aranarak tırın kendilerine ait olduğunu, MİT Kanununa göre soruşturma izni olmadan araçta arama yapılamayacağını, usulsüz işlem yapıldığını belirttiği, Cumhuriyet savcısı Özcan ŞİŞMAN’ın hukuk müşavirine cevaben bu şekilde konuşmaya devam etmesi halinde hakkında soruşturmayı etkilemeye teşebbüsten işlem yapacağını söylediği, saat 21:00 sıralarında Cumhuriyet savcısı Özcan ŞİŞMAN’ın olay yerine geldiği ve gelir gelmez TEM Şube ekiplerine hitaben “bu şahıslar gözaltına alınsın, bunlara kelepçe takın, arama yapmalarına engel olun toplayın cep telefonlarını” şeklinde talimat verdiği, o sırada tırın kasasını açtırmak istediğinden dolayı MİT personelinin tırın arka kapısı önünde set oluşturduğu, MİT personelinin aracı açtırmayacaklarını, bunun suç olduğunu, Başbakanın izni ile ancak açtırabileceklerini C. Savcısı Özcan ŞİŞMAN’a ilettikleri, C. Savcısı Özcan ŞİŞMAN’ın aracın kilidinin anahtarının verilmesini istemesine rağmen talebi karşılanmayınca çilingir bulunması için talimat verdiği ve bu yönde girişimlerde bulunduğu, daha sonra Valilikten gelen talimatlar sonucunda saat 22:00 sıralarında tüm jandarma ve emniyet birimlerinin olay yerini terk ettiği, akabinde Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğü personelinin de olay yerinden ayrıldığı ve böylelikle tırı arama girişiminin teşebbüs aşamasında kaldığı, 19/01/2014 Tarihli Olay: Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK 10 madde ile Yetkili) kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespitinin (telefonların dinlenmesi) sağlandığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin Jandarma Yüzbaşı Hakan GENÇER, Jandarma Kıdemli Çavuş Gültekin MENGE, Jandarma Kıdemli Çavuş Mahmut ÖZCAN, Uzman Çavuş Cumali KATIRCI, Uzman Çavuş Ahmet YÜKSEL ve Uzman Çavuş Hasan ÜLKER tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı'nın 27/03/2014 tarihli yazısı ile söz konusu kararlarda dinlenmelerine karar verilen 7 kişinin MİT Personeli, bir kişinin de MİT Personeli eşi olduğu ve bu kişilerin tamamının soruşturmaya konu faaliyeti yürüten (yani Adana’da durdurulan tırlarla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten) personel olduğu ve bu telefonların da bu faaliyetlerde kullanıldığı, Ankara 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin sözü edilen kararları uyarınca 07/01/2014 tarihinden itibaren MİT tarafından gerçekleştirilen faaliyetin detayı hakkında önceden bilgi sahibi olunduğu, bu bilgiler ışığında MİT personelinin, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şubede görev yapan Hakan GENÇER, Gültekin MENGE, Ahmet YÜKSEL ve Cumali KATIRCI tarafından görev bölümlerine göre takibe alındığı, olayın bir gün öncesi gecesi yani 18/01/2014 günü saat 22:00 sıralarında Gültekin MENGE’nin Cumali KATIRCI ve Ahmet YÜKSEL’i evinden aldığı, Ahmet YÜKSEL’i Ankara İl jandarma Komutanlığında söz konusu faaliyette yer alan MİT personelinin telefonlarının takip edip bilgi vermesi için ekranın başında bıraktığı, MİT’e ait tırların Ankara Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip Ahmet YÜKSEL’in Gölbaşı güzergâhında bekleyen Gültekin MENGE ve Cumali KATIRCI’ya bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu tırların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarını aldıkları, ardından Gültekin MENGE’nin, Hakan GENÇER’i arayarak durumdan haberdar ettiği ve Alayda buluşmak üzere sözleştikleri, Gültekin MENGE’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra tırların hareketlerini takip ettiği, ardından Hakan GENÇER ile buluşup birlikte Ankara Demetevler semtine gittikleri, orada Hakan GENÇER’in yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak Gültekin MENGE’ye verdiği, telefon kartı aldıkları büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu halde Etlik semtine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aramak suretiyle Gültekin MENGE’nin ihbarda bulunduğu, ihbar esnasında Hakan GENÇER’in arabada beklediği, zira daha öncesinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli askerler tarafından tüm aşamalardan zaten haberdar olunduğu, gerek tırların hareket ettiği Ankara’da, gerekse tırların geçtikleri veya geçebilecekleri güzergâhtaki kolluk ve idari birimlere haber verilmeden Hakan GENÇER’in hafta sonu tatili olan Pazar günü saat 03:57’de Önder KIR’la görüşerek tırların gelişini haber verdiği, Önder KIR’ın da durumdan beraber görev yaptığı Hüseyin ÖZMEN’i haberdar ettiği, ardından saat 05:57’de olay günü nöbetçi olan Atilla RAHİMİ yerine Aziz TAKCI’ya bilgi verdiği, hemen arkasından 06:01’de Hakan GENÇER’le görüştüğü, 06:04’te tekrar Aziz TAKCI ile görüşerek yanında Hüseyin ÖZMEN olduğu halde Aziz TAKCI’nın evine sabah saatlerinde henüz güneş doğmadan görüşmek amacıyla gittiği, doğrudan herhangi bir adli görev ve sorumluluğu olmamasına rağmen Önder KIR’ın Aziz TAKCI’nın evine çıkarak hayatın olağan akışına aykırı olacak şekilde pazar günü çok erken bir saatinde, aslında bundan sonra yapılmasını düşündükleri eylemin alt yapısının oluşturulması zımnında görüştükleri, bu görüşme neticesinde, ihbardan önce 6 kez Hakan GENÇER’le ihbarın ne şekilde ve nasıl yapılacağını görüştüğü, ihbarın yapılmasından yaklaşık 18 dakika sonra saat 07:47’de tekrar görüştükleri, bu arada Aziz TAKCI’nın da ihbarın ardından 08:14’te Adana TMK 10'uncu madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı vekili Ahmet KARACA’yı arayarak bilgi verdiği, Aziz TAKCI olay günü nöbetçi olmadığı halde kendisine getirilen arama kararı üzerine, 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan tırın daha önce MİT’e ait olduğunun tespit edilerek bırakılması ve terör örgütü ile ilgili olmadığının da bilinmesine, ayrıca yukarıda açıklandığı şekilde Ankara’dan yapılan istihbari bilgi sonucu tırların MİT’e ait olduğunun kesin olarak önceden öğrenilmesine karşın, “2014/2 sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir” ibaresi düşerek gecikmesinde sakınca bulunan halin de ne olduğunu tam olarak açıklamadan, yapılan ihbar ses kaydı dökümünde “patlayıcı madde” denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmediği halde, sonradan “El kaide terör örgütü” ve “silah ve mühimmat” ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısını kabul edip arama kararı verdiği, bu karardan sonra tırların durdurulmasından sonra Önder KIR ve Ahmet KARACA ile de birçok kez telefonla konuşarak durum hakkında değerlendirmelerde bulundukları, Ceyhan-Sirkeli gişelerinde saat 12:00 dan itibaren 3 adet tırın ve bu araçlara eşlik ettiği öncü Jandarma İstihbarat elemanlarınca bildirilen 34 plakalı binek aracın durdurulduğu, söz konusu araçlardaki MİT personelinin zorla araçlardan indirilerek yere yatırıldıkları, kendilerine fizik darp ve şiddet uygulandığı ve akabinde kelepçelendikleri, tırlardan biri üzerinde yapılan arama sırasında paralel yapıya ait yayın organlarında çalışan basın mensuplarının görüntü aldıkları ve bu görüntüleri zaman kaybetmeden medyaya servis ettikleri, bu sırada iki tırın beklediği Kürkçüler mevkiine Cumhuriyet Savcısının da intikal ettiği, ilgili Cumhuriyet savcısının devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin herhangi bir suç veya suç unsuru oluşturmadığının açıkça anlaşılmasına rağmen usulsüz olarak vermiş olduğu arama ve el koyma kararının icrasını sağlayarak tırlar içerisindeki malzemelerinin tespitini yaptırdığı, bu işlemler sırasında, TMK 10'uncu madde ile yetkili Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönem içerisinde yürüttüğü diğer soruşturmaların tümünde arama ve tespit işlemlerine bizzat katılmadığı halde, önceki uygulamalarının aksine olay yerine bizzat giderek MİT’e ait tırların üzerine çıktığı, kasaları açtırdığı ve elindeki cep telefonu ile tırlarda bulunan malzemenin fotoğrafını çekip Jandarma personeline de kamera çekimi yaptırdığı, arama işlemleri devam ederken numune aldırarak 16:15 itibarıyla yangından mal kaçırırcasına o sırada olay yerinde bulunan Jandarma Olay Yeri İnceleme biriminde patlayıcı imha uzmanı olarak görev yapan Astsubay Kıdemli Başçavuş Celalettin BARDAKÇI’dan tırın kasasına bırakılan eşyanın incelenmesini ve fiziki inceleme raporu tanzim edilmesini istediği, akabinde alınan numunelerin Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesi talimatları vererek bilirkişi raporları aldırıp dosya kapsamına eklemek suretiyle bilerek ve isteyerek görevi dışında, ihbar öncesi ve sonrası MİT’e ait olduğunu bildiği tırlarda arama kararı vermek, yapmak ya da yaptırmak ve ilgili tırları alıkoymak suretiyle bu bilgi ve görüntülerin basın yayın organlarında yer almasına sebep olacak şekilde devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ettiği, Her iki olayda da soruşturma işlemlerini yetkili Cumhuriyet savcıları yerine başsavcı vekili tarafından hazırlanan ve başsavcı tarafından onaylanan nöbet çizelgesine göre nöbetçi ve yetkili olmayan ilgili Cumhuriyet savcılarının yürüttükleri ve yine geçmişte uygulaması bulunmamasına rağmen anılan savcıların olay yerine giderek ısrarla söz konusu tırları arama yönünde gayret sarfettikleri, Cumhuriyet Savcıları Süleyman BAĞRIYANIK, Ahmet KARACA, Aziz TAKCI, Özcan ŞİŞMAN ile Yaşar KAVALCIOĞLU’nun Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla; haklarında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılan asker sanıklar ile birlikte, plânlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir örgütsel yapının parçası olarak, MİT tarafından 2937 sayılı Yasa kapsamında yasal olarak gerçekleştirilen devlet sırrı niteliğindeki faaliyetleri, yapılan ihbarlar öncesinde baştan beri bildikleri halde, bu faaliyetlere özgülenmiş tırlarda usul ve yasaya aykırı olarak arama yaparak görüntü ve numune aldırdıkları ve bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına neden oldukları, Bu kapsamda, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüte üye olmak, örgüt adına suç işlemek, örgüt kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti yapmak” suçlarına ilişkin olarak Ankara 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nden alınan dinleme kararları sonucunda 19/01/2014 günü MİT’in söz konusu faaliyetinde görev alan 7 kişinin kullandıkları cep telefonlarının diğer şüpheli telefon numaraları arasına serpiştirmek suretiyle dinlendiği, 07/01/2014 tarihinden itibaren faaliyetin detayı hakkında önceden bilgi sahibi olunduğu, bu bilgiler ışığında MİT personelinin, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şubede görev yapan Jandarma görevlileri tarafından görev bölümlerine göre takibe alındığı, anılan örgütlü bu faaliyet neticesinde elde edilen bilgilerin Adana Jandarma İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli askerlerle paylaşıldığı, bu şekilde ihbar öncesinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli askerler tarafından tüm aşamalardan zaten haberdar olunduğu ve Ankara’daki jandarma istihbarat biriminde görev yapan asker şahıslarla da irtibatlı oldukları, ilgili Cumhuriyet savcılarının da ihbar öncesi ve sonrası Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli askerler ile iletişim halinde bulunarak ihbar sonrası süreçleri edindikleri bilgilere göre yürüttükleri dikkate alındığında Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde başlayıp ilgili Cumhuriyet savcılarına kadar uzanan örgütlü bir yapı tarafından hukuk dışı iş ve eylemleri eylem ve fikir birliği içerisinde gerçekleştirdiklerinin anlaşıldığı, Aslında MİT tırları soruşturmasının hangi amaçla yapıldığının daha iyi anlaşılabilmesi için örgüt tarafından zaman itibariyle daha önce gerçekleştirilen birkaç faaliyetin değerlendirilmesinin gerektiği, Fetullah GÜLEN'in sözde liderliğindeki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün, uydurma bir soruşturma ile devlet kurumlarını ve üst düzey devlet görevlilerini sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü ile irtibatlı göstermek ve bu yönde başlatılacak operasyonel sürecin ön hazırlığını oluşturmak üzere, 17/12/2013 tarihi öncesinde gazete haberleri, köşe yazıları ve dizi senaryoları ile kamuoyunu örgütün amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı, FETÖ/PDY yöneticisi Emre (Emrullah) Uslu'nun 19/09/2013 tarihinde Taraf gazetesinde yayımlanan "El Nusra'yı Kim Destekliyor" başlıklı köşe yazısında; "El Nusra'yı MİT'in desteklediğini, bu desteğin Mavi Marmara'yı organize eden örgüt (İHH) üzerinden verildiğinin de iddia edildiğini, MİT'in ne kadar yalanlasa da uzun bir müddet İHH üzerinden personel, silah ve büyük miktarda para yardımı yaptığını, Mavi Marmara olayının MİT tarafından durdurulabilecek olmasına rağmen kasıtlı olarak durdurulmadığını ve tüm gelişmelerden İran'ın ve destekçilerinin kazançlı olarak çıktığını" belirttiği, FETÖ/PDY sözde lideri Fetullah GÜLEN'in 25/09/2013 tarihinde "din adına işlenen cinayetler" konulu konuşmasından iki gün sonra Zaman Gazetesi'nde bu konuşmanın İslamafobia'ya vurgu yapılarak haberleştirildiği, bir gün sonra Samanyolu Televizyonu'nda yayınlanan "Şefkat Tepe" adlı dizideki "Karar Kurulu" sahnesinde "İslamafobia" konusunun işlendiği, oyuncular arasında "Türkiye'nin teröre destek veren ülkeler arasına sokulacağı, dünya çapında terör örgütü kabul edilmiş illegal yapılara yardım ettiğininin raporlanıp, uluslararası arenada ciddi bir yalnızlığa itileceği, El Kaide'ye ve illegal İslami radikal terör örgütlerine yardım ediyor algısı oluşturularak yalnızlaştırılacağı" şeklinde diyalogların geçtiği, Emre (Emrullah) Uslu'nun, Türkiye'yi şikayet etmek ve Türkiye aleyhinde uluslararası kamuoyu oluşturmak amacıyla İngilizce olarak yayımlanan "Today's Zaman" isimli gazetede yazdığı "Disengaging From Al-Qaeda" başlıklı 06/10/2013 tarihli köşe yazısında; "Türkiye'nin, El Kaide militanlarının Türkiye sınırından Suriye'ye geçmesine göz yumduğunu, hatta bu gruplara MİT'in yardım ettiğini, bazı sivil toplum kuruluşlarının MİT'in El Kaide'ye yaptığı yardımlarda aracı olduğunu" belirttiği, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün amaçları doğrultusunda propaganda görevi yürüten STV İsimli televizyon kanalında yayınlanan "Şefkat Tepe" isimli dizinin 12/10/2013 tarihli 21'inci bölümündeki "Karanlık Kurul" sahnesinde "Batı düşmanlığı ve radikal dini gruplarla işbirliği yapıyor imajı tuttu, devam etmeliyiz" şeklinde diyalogların bulunduğu, Emre (Emrullah) Uslu'nun Taraf Gazetesi'nde yayımlanan "MİT Haberleri Neden Sızdı, Ne Olur" başlıklı ve 24/10/2013 tarihli köşe yazısında "El Kaide'nin faaliyetlerinin Türkiye üzerinden koordine edildiği konusunda batılılarda ciddi kuşkuların olduğu, MİT'in sistem dışı faaliyetlerinin Türkiye'nin izole olmasına neden olacağı, hatta Türkiye'nin terörü destekleyen devletler arasına sokulabileceği" şeklinde, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün amaçları doğrultusunda kamuoyunu Milli İstihbarat Teşkilatı aleyhinde yönlendirici mahiyette yorumlarda bulunduğu, 17-25 aralık süreci olarak bilinen girişimin ardından, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün kendisine yakın basın-yayın kuruluşları aracılığıyla kamuoyu oluşturma çabasına devam ettiği, bu kapsamda STV'de yayınlanan 11/01/2014 tarihli "Şefkat Tepe" dizisinin 21'inci bölümünde geçen "Karanlık Kurul" sahnesinde; "Bir taraftan ülkenin kılcallarına kadar sızarak genleriyle oynuyoruz diğer taraftan aldığımız paralarla Suriye'deki katliamı arttırıyoruz. Stratejimiz herşeye rağmen korku, panik, kaçırma, tır-latma olacak. Herşey MİT haline sokulursa olaylar da bitleşecek" şeklinde söylemlerin bulunduğu, Emre (Emrullah) Uslu'nun Twitter isimli sosyal paylaşım sitesindeki @EmreUslu uzantılı hesabından 13/01/2014 tarihinde saat 10:50'de "Çok yakında çok güzel şeyler olacak. Benden söylemesi…", saat 10:53'te "çok yoğun bir fırtınanın arkasından güneş açar ortalık muhteşem bir duruluk ve sessizlik ve güzelliğe bürünür ya. Öyle güzel şey…", 14/01/2014 tarihinde Serdar Bayraktutan'ın şube müdürü olarak görev yaptığı Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yürütülen El-Kaide soruşturması kapsamında Kilis İli'nde bulunan İHH Vakfı bürosunda arama yapılarak bürodaki bilgisayarlara el konulduğu ve operasyon sonrası örgüte yakın basın yayın kuruluşlarında sürekli olarak "MİT'in İHH üzerinden El Kaide'ye yardım ettiği" iddiasının dile getirildiği, Emre (Emrullah) Uslu'nun Twitter isimli sosyal paylaşım sitesindeki @EmreUslu uzantılı hesabından 16/01/2014 tarihinde saat 07:39'da "Çok yakında çok güzel şeyler olacak…" şeklinde paylaşımda bulunduğu, 15/01/2014 tarihinde Taraf Gazetesi'nde yayımlanan "El Kaide, İHH, TIR vs.." başlıklı köşe yazısında "El Kaide'ye yönelik başlatılan operasyonda bazı İHH bürolarının basılmasının, Türkiye El Kaide'ye yardım mı ediyor sorusunu yeniden gündeme getirdiğini, Türkiye'nin El Kaide'ye yardım ettiğini, bu yardımı istihbarat teşkilatları üzerinden yaptığını, Adana'da yakalanan havan başlıklarının sahibi olan Heysem Topalca'nın istihbarat elemanı olduğunu, gözaltına alındığını ama tutuklanmadığını, muhtemelen MİT tarafından kurtarıldığını, önceki haftalarda Ankara'dan beş tır insani yardım malzemesinin Suriye'ye gönderilmesi için İHH tarafından tören düzenlendiğini ancak tören alanında üç tırın bulunduğunu, aynı gün Jandarma'nın Hatay'da bir tırı durdurduğunu ancak MİT'in o tırı aratmadığını,otırın İHH ile irtibatlı olduğunu" iddia ettiği, 22/01/2014 tarihinde Taraf Gazetesi'nde yayınlanan "Tırları MİT'in Aydınlıkçı ekibi mi yakalatıyor" başlıklı köşe yazısında "Silahların El Kaide'ye gittiğini, MİT'in tırların durdurulmasını engellemek için birçok önlem alabileceğini ancak bunu kasıtlı olarak almadığını ve böylelikle tırları yakalatmak istediğini, önce silahları yüklediklerini sonra da ihbar yaparak paralel savcılar bizi yakalıyor diyerek cemaat ile Erdoğan'ı karşı karşıya getirdiklerini, MİT'in içine sızmış bir Aydınlıkçı ekibin olduğunu, bu ekibin silahları yakalatarak Esad'a karşı silah gönderilmesini engellediği" şeklinde yorumlarda bulunarak dikkatleri eylemi gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'den uzaklaştırmayı amaçladığı, 2011/762 soruşturma numaralı sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasında şüphelilerin, uydurma gerekçelerle Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nı, İHH Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım ve İHH'yı sözde terör örgütü ile irtibatlı göstermeye çalıştıkları, soruşturma süresince örgütün herhangi bir eylemini tespit edemedikleri, bu sebeple uydurma gizli tanık ifadeleri, sahte ihbar ve istihbari yazışmaları delil olarak göstermeye çalıştıkları, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından 07/05/2010 tarihinde 17 ve 25 Aralık, 12/05/2010 tarihinde ise sözde "Selam–Tevhit Kudüs Ordusu Terör Örgütü" soruşturmaları başlatıldığı, bu soruşturmaların İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı'nın (İHH), soruşturmanın başlatılmasından 1 ay kadar önce Nisan 2010 tarihinde İsrail tarafından uygulanan abluka nedeniyle Gazze'ye "Mavi Marmara" adında yardım gemisi gönderme kararı alması, 25/05/2010 tarihinde de Emre TANER'den boşalan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'na uluslararası odakların tepki göstermesine rağmen Hakan FİDAN'ın atanması ve siyasi irade tarafından Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı olarak "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" olarak adlandırılan barış sürecininin koordinesiyle görevlendirilmesi sebebiyle başlatıldığı, MİT'e ait tırların durdurulması öncesinde İHH bürolarına baskınlar yapılarak MİT'in İHH Vakfını kullanarak El Kaide gibi terör örgütlerine silah yardımında bulunduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı, 17/12/2013 tarihinde sözde "Selam–Tevhit Kudüs Ordusu Terör Örgütü" soruşturması sonlandırılarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmesine rağmen örgüt mensuplarınca Selam-Tevhit örgütünün silah unsurunu delillendirmek amacıyla MİT tırlarına yönelik bu girişimde bulunulduğu, yolsuzluk soruşturmaları bahane edilerek, Selam-Tevhid, İran casusluğu gibi soruşturmalarla hükümeti yıkmayı, başbakanı siyasetin dışında bırakmayı denedikleri, Bu açıklamalar ışığında; ilgililerin genel olarak gerçekleştirdikleri eylem ve işlemlerin kesinlikle yargısal takdire ilişkin olmayıp plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine yönelik olduğu, zira söz konusu yargısal yetkilerin, ihbarlar öncesinde plânları yapılan ve gerçekleştirilmek istenen hukuk dışı amaca amede kılındığı, bu amacın da 15/07/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde görev yapan ancak FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olan askerlerin yaptıkları darbe girişimi ile ulaşmak istedikleri amaçla aynı olduğu anlaşılmıştır. 15-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesi'nce Soruşturma İzni Verilen ve Kamuoyunda "Balyoz Soruşturması" Olarak Bilinen Dosyada Özetle; Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde ülke savunması açısından stratejik öneme sahip komutanlıkların ele geçirilmesi hedefine ulaşmak üzere FETÖ/PDY mensubu silahlı kuvvetler mensuplarının terfi ettirilip mevcut komutanların tasfiyesinin sağlanması için örgüt mensupları tarafından 20/01/2010 tarihinde, ulusal bir gazete olan ve yayın hayatına kumpas döneminde başlayan Taraf isimli gazetede ‘Fatih Camii Bombalanacaktı’, ‘Kendi Jetimizi Düşürecektik’ başlıklı haberlere yer verilerek 2003 yılındaki darbe plânlarının ele geçirildiğinden bahsedildiği, ‘çarşaf’ ve ‘sakal’ kodlu plânlara göre darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenleneceği haberlerine yer verildiği, bu şekilde kamuoyunda TSK tarafından darbe yapılabileceğine dair algı oluşturulduğu, akabinde de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosunun yazıları ve bir kısım vatandaşların dilekçe ile ihbarda bulunmaları sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı, soruşturmaya konu olan belgelerin yer aldığı 3 adet DVD ve 1 adet CD’nin haberin yayınlanmasından bir gün sonra 21/01/2010 tarihinde Taraf Gazetesi muhabiri Mehmet BARANSU tarafından Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine teslim edildiği, yargılama sonucunda, 325 asker sanık hakkında mahkûmiyet hükmü verildiği, bu hükümlerin, üyelerinin çoğunluğu FETÖ/PDY mensubu olan dönemin Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin 09/10/2013 tarih, 2013/9110 Esas ve 2013/12351 Karar sayılı ilâmı ile onandığı, ancak Anayasa Mahkemesi'nin 18/06/2014 tarihli kararı ile “dijital delillerin değerlendirilmesine ilişkin şikâyetler yönünden, başvurucuların sundukları bilirkişi raporları ve uzman mütalaalarının İlk Derece Mahkemesince kabul edilmemesi ve bu konularda bilirkişi incelemesi yaptırılması yolundaki taleplerin yetersiz gerekçelerle reddedilmesi, ‘gerekçeli karar hakkına’ ve ‘silahların eşitliği’ ilkesine aykırı olduğu belirtilerek, Anayasa’nın 36'ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. 16-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesi'nce Soruşturma İzni Verilen ve Kamuoyunda "Ergenekon Soruşturması" Olarak Bilinen Dosyada Özetle; 12/06/2007 tarihinde Trabzon İl Jandarma Komutanlığı 156 jandarma imdat telefon hattına yapılan isimsiz ihbarda, İstanbul Ümraniye’de bulunan evin çatısında elektrik direğinin hemen yanında C-4 patlayıcı ve el bombaları olduğunun belirtilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı, aynı gün ihbara konu adrese operasyon düzenlendiği ve 27 adet el bombasının ele geçirildiği, ihbarı yapan kişinin Şevki YİĞİT adlı bir şahıs olduğu, evin de, muhbirin akrabası olan Mehmet DEMİRTAŞ’a ait olduğunun belirlendiği, ele geçirilen el bombalarının Mehmet DEMİRTAŞ’ın askerlik yaptığı birlikte komutanı olan emekli Astsubay Oktay YILDIRIM’a ait olduğunun iddia edilmesi üzerine adı geçenlerin soruşturma kapsamında gözaltına alındığı, soruşturmanın derinleştirilerek bu kişilerle irtibatlı olanların da gözaltına alınıp tutuklandıkları, ilk iddianamenin 25/08/2008 tarihinde 2.455 sayfa olarak aralarında emekli Tuğgeneral Veli KÜÇÜK, emekli Yüzbaşı Muzaffer TEKİN, emekli Yüzbaşı Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu PERİNÇEK, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal ALEMDAROĞLU, Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan SELÇUK, Sedat PEKER ve Sami HOŞTAN’ın da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 kişi hakkında Ergenekon isimli silahlı terör örgütünü yönetmek, üye olmak ve Anayasal düzeni yıkmaya çalışmak suçlarından düzenlendiği, ikinci Ergenekon iddianamesinin 37’si tutuklu olmak üzere 52 şüpheli hakkında 25/03/2009 tarihinde, üçüncü Ergenekon iddianamesinin ise 05/08/2009 tarihinde kabul edildiği, daha sonra İrticayla Mücadele Eylem Plânı, İnternet Andıcı, Şile Kazıları, Danıştay saldırısıyla ilgili fail Alparslan ARSLAN’a silah temini, soruşturma savcısı Zekeriya ÖZ’ü tehdit konulu davaların farklı illerde veya farklı mahkemelerde açılmasına karşın aralarında irtibat bulunduğu gerekçesi ile Ergenekon davası ile birleştirildiği, nihayetinde Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesine el bombası atılması, Cumhuriyet Gazetesine molotof kokteyli atılması, Fener Rum Patriği Bartholomeos’a suikast iddiası, Sivas Ermeni cemaati lideri Minas DURMAZGÜLER’e suikast plânına ilişkin 2 ayrı iddianame, Avukat Yusuf ERİKEL ve yayıncı Hayri BİLDİK’in aralarında bulunduğu ve kamuoyunda “Kayseri Ergenekon’u”olarak bilinen davaların da Ergenekon dava dosyasıyla birleştirildiği, Yargılamaya İkinci Ergenekon dava dosyası üzerinden devam edildiği, Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İlker BAŞBUĞ’un, İrticayla Mücadele Eylem Plânı davası kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ve terör örgütü yöneticisi olmak suçundan tutuklandığı, bu iddianamenin de Ergenekon davası ile birleştirilmesi üzerine Ergenekon davası sanığı olduğu, sonuç olarak dava dosyasında toplam 23 iddianamenin birleştirilerek ‘Ergenekon dava dosyası’ adı altında görülmeye başlandığı, böylece emekli orgeneraller İlker BAŞBUĞ, Mehmet Şener ERUYGUR, Hurşit TOLON, Tuncer KILINÇ, Kemal YAVUZ, Hasan IĞSIZ, emekli Tuğgeneraller Veli KÜÇÜK ve Levent ERSÖZ, emekli Albay Arif DOĞAN, Gazeteciler Mustafa BALBAY, Tuncay ÖZKAN, ATO eski Başkanı Sinan AYGÜN, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele eski şube müdürü Adil Serdar SAÇAN, Anayasa Mahkemesi eski başkanvekili Osman PAKSÜT’ün eşi Ferda PAKSÜT gibi kamuoyunun yakından tanıdığı birçok ismin, aynı davanın sanıkları olarak yargılandıkları, yargılama sürecinde, Mustafa BALBAY ve Tuncay ÖZKAN ile 03/11/1975'de Türkiye'deki ilk organ nakli ameliyatını gerçekleştiren ve geçtiğimiz günlerde Hong-Kong'ta toplanan Dünya Organ Nakli Derneği Kongresi'nde oybirliği ile başkanlığa seçilerek ülkemiz adına bir gurur yaşatan Mehmet HABERAL’ın milletvekili seçilmelerine rağmen, yargılamayı yapan ilk derece mahkemesinin, bu nedene dayalı tahliye taleplerinin reddine karar verdiği, mahkeme başkanı Köksal ŞENGÜN’ün karara muhalefet şerhi koyması nedeniyle dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından Bolu iline düz hâkim olarak sürgün edildiği, tahliye taleplerini reddeden üye hâkimlerin müfettiş Fevzi ALKAN tarafından verilen "beklenenin üzerinde" derecesindeki sicil notuyla ödüllendirildiği, aynı şekilde HSYK tarafından üyelerden Hasan Hüseyin ÖZESE'nin mahkeme başkanlığı görevine yükseltildiği, soruşturma ve kovuşturmaların temelinin gizli tanık ifadelerine dayandırıldığı, gizli tanıklardan Deniz’in kimliğini açıklayarak gizli kalmak istemediğini söylediği ve Deniz kod adıyla ifadesi alınan tanığın PKK terör örgütü eski yöneticilerinden Şemdin SAKIK, gizli tanık 9 olarak ifadesine başvurulan kişinin ise dava sanıklarından Osman YILDIRIM olduğunun tespit edildiği, Yargılamayı yapan ilk derece mahkemesinin, Ergenekon terör örgütünün varlığını kabul ettikten sonra yargılanan kişilerin önemli bir kısmını isnat edilen suçları işledikleri kanaatiyle sanıkları uzun süreli hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları ile cezalandırdığı, uzun süren tutukluluk ve yargılama önemli bir sorun haline geldiğinden yapılan kanun değişikliklerine rağmen FETÖ/PDY üyesi hâkimlerce tutukluluk durumları devam ettirilen kişilerin ancak bireysel başvuru yolunu kullanarak Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile tahliye edilebildikleri, Ergenekon davası olarak bilinen davalar demeti sonrası verilen hükümlerin Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesince temyizen incelendiği ve 21/04/2016 günü karara bağlandığı, Dairenin bir hukuk manifestosu niteliğindeki bozma ilâmı ile; Ergenekon Terör Örgütünün liderinin belli olmadığı, örgütün kim tarafından kimlerle nerede ne zaman kurulduğuna dair bir tespite yer verilmediği, hiyerarşisinin belirsiz olduğu, bu örgütün işlediği iddia edilen suçların neler olduğunun delilleri ile birlikte ortaya konulamadığı, delillerin hukuka aykırı şekilde toplandığı, adil bir yargılama yapılmadığı, Yüce Divan'da yargılanması gereken Genelkurmay eski Başkanı İlker BAŞBUĞ’un görevli ve yetkili olmadığı halde ilk derece mahkemesinde yargılanmasının çok açık bir hukuka aykırılık olduğu, Danıştay’a yapılan baskında meydana gelen ölümler ile Ergenekon terör örgütünün ilgisinin bulunmadığı, bu davalar arasında herhangi bir irtibat bulunmadığı halde birleştirilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, Danıştay saldırısıyla ilgili davanın bu dosya ile ile birleştirilmesinin Ergenekon terör örgütüne silah unsuru katabilme amacına mâtuf olduğunun ve birbiri ile ilgisiz 23 farklı davanın tek bir dosyada birleştirilerek mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu tespitlerine yer verildiği anlaşılmıştır. 17-) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesi'nce İnceleme İzni Verilen ve Kamuoyunda "Usulsüz Dinlemeler" Olarak Bilinen Dosyada Özetle; FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı bazı hâkimlerin, tüm ülke çapında gerçekleştirilen soruşturmalar neticesinde FETÖ/PDY mensubu olmak, sahte talep evrakları tanzim etmek ve diğer suçlardan haklarında kamu davaları açılan kolluk görevlilerinin; terör faaliyetleri, organize suç örgütleri, uyuşturucu ve kaçakçılık suçları, Ergenekon, DHKPC ve İBDA-C terör örgütleri gibi oluşumlarla mücadele bahanesiyle yaptıkları talepler kapsamında aralarında bakanlar, bürokratlar, milletvekilleri, valiler, kaymakamlar, siyasi parti il ve ilçe başkanları, emniyet müdürleri, emniyet amirleri, polis memurları, savcılar, hâkimler, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, belediye başkanları, öğretim görevlileri, sivil toplum kuruluşları yöneticileri ile iş adamlarının bulunduğu kişilerin iletişimlerinin usul ve yasaya aykırı olarak tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına sebebiyet verdikleri, Oysa, demokratik hukuk devletinin varlığını tehdit eden terör odaklarının zamanında teşhisi, gerçekleştirilmesi düşünülen eylemlere hazırlık aşamasında engel olunabilmesi için, genel kolluk kuvvetlerinin sahip oldukları yetkilerin, taktik ve stratejilerini devamlı olarak değiştiren suç/terör örgütlerinin devlete karşı yönelen tehdit ve tehlikelerini etkin bir şekilde önleyici ve bertaraf edici mahiyette olması zorunlu ise de, demokratik hukuk devletlerinde kişi hak ve özgürlüklerinin, özünü zedeleyen veya aşırı şekilde sınırlayan müdahalelere karşı yasal düzenlemelerle korunması da hukuk devleti ilkesinin en tabii ve zaruri sonucudur. PVSK'nın Ek 7, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 6'ncı ve Jandarma Teşkilat ve Görevleri Kanunu’nun Ek 5'inci maddelerinde hâkim kararı veya hâkim onayı şeklinde düzenlenen yasal unsur Anayasamızın 22'nci maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin sağlanmasına ve böylece hukuk devleti ilkesini gerçekleştirmeye mâtuftur. Adli dinlemelerin yanı sıra istihbari mahiyetteki iletişim tespitinin de ancak hâkim kararı ile icra edilebilmesi, kolluk kuvvetlerinin her idari işlem ve eylemde temel amaç olan kamu yararından uzaklaşmasını ve keyfilik teşkil eden taleplerini engellemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede hâkim, Anayasal teminat altında bulunan haberleşme hürriyetini muhafaza için; kolluk görevlilerinden gelen iletişimin denetlenmesi taleplerine dair tüm dayanak belgeleri ayrıntılı ve titiz şekilde incelemeli, talepleri yeterli ve gerekli denetimi icra etmeksizin kabul etmekten kaçınmalı, hukuka ve maddi gerçeğe aykırı iletişimin denetlenmesi taleplerini belirleyerek reddetmeli, tüm yönleriyle hukukilik denetimini icra etmelidir. Bu denetimin hiç veya gereği gibi yapılmaması iletişim denetlenmesine yönelik Anayasa ve yasalarla hukuk devleti ilkesini gerçekleştirmek üzere getirilmiş olan hâkim denetimi müessesesine aykırılık teşkil edeceği ve böyle bir durumda insiyatifi tüm yönleriyle eline geçiren kötü niyetli kolluk görevlilerince maddi gerçeğe aykırı iletişim denetlenmesine sebebiyet verileceği muhakkaktır. İnceleme ve soruşturma emrine konu somut olayda, karar mercileri tarafından hukukilik denetimi yerine getirilmeyerek maddi gerçekle bağdaşmayan talepler üzerine verilen iletişimin denetlenmesi kararları sistematik bir şekilde tüm ülke geneline yayılmış ve çok sayıda kişinin haberleşme hürriyetine ve özel hayatının gizliliğine hukuka aykırı şekilde müdahale edilmiştir. Örnek babından olmak üzere yukarıda kısaca açıklanan soruşturma dosyalarının yanı sıra bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'ne yansıyan 17-25 Aralık dosyası, usulsüz tahliye dosyası, kozmik oda dosyası, selam tevhit dosyası, MİT tırları dosyası, casusluk dosyası v.s. gibi soruşturmalarda, ilgililer hakkında disiplin cezaları tayin edilmeden önce ve ceza tayini sonrasında sosyal medya ortamında başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere kabine üyelerini zan altında bırakacak, hakaret ve iftira niteliği taşıyan, FETÖ/PDY terör örgütü mensupları tarafından yapılan usule aykırı iş ve işlemleri öven, bunlara karşı işlem tesis eden devletin Anayasal kurumları ile bu kurumlardaki kamu görevlilerini suçlayıcı, aşağılayıcı, tehdit edici nitelikte sözlerle kamuoyunda farklı bir algı oluşturmak suretiyle FETÖ/PDY'nin amaçlarına hizmet eden paylaşımlarda bulundukları (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/123 Esas, 2015/153 Esas, 2015/188 Esas, 2016/109 Esas, 2016/110 Esas, 2015/176 Esas, 2015/179 Esas, 2015/107 Esas, 2015/183 Esas.... sayılı dosyaları), birçok hâkim ve Cumhuriyet savcısının da paylaşımlara destek verdiği, bu şekilde fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na intikal eden soruşturma dosyalarıyla sabittir.

 

V- İÇ HUKUKUMUZDAKİ DÜZENLEMELER VE MEVZUAT HÜKÜMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ : Anayasanın Başlangıç kısmında yer alan ilkeler, “Cumhuriyetin nitelikleri” kenar başlıklı 2'nci maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5'inci maddesi, “Egemenlik” kenar başlıklı 6'ncı maddesi, “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” kenar başlıklı 15'inci maddesi, Anayasa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisinin “Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme” yetkisini düzenleyen 91'inci maddesi, Cumhurbaşkanı’nın “görev ve yetkileri”ni düzenleyen 104'üncü maddesi, “Olağanüstü yönetim usulleri”nden “Şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması sebepleriyle olağanüstü hâl ilânı”nı düzenleyen 120'nci maddesi, “Olağanüstü hâllerle ilgili düzenleme” başlıklı 121'inci maddesi, idarenin eylem ve işlemlerine karşı “yargı yolu”nu düzenleyen 125'inci maddesi, Anayasa Mahkemesinin “görev ve yetkileri”ni düzenleyen 148'inci maddesi, “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138'inci maddesi, “Hâkimlik ve savcılık teminatı” başlıklı 139'uncu maddesi, 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu’nun 1., 2., 3. ve 4'üncü maddeleri, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 1., 3. ve 4'üncü maddelerinde yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde: Anayasa Mahkemesinin 04/08/2016 tarih, 2016/6 (Değişik İşler) ve 2016/12 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; Anayasa’nın Başlangıç’ında milletin iradesinin mutlak üstünlüğüne vurgu yapılarak egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu, egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, Anayasa’da gösterilen “hürriyetçi demokrasi” ve “bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni” dışına çıkamayacağı ilkesel olarak belirtildiği, Anayasa’nın 2'nci maddesinde “başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanma” ve “insan haklarına saygılı demokratik bir hukuk devleti olma” Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri arasında sayıldığı, Anayasa’nın Başlangıç’ında ilkesel düzeyde ifade edilen egemenlikle ilgili hususlara 6'ncı maddesinde hüküm düzeyinde yer verildiği ve bu madde uyarınca, egemenliğin, kayıtsız şartsız Millete ait olduğu, Türk Milletinin, egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre, “yetkili organları eliyle” kullanacağının, Egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette hiçbir “kişiye”, “zümreye” veya “sınıfa” bırakılamayacağının, hiçbir kimse veya organın “kaynağını Anayasa’dan almayan” bir Devlet yetkisi kullanamayacağının hüküm altına alındığı, Demokratik anayasal düzenin temel kurallarını ve kurumlarını ortaya koyan Anayasa’nın Birinci Kısmında belirtilen “genel esaslar”, İkinci Kısmında “temel hak ve ödevler”, Üçüncü kısmında ise “Cumhuriyetin temel organları”nın düzenlendiği, Üçüncü Kısımda milletin, egemenliğini onlar eliyle kullanacağı Cumhuriyetin temel organlarının; “yasama” erki yönünden Türkiye Büyük Millet Meclisi (75 ve devamı maddeler), “yürütme” erki yönünden Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu (101 ve devamı maddeler), “yargı” erki yönünden bağımsız ve tarafsız mahkemeler (138 ve devamı maddeler) olarak belirtildiği, Anayasa’nın Başlangıç’ında yer verilen ilkeler, 2'nci maddesinde sayılan devletin nitelikleri, 6'ncı maddesinde düzenlenen egemenliğin aidiyeti ve kullanılma şekli ile Anayasa’nın sistematiği birlikte dikkate alındığında; “egemenlik”, “egemenliğin kullanılış şekli”, “milletin iradesi”, “demokrasi”, “hukuk devleti” ve “insan hakları” arasında birbirleriyle ayrılmaz bağ kurulduğu, buna göre tüm medeni toplumlarda olduğu gibi egemenliğin kaynağının millet olacağı, egemenliğin doğrudan veya dolaylı olarak milletin iradesiyle yetkilendirilen organlar eliyle kullanılacağı, millet iradesinin demokratik bir düzende ortaya çıkacağı, egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanımı hukuk devleti ilkesi başta olmak üzere demokrasinin ilkelerine uygun ve insan haklarına saygı gösterilerek gerçekleştirileceği hususlarının açık olduğu, Darbe teşebbüsünün, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışması olduğu, darbenin gerçekleşmesi halinde demokratik anayasal düzen ve milletin iradesinin üstünlüğünün ortadan kalkacağının, demokratik düzende millete ve dolayısıyla da onu oluşturan her bir bireye ait olan egemenliğin bir grup zorbanın eline geçeceğinin, bu durumda demokrasiden ve hukuk devletinden söz etmenin mümkün olamayacağının ve böyle bir düzende bireylerin temel hak ve hürriyetlerini güvence altına alacak bir mekanizmanın bulunmayacağının tartışma götürmeyeceği, Açıklanan nedenlerle darbe teşebbüslerinin, Anayasa’da belirlenen demokratik toplum düzeninin olmazsa olmaz ilkeleri olan “egemenliğin millete ait olması”, “egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanılması”, “egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı”, “hiçbir kimsenin veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı”, “demokrasi”, “hukuk devleti” ve “insan haklarına saygı” ilkelerine açık ve ağır saldırı teşkil ettiği, bu yönüyle demokratik bir toplumun karşılaşabileceği en ağır tehditlerden birinin, belki de en ağırının darbe teşebbüsleri olduğunun söylenebileceği, 15/07/2016 gecesi meydana gelen darbe teşebbüsünün demokratik anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdidin büyüklüğünü değerlendirmek bakımından, engellenmiş olan bu teşebbüsün somut olarak meydana getirdiği zararların tek başına dikkate alınmasının yeterli olmadığı, darbe teşebbüsünün kısa sürede engellenememiş olması ya da darbenin gerçekleşmesi halinde oluşabilecek risklerin de göz önünde bulundurulması gerektiği, son zamanlarda tanık olunan yakın çevremizdeki ülkelerin durumu, devlet otoritesinin ortadan kalkması halinde bırakın demokratik bir düzende yaşamayı insanların en temel haklarının her gün saldırı altında olduğu bir düzensizlik ve kargaşa ortamının acı örnekleri olarak dünya kamuoyunun gözü önünde durduğu, darbe teşebbüsünün, ülkemizin birçok terör örgütünün açık hedefi olduğu günlerde gerçekleştirilmesinin bu riskin ağırlığını daha da artırdığı, Bütün bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında, darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan “milli güvenlik” yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğu, milli güvenliğin, Anayasa’da ve insan haklarının korunmasına ilişkin birçok uluslararası belgede, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sebepleri arasında sayıldığı, güvenliğin olmadığı yerde demokratik düzeni sürdürme ve özgürlükleri hayata geçirebilmenin mümkün olmadığı, açıklanan nedenlerle şimdiden Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine ve milli güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri, belki de en ağırı olduğu sonucuna varmak gerektiği açıktır. Darbe teşebbüsü fiilen engellenmiş olmakla birlikte bu teşebbüsün demokratik anayasal düzene, temel hak ve hürriyetler ile milli güvenliğe yönelik oluşturduğu tehlikenin tamamen ortadan kaldırılması ve benzer teşebbüslerin önüne geçecek tedbirler alınması devletin sadece yetkisinde olan bir husus değil, Anayasa’nın 5'inci maddesi gereğince bireylere ve topluma karşı ertelenemeyecek bir sorumluluğu ve görevidir. Bazı durumlarda devletin, demokratik anayasal düzene, temel hak ve hürriyetler ile milli güvenliğe yönelik tehditleri ortadan kaldırması olağan yönetim usulleriyle mümkün olmayabilir. Dolayısıyla bu tehditler ortadan kaldırılıncaya kadar olağanüstü yönetim usullerinin uygulanması gerekebilir. Anayasa’da buna imkân tanımak üzere “olağanüstü yönetim usulleri” öngörülmüş olup bunlardan biri de Anayasa’nın 120'nci maddesinde düzenlenen “olağanüstü hâl ilânı”dır. Anayasa’nın 120'nci maddesi uyarınca “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini” veya “temel hak ve hürriyetleri” ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, MGK’nın da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hâl ilan edebilir. Nitekim darbe teşebbüsünün fiilen engellenmesinden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, MGK’nın da görüşünü aldıktan sonra 21/07/2016 tarihinde saat 01.00’dan itibaren geçerli olmak üzere yurdun bütününde doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, bu karar aynı gün TBMM Genel Kurulu tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl süresince, demokratik anayasal düzen ile temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik tehditleri bertaraf etmek için Anayasa’da tanınan imkânlardan biri de 121'inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna “olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda” KHK çıkarma yetkisi verilmesidir. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı KHK’yı çıkarmıştır. KHK’nın genel gerekçesinden ve içerdiği düzenlemelerden şu hususlar anlaşılmaktadır: a) Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından, darbe teşebbüsünün “TSK içinde örgütlenmiş FETÖ/PDY mensupları, bunlarla birlikte hareket eden bazı kamu görevlileri ve sivil unsurlar” tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. b) FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen darbe teşebbüsünün tamamen sonlandırılması ve benzer bir müdahale teşebbüsünün tekrarlanmaması, genel olarak FETÖ/PDY’nin demokratik anayasal düzen ile temel hak ve hürriyetlere yönelik tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, bu kapsamda yapılacak mücadelenin daha etkin bir şekilde sürdürülebilmesi amaçlanmıştır. c) Bu amaç doğrultusunda FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen eğitim kurumları, sağlık kuruluşları, sendikalar, vakıflar ve dernekler gibi tüm kurum ve kuruluşların kapatılması; terör örgütlerine veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensupları dâhil tüm kamu çalışanlarının meslekten veya kamu görevinden çıkarılması; bazı suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların etkililiğinin artırılması yönünde tedbirler öngörülmüştür. KHK’nın 3'üncü maddesinde yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlardan; 4'üncü maddesinde ise bunlar dışındaki tüm kamu personelinden (işçiler dâhil) “terör örgütlerine veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara” üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan maddelerde, görevine son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır. Olağanüstü hâli gerekli kılan konu, 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3'üncü ve 4'üncü maddelerinde düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve mahiyeti birlikte dikkate alındığında, anılan tedbirler vasıtasıyla başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütlerine veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin tamamının tüm kamu kurum ve kuruluşlarından çıkarılması sonucuna ulaşılmak istendiği anlaşılmaktadır. Buna göre; KHK’nın 3'üncü ve 4'üncü maddelerinde öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarma; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğindedir. FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olması, potansiyel (olası) tehdidi var olan (mevcut) tehlikeye dönüştürmüş, demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasını zorunlu kılmıştır. Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim KHK’nın 3 üncü maddesinde yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasına ilişkin tedbirin gerekçesi şu şekilde ifade edilmiştir: “Anayasanın 139 uncu maddesinde hâkimlik ve savcılık teminatı düzenlenerek azlolunamayacakları hükme bağlanmış ise de, aynı maddede meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklı tutulmuştur. Benzer düzenleme 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 44 üncü maddesinde de yer almaktadır. 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Anayasanın 138 inci maddesine göre Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesi en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermektedir. Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığı, vatandaşların yine Anayasanın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasanın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenleme yapılmaktadır.”

 

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun, 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesi uyarınca yapacağı değerlendirmenin, adli suç ya da disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturması niteliğinde olmadığı, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan Milli Güvenlik Kurulu kararlarında ifade edildiği şekliyle “Paralel Devlet Yapılanması” ile “üyelik”, “mensubiyet”, “iltisak” veya “irtibat” şeklinde herhangi bir bağlantılarının bulunup bulunmadığına ilişkin olup somut olayın yukarıda ifade edilen özellikleri, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, soruşturma sürecinde samimi şekilde itirafta bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda; ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca MESLEKTE KALMALARININ UYGUN OLMADIĞINA ve ayrı ayrı olmak üzere MESLEKTEN ÇIKARILMALARINA, 6087 sayılı Kanun’un 33'üncü maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren on gün içerisinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulabileceğine, HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU GENEL KURUL KARARI Karar No 2016/440 Tutanak No 22 Karar Tarihi 15/11/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Mehmet YILMAZ - Taci BAYHAN -Kenan İPEK ( BAŞKANVEKİLİ ) Yakup ATA - Alp ARSLAN -Mehmet DURGUN -Metin YANDIRMAZ -Ömer KERKEZ- Halil KOÇ -Hayriye ŞİRİN ÜNSEL- Emin SINMAZ -Muharrem ÖZKAYA- Aysel DEMİREL -Rasim AYTİN -Ramazan KAYA - Ömür TOPAÇ- İsa ÇELİK

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız »

Bu haberi Faceboook'ta paylaş

Yayınlanma Tarihi: 20.11.2016
Av.AHMET ÇOLAK

Siz de Yorum Yazın










Güvenlik Kodu




LÜTFEN DİKKAT!!!

Yukarıdaki Güvenlik kodunu girmemeniz halinde sistem yorumunuzu otomatik olarak reddedecektir.